President Erdoğan

PAYLAŞ

Başbakan Tayyip Erdoğan partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü açıkladı. Böylece cumhurbaşkanlığı seçimleri ve ardından gelecek olan genel seçimlerden sonra Türkiye’yi önümüzdeki yıllarda yönetecek kadrolar belirlenmiş olacak.


Aslında iktidardaki partinin, mecliste cumhurbaşkanını tek başına seçebilecek çoğunluğa sahip olması, Türkiye’nin gelecek günlerinin nasıl şekilleneceği konusunda ipuçları veriyor.


Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına adaylığını koymadı. Çünkü Türkiye’de cumhurbaşkanlığının icra yetkisinin olmaması Tayyip Erdoğan’ın kişiliği için uygun değildir. Şu anda onun için icra yetkisi olan başbakanlık, cumhurbaşkanlığından daha uygun bir makamdır.


Gerçi cumhurbaşkanlığı makamı, devletin önemli noktalarındaki kadroların belirlenmesinde birinci dereceden etkilidir. Örneğin, Genel Kurmay Başkanlığı gibi önemli konumlara kimlerin geleceğinin belirlenmesi cumhurbaşkanının onayı ve takdirine bağlıdır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi üyeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri, Danıştay üyelerinin bir kısmı, YÖK Başkanı ve valilerin ataması gibi önemli atamalar da cumhurbaşkanının imzası olmadan yapılamaz.


Kuşkusuz ki AKP, kendi kadrosunu oluşturmakta önünde tek engel olan Ahmet Necdet Sezer’in yerine Abdullah Gül’ün gelmesiyle rahatlayacaktır.


Ancak Tayyip Erdoğan kadrosunu kurmakla yetinmeyecektir. O kendi partisinden ve düşünce yapısından gelen cumhurbaşkanı kozunu kullanarak, cumhurbaşkanlığı makamının yerine başkanlık rejimini getirmek isteyecektir. Tayyip Erdoğan’ın amacı ve hayali 11. cumhurbaşkanı olmaktan çok, ilk başkan olmaktır.


Çünkü başkanlık sistemi icra ile denetimin aynı elde toplanması anlamına gelmektedir.


Görünen o ki, Türkiye’de “president Özal” sözüyle gündeme gelen, daha sonra da Süleyman Demirel’in hayali olan başkanlık tartışması Tayyip Erdoğan’la yeniden başlayacaktır.


Zaten kamuoyu taa Özal’dan bu yana başkanlık sistemi fikrine alıştırıldı, hatta
bir takım konuşmalarla kamuoyunun nabzı bile tutuldu.


Başkanlık sistemi biz Türkler için doğru bir seçim olabilir ama, Türkiye Cumhuriyeti için yanlıştır. Bugüne kadar hep bir baş altında yönetildiğimiz için bu sisteme sıcak bakabiliriz. Ancak, bu günümüz şartlarında daha çok İslamcılara yarayacaktır.


Başkan, başbakan ve cumhurbaşkanının tüm yetkilerini elinde toplayan kişidir.
Örneğin Bush, ABD Anayayasının yürütme organına verdiği bütün yetkileri kullanabilir. Seçim yoluyla iş başına geldiği için, yetkilerinin geçerliğini ve kaynağını doğrudan doğruya Amerikan halkından alan Bush’un vermiş olduğu kararlardan dolayı görevinden uzaklaştırılması imkansız gibi. Elbette ki yargı yoluyla görevden alınması mümkün ama, bunun için de “vatana ihanet”, “rüşvet”, kamu malına zarar vermek” gibi suçlar işlemesi gerekir.


Başkan, yürütme yetkisini senatonun onayı ile atadığı sekreterleri aracılığıyla kullanır ama, bu sekreterlerin herhangi bir yetkisi yoktur. Bu konu hakkında verilen bir örnek vardır. Abraham Lincoln, vermiş olduğu bir karara muhalefet eden yedi sekreterine “Yedi hayır, bir evet. Evetler galiptir” diyerek gücünü göstermiştir.


ABD’de 200 yıldan daha fazla zamandır başarıyla sürdürülen bu sistemi uygulayan diğer ülkelerde durum daha farklı. Bu ülkelerde başkanlara verilen geniş yetkiler genellikle kötüye kullanılmış ve başkanlar çok kısa bir süre sonra diktatöre dönüşmüş. ABD’de diktatör çıkmıyor. Çünkü siyasal ve toplumsal yapısı başkanlık sistemini uygulamaya uygun. Bugüne kadar Amerikan halkının özgürlük ve demokrasi bilinci bu sistemin kötüye kullanılmasını engellemiş. Bunun dışındaki ülkelerde, özellikle de Güney Amerika ülkelerinde bu sağlanamıyor. Bu yüzden oralarda başkanlık sistemi diktatör taslağı yetiştiriyor. Bizde ise diktatör mollalar yetiştirme olasılığı daha fazla.


Aslında Başbakan Erdoğan’ın ‘Öyle bir karar alacağız ki farklılığımız herkesi şaşırtacak, Türk siyasetini şoke edeceğiz’ açıklamasının sonucunda aday olarak Abdullah Gül’ün çıkması kamuoyunu şaşırtmadı. Peki Erdoğan “şoke edeceğiz” derken neyi anlatmak istiyordu?


Acaba Erdoğan, seçime gidip, tek başına iktidara gelmeyi ve meclisteki büyük çoğunlukla başkanlık sistemine geçmeyi mi planlıyor? Yoksa bunu yapmak için seçimleri beklemeyecek mi?


Eğer bunu planlıyorsa daha önce başbakanlık koltuğunu Tayyip Erdoğan’a bırakan Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı koltuğunu da Tayyip Erdoğan’a bırakmaktan rahatsız olmayacaktır.


Hani bazı kişiler vardır, soğuk havada bir yere oturmadan önce o yere birini oturttururlar, böylece oturacakları yerin ısınmasını sağlarlar. Ya da sıcacık yatakta uyuyabilmek için, yatağa önce karısını ya da kocasını sokanlar vardır. Bir de İngiltere’de lordlar, ilk yanış sırasında tütünle birlikte yanan tahtanın tadını almamak için, yeni pipo aldıklarında onu bahçıvanlarına kullandırtırlar. Bir süre sonra piponun içi katran tutarak ahşap yanmaz hale gelir. O zaman efendi pipoyu alır, ağızlığını değiştirir ve içmeye başlar. Bilmiyorum bu durum size tanıdık geldi mi?


Bir de, eğer bu olursa, Türk siyaset tarihindeki en unutulmaz hareket olacağı kesindir. Hani doksana atılan gol gibi. Atan da unutulmayacaktır, yiyen de…


 

CEVAP VER