Prof. Dr. Gülten Günel Hocanın Anısına

PAYLAŞ

Her insan birbirinden etkilenir, ben genelde beni zenginleştirecek insanlar ile konuşmaktan hoşlanırım. Gülten Hocam da etkilendiğim ve sohbetlerinden zenginleştiğim kişiliklerden biriydi.


Hocamı gıyaben tanıyordum ancak kimdir, nasıl biridir, bilmezdim. 1999 yılı sonlarına doğru bir gün kapım çalındı, üniversitemizde gördüğüm ağır insan edasındaki hocam kendisini tanıtarak içeri girdi. Kapının dışındaki anahtarımı çıkararak, “kesinlikle anahtarı kapının üzerinde bırakmayın, sakınca oluşturur” diyerek selam verdi. “Üniversitemizde yazı yazan ancak tanımadığım kişiyi merak ettiğim için sizinle tanışmaya geldim” dedi. Ben de kendilerini gıyaben tanıdığım için saygıyla karşıladım. Kısa süren karşılıklı konuşmamızda satır aralarında ciddi, saygılı ve bir çok konuya duyarlı bir kişiliğe sahip olduğunu anladım. Zamanla tanıdıkça hocanın duygusal zenginliğini, bilge ve iyimserlik yüklü yapısını, her olaya ciddiyetle yaklaşımını gördüm. En ince ayrıntıya kadar inebilen, bilimsel bakış açısını yaşamı ile bütünleştirmişti. Aydın bir Türk kadını olarak kendisinin sohbetlerinden çok yararlandık.


Hoca çok iyimserdi. Her olayda “siz size düşeni yapın, gerisi onların olsun” derdi.


Çok erken yaşlarda, ilkokul çağlarından başlayarak okumaya ve düşünmeye önem verdiğini ve felsefi tartışmalardan hoşlandığını belirtiyordu. İyi bir insan gözlemcisiydi. İnsanı kısa sürede analiz ederdi. Son derece ince bir diplomasi özelliğine sahipti. Konuşmalarına çok dikkat eder, sözlerini süsleyerek sürdürüyordu. Ne söyleyeceğini çok ince düşünerek konuşurdu. Söyleyeceği sözünü karşı tarafı rencide etmeden uygun bir dil ile söylerdi.


Son derece titiz ve dakik bir insandı. Düzene önem veren bir anlayışa sahipti. Odama her gelişinde anahtarlarımı kapıdan alır, iç tarafa takmamı önerirdi. Kısa sürede üniversite ve dünya sorunlarına ortak pencereden baktığımız için dost olmuştuk. Zaman zaman ailece görüşür olmuştuk. Bir gün adeta ne kadar güzel yemek hazırladığını göstermek için evine davet etmişti ailece bizi. Evinin de kafası gibi pırıl pırıl düzen içinde olduğunu hatırlıyorum.


Hocanın en önemli özelliklerinden biri de insanları kucaklamasını biliyordu.


Bir anne gibi davranıyordu. Kızlarına çok düşkündü. Onlar için yapamayacağı bir şey yoktu. Kızlarının cenazedeki duygusal konuşmaları herkesi derinden etkilemişti. Anne olarak çocukları ile olan ilişkilerini önemini ve öğretilerini vurguluyorlardı. Gerçekten törende kızlarını dinlerken çocuklarını ne kadar iyi eğittiğini ve iyi bir anne olduğunu daha iyi anladım. İnsanları kucaklayan onları bir araya getirmesini bilen, sorunları konuşarak çözmesini başarabilen bir insandı.


Köy Enstitülerinin Mimarı Eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan-Ali Yücel “Ölüm mutlaka varılacak bir uçtur. Ölmeden değil, iz bırakmadan ölüşten korkmalıyız”. Gülten hoca gerçekten arkadaşlarının belirttiği gibi iz bırakanlardan biriydi. Ülkesinin sorunlarını kendi sorunu olarak görüyordu. Bir şeyler yapmanın heyecanı ile çırpınıyordu. Zaman zaman üniversite sorunlarını konuşuyorduk. Belki de geçmişte yaşadığı süreçlerin de etkisi ile başarması gerekenler olduğunu belirtiyordu. İkinci defa dekan olduktan sonra yaptıkları ve yapmak istedikleri konusunda yemekhanede her görüşmemizde bizlere bilgi aktarırdı.


Tabii önemli olan uzun yaşamak değil, kaliteli yaşamaktır. Montaigne “Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır” der. Sanırım kısa sürede tanıdığım Gülten hoca coşkulu yaşayanlardandı. Yaşamında çok badirelerin olduğunu ancak her şeye rağmen yaşamın güzelliğine inanan ve onun yaşanması gerektiğini söylüyordu. Zaman zaman üniversite sorunlarını kritik ettiğimiz sohbetlerde sıkıntılarını anlıyorduk. Yöneticilik yaptığı için zaman zaman istenmeyen süreçler ile karşılaştığını his ediyorduk. Ancak bu tür konuları pek konuşmazdı. Tanıyanlar bilir, çoğunlukla yaşadığı sorunlar olduğunu hissettirirdi, ancak hiçbir zaman bunu kullanmazdı. Çoğunlukla sorunları içinde saklardı.


Hoca sürekli doğruluktan ve dürüstlükten bahsediyordu. Gururlu bir yapıdaydı. Aynı zamanda da mücadeleciydi ve yılmadı. Adamına göre davranmak, makam mevki için her türlü tavizi vermeyi kesinlikle benimsemiyordu. İkili davranmadı, hep dik durdu. Söylemesi gerekeni de kendi usulü ile ince dil tekniği ile söylemesini bildi. İnsan güvenine çok önem veriyordu. Liyakatsizliğe ve sadakatsizliğe çok tepkiliydi. Verdiği sözde durulmasını ve açık davranılmasını bekliyordu. Konuştuğum bir çok dostu, özellikle de lojman çevresindeki dostları hep yardımını gördüklerini belirtiyorlardı. Çevresindeki insanlara mutluluk verdiğini ve dostça davrandığını belirtiyorlardı. Çocuklar ile özellikle ilgilenirdi. Çok kısa sürede iletişe geçer ve kendisni sevdirmesini bilirdi. Yaşamın her yönü ile ilgileniyordu. Bilimsel çalışmaları, üniversite sorunlarına duyarlılığı yanında sosyal yaşamına ve arkadaşlarına da gerekli zamanı ayırabiliyordu.


Hocamın bilimsel çalışmaları hakkında çok bilgim yok, ancak arkadaşlarından öğrendiğm kadarı ile Hocamın bilimsel çalışmaları daha çok yoğun madde fiziği konularını ilgilendirmekteydi. İlgilendiği başlıca araştırma konuları: X Işınları ve Kristal Yapı Çözümü, Piezo Elektrik Kristaller, Güneş Havuzları, Işık Saçılması, Kil Mineralleri ile Radyoaktif  Atıkların Arıtılması, Doğal Radyasyon Sayımı, Doğal Radyasyon Haritası Çalışmaları gibi geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu konularda 43 tane yayın çıkarmıştır. Bunların 24 tanesi yurt içi ve yurtdışı dergilerde yayınlanmış makaleler ve bildiriler,15 tanesi yaptırdığı yüksek lisans ve doktora tezleri 3 adet  ders notu ve 5 adet te Milli Savunma Bakanlığı, Tubitak ve DPT projeleridir.


 Ayrıca bilime bakış açısı ve bilimsel metodolojiye önem verdiğini biliyorduk. Derslerini titizlik ile izlediği öğrencileri tarafından belirtiliyordu.


Üniversitelilik bilinci ile olayları daha geniş bir bakış açısı ile analiz ediyordu. Son derece sabırlı ve sorgulayıcı bir özelliği vardı. Prof. Dr. Erdal İnönü, İnönü Vakfının faaliyetleri için üniversitemizde bulunduğu sıralarda kendileri ile birlikteydim. Fizik Bölümünü ziyaret etmek istemişlerdi. Hocanın bilimsel çalışma alanını ve araştırmaya bakış açısını orada biraz öğrenme şansına sahip oldum.


Belki de en verimli çağında aktif bilim hayatında kopartıldı. Bilim ve üniversite onu kaybetmekle o kadar çok şey yitirdi ki bunu anlatabilmek için üniversitenin ve Fizik bölümünün geçmişini ve yakın süreçlerini bilmek gerekir.


Bugün hocamızı ve dostumuzu hem özlüyoruz hem ihtiyaç duyuyoruz.    


Azerbaycan halk türküsünde ölüm şöyle işlenir:  


Bu dağlar olmasaydı
Sararıp solmasaydı
Bir ayrılık, bir ölüm
Hiç biri olmasaydı.


Gerçekten Gülten Hocamın bilim topluluğu için çok erken yaşta aramızdan ayrılması üniversitemiz için de ağır geliyor. Bu ayrılık sevenlerini ve dostlarını çok üzmüştür.  Hele daha çok yapacakları var iken. Onu çok özlüyoruz, çok özleyeceğiz.


Sanırım Mevlana’ya aittir “kişi ölümüne bir düğün gibi hazırlanmalıdır”. Sanırım Gülten hocamızın cenazesine gelen sevenleri onun ne kadar sevildiğini gösteriyordu.  


“İnsan sevdiklerinden kaçını kaybederse, o kadar defa ölür” diyor Publilius Syrus. Gerçekten üniversitemizde son yıllarda kaybettiğimiz değerli hocalarımızın ölümü her birimizi bir defa daha öldürüyor. Biraz da hocalarımıza haksızlık yapılıyor gibi geliyor bana, verimli çağlarında hastalık ve trafik kazalarına yenik düşerek aramızdan ayrılan hocalarım ve arkadaşlarım bir anda bir film şeridi gibi gözümün önünden geçtiler. Prof. Prof. Dr. Mahmut Sayın, Prof. Dr. Şefik Yeşilsoyu, Yard. Doç. Dr. Harun Köksal, Doç. Dr. Yeter Canıhoşu, Prof. Dr. Erdal Şekeroğlu, Yard. Doç. Dr. Müşerref Atlı, Adnan Yücel ve diğerleri… Hepsinin mekanı cennet olsun. Çok üzülüyoruz ve çok özlüyoruz. Çok erken dönemde aramızdan ayrılmaları ağır geliyor.  


Şair Cahit Sıtkı Tarancı der ki:


Neylesin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak,
Kim bilir nerede, nasıl kaç yaşında?


Gerçekten çok erkendi Gülten hocanın ölümü. O hiç beklemiyordu. Çok mutlu ve umut doluydu. Bu duygularını son nefesine kadar sürdürmüştür. En son geçen 2006 Mart ayında Ankara’ya bazı tetkikler için gideceğim, sonra görüşürüz demişti. Telefonla yaptığımız görüşmede iyi görülüyordu. Ancak amansız hastalık hocamızın yakasını bırakamadı. Aralıklara ya doğrudan arar ya da yakın çalışma arkadaşlarından haber almaya çalışırdık. En son kendisi bizleri aradığında artık kendisinde olayın bilinci ile dostlarını aradığını üzüntü ile düşündüm. Cenaze töreninde diğer yakın görüştüğü insanları da aynı zamanda aradığını öğrendim.


Gülten hocamız, arkadaşımız ve ablamız nur içinde yatsın. 2006 Mart ayında Ankara’ya tedavi için gitti, bir daha da Adana’ya dönemedi. Düzenli evi, işi, öğrencileri, dekanlığı, arkadaşları, dostları ve geleceğe dair güzellikleri Ankara’da kalmıştı. Kısa süreli tanışmamız ve ortak payda da yaşadığımız üniversite atmosferindeki hava gitti, yerine hocamızın hoş anıları kaldı. O zaman yaşam nedir? Ne değildir? Nasıl yaşanmalı? Kimler için, neyin uğrunda yaşanmalı gibi bir çok soru ve derin derin düşünmek.  


Güle güle hocam, ablam…


____________


* Çukurova Üniversitesi. iortas@cu.edu.tr


 

CEVAP VER