Radikal çevrelerde taciz üzerine düşünceler…

gerektiğinin farkındayım. Çünki, yaşanılan her olay, kendi özgünlüğü içinde ele alınıp, soyutlamadan yaklaşılmalı ve  ona göre  çözüm, öneriler geliştirilmelidir.


İkincisi, ben sadece radical grup ve çeverlerde yaşanan istismar ve taciz olaylarında, ne tür tepkiler verilmeli,? Yaklaşımlar nasıl olmalı? Tacize uğrayan ve taciz yapan bireylere nasıl yardımcı olabiliriz? İstismara uğrayan arkadaşımızla dayanışma gösterirken, istismarcıyi dışlamadan , somut bir olayda nasıl tavır alınabilir gibi soruları deşmekten yanayım açıklamaktan çok.  Çünkü, hiç birimiz, yaşadığımız toplumun, cinsiyetci ve güç ilişkilerinden kurtulmuş değiliz. Bu virus, az ya da çok, herkesin içinde barındırdığı bir bela. Taciz yapan bireyi, grubun dışına koymakla olay bitmiyor.


Ayrıca ben, kadınlar üzerinde uygulanan taciz çeşitlerine değineceğim. Bununla, erkekler tacize uğramaz demek istemiyorum. Hepimizin tahmin edeceği gibi, dünyanın neresinde olursak olalım, kadınlara karşı uygulanan şiddetle, erkeklere uygulanan şiddet arasında bir uçurum var. Ben de bir taraf olarak, kendi tecrübe ve deneyimlerim, bilgim ışığında, kadınlar üzerindeki şiddetin bir ucuna değinmek istiyorum.. Bu da anlaşılır birşey, içimizde “Ağır” ya da “hafif” tacizden payını almayan bir kadın olduğunu sanmıyorum.


Yıllardır hem teorik hem pratik çalışmalar yaptım feminizm üzerine. Kadın çalışmaları içinde bulundum. Farklı coğrafyalarda, farklı sosyal, siyasi ve economik geçmişleri olan, farklı tecrübeler yaşamış kadınlarla  deneyimler paylaştım.  Farklılıklarımıza rağmen, dünyanın hemen hemen her yerinde, kadınlara karşı uygulanan şiddet, öyle benzerlikler taşıyordu ki, bu noktada buluştuğumuzu, dilimizin ortak olduğunu derinden hissettim.


Güç ilişkilerine göre kurulmuş yaşamlar içindeyiz hepimiz. Taciz ve şiddet de bu güç ilişkilerinin bir ürünü. Aynı zamanda da çeşitli ve karmaşık. Şöyle ki, aktif- pasif taciz, ekonomik, fiziksel, duygusal, cinsel taciz olarak adlandırabiliriz.
Kadınlar, genel olarak, ekonomik gelir dağılımı, siyasi iktidar, “entellektüel birikim” vb gibi alanlarda, bölüşümün en altlarındaki bir kesim. Ya da böyle olmaları istenen bir kesim. Bu nedenle, sömürü ve şiddete uğramaları  da daha fazla oluyor.


Benim üzerinde durmak istediğim istismar ve taciz olayları, daha çok mürekkep yalamış, eli kalem tutan, solcu aydın, anarşist, aktivist, marksistlerden oluşan, grup ve çevrelerde, gözümüzün önünde, dikkatimizi çekmeden, günlük yaşamda olagelen, sözlü, cinsel, fiziksel istismar ve şiddet olayları. Sokakta dayak yiyen bir arkadaşımızla hepimiz kolayca dayanışma gösterirken, yanıbaşımızda tacize uğrayan arkadaşımız ve yoldaşımızı neden göremeyiz?


Bu arkadaş  kesinlikle böyle birşey yapmaz, asla inanmam! Çığlığı bana hiç yabancı gelmiyor artık. İşte tam da bu cümle, içimizden birinin taciz olayını örtmeye yetiyor. Çünkü bizim tanıdığımız tacizci , genel standartlara uymuyor. Biz onu,  iyi bir insan, örnek bir devrimci, anarşist, aktivist, iyi bir baba, eş, arkadaş, esaslı bir entellektüel, insan hakları ve kadın hakları konusunda kalem oynatan bir “aydın” olarak tanıyor ve “güveniyoruzdur”.  En zor olan nokta da bu. Görünür taciz olayında, bu genellikle fizikseldir, yüzdeki, gözdeki morluklar , olayı fazla didiklemeden anlaşılır kılar. Fakat, yukarıda saydığım gibi, bilgi birikimini, sosyal konumunu, fiziksel cazibe gibi, “üstünlükleri” kullanarak, birlikte olduğu insanı,  sözlü, fiziksel , cinsel, duygusal şekilde taciz eden bireylerde, genellikle tacize uğrayan taraf ya sessiz kalır, ya da bir iki dostu dışında kimseyle paylaşamaz.   “Ispatlayamaz” uğradığı ağır travmayı.


Cinsel tacizin açıktan, meşru olarak işlendiğini hepimiz biliyoruz. Yığınla “ev kadını”, ekonomik zorluklardan ve toplumun baskısından dolayı,  bir kader gibi kendilerine dayatılan evlilik kurumu içinde, meşru cinsel tacize uğrarlar. Çoğumuzca malumdur şu  sözler: “Ne yapalım, ekmek teknesi, gözlerimi kaparım vazifemi yaparım”.  Hiç değilse buradaki durumda, bir bilinc , dayatılan durumun çaresizliğinin sonucu  katlanılmak zorunluluğu vardir.
Ama, “eşit” gibi görünen, “entellektüel anarşist”, aktivist  bireylerin bulunduğu grup ve çevrelerde yaşanan “sahte orgazmlar, sözlü taciz ve tecavüzler,cinsel sömürünün cesitli bicimleri, yatak odalarının dört duvarları arasında, bir köşelerde saklı ve ortaya çıkarilmayi bekliyor hala.


Londra’daki kadın grubunda tartışırken, buna benzer çok yaşanmış olay çıktı karşımıza. Bir çok kadın, geçmiş ilişkilerde, partneri, erkek arkadaşı, yoldaşı tarafından cinsel tacize uğramış.  Fakat,yaşadığı kabusu anlatacak bir ortam,, kanal bulamıyor kadınlar özel uzmanların dışında. Ve kimi olaylarda, bilinç altına itiliyor bu tür travmalar. Ve sonraki ilişkilerinde, bu unuttuğunu sandığı travma, bir şekilde, takip ediyor onları. Bu yüzden çoğu kadın, yalnız olmayı seçiyor. Kimilerinin yaşamı, akıl hastanelerinde son bulurken, kimileri hayata küskün, mutsuz bir yaşam sürdürüyor. Yüzlerce trajik, yaşanmış olay örneği vermek mümkün bu konuda.


Başta da belirttiğim gibi, benim sorguladığım kesim, radikal çevrelerde, eli kalem tutan, soyut konularda ( insan hakları, kadın hakları, toplumsal cinsiyet rolleri vb..) herşeyi aştığını, bildiğini sanan, vicdanından kuşku duymayan bireylerin, cinsiyetçilik, sömürü ve iktidar biçimlerini, kendi somut yaşamlarında ne kadar az sorguladıkları gerçeğidir. Her grup ve çevrede böyle erkekler vardır. Bazi istisnalar dışında,  bu tür şiddet ve taciz olayları hep hasır altı edilir bilerek ya da bilmeyerek.


Somut önermeler:


Sorumluluk almak cesaret ve bilginin yanısıra, yürek ve vicdan gerektirir. Hele bir insana zarar verdiğini  kabul etmek. Bir başkasına zarar verdiğini kabul etmek ve bunu yaparken de teşekkür ve takdir beklememek gerekir elbette. Bu süreç, dürüstlük, samimiyet, bilgi  ve cesaret gerektirdiği gibi, bu tür olayları sorgulayan kanalların açık  olması da  her iki tarafin , kendisini dışlanmadan ortaya koyabilmesine olanak saglar. Ama ilk adım, ne tür şekilde olursa olsun, taciz yapan  bireyin, taciz yaptığını kabullenmesidir. Bundan sonrası ise, neden, niçin gibi soruları gündeme getirecek, uzun bir sorgulama, yüzleşme ve  özgürleşme sürecidir. Önemli olan, bireyin kendisini kayırmadan bu sorgulama sürecine adım atmasıdır.


Örneğin X çevresinde böyle bir olay meydana geldi ve duyuldu. Bu durumda tacize uğrayan tarafın isteklerini, taciz yaptığı öne sürülen bireyin kabul etmesidir.
Ve tacize uğrayan tarafın isteklerine koşul öne sürmeden saygılı davranmalı, hatta aynı evde oturuluyorsa hemen terketmelidir. Bu tutum, hem kendi kendisiyle yüzleşmesi, hem, mağdur olan tarafın yaralarını sarma ve iyileştirme acısından önemlidir. Mağdura uğrayan taraf, tacizciyle hiçbir ilişki ve iletişim kurmama hakkına sahip olmalıdır.
Belki yanlış yere suçlanıyor da olunabilir ama, ne olursa olsun, karşı tarafı can kulağıyla ve samimiyetle dinlemek esas olmalıdır.
Tacize uğrayan taraf, taciz yaptığını düşündüğü tarafla direct değil de arkadaş ve yoldaşlar yoluyla diyalog kurabilir.
Bu durumda, suçlanan tarafın, polemikten kaçınması, olayın dışına çıkmaması, ve kendisine sorulan spesifik soruları, yorumsuz yanıtlaması doğru olur.
Sabırlı olmak çok önemlidir bu süreçte. Belki olayın “aydınlanması” aylar, yıllar alabilir. Bu, tacize uğrayan tarafın, diyaloğa,  cözüm aramaya hazır olup olmadığına bırakılmalıdır.
Bu gibi durumlarda, genellikle tacize uğrayan taraf üzerine mazeretler getirilir. Efendim, o sex işçisidir, o daha önce de bu tür olayları yaşamış ve alışmış. O yalancıdır, o gaydir. O erkek düşmanıdır fılan…


En önemli kaçış yollarından birisi de sessiz protesto yoluna gidilmesidir. Bu, kendi yönünden olayı yorumlamak ve haklı olduğuna inanma tutumudur ki, tacize uğrayan tarafı, olay üzerinde konuşmaktan caydırır.


Arkadaşların arkasına gizlenme: Taciz yapan kişi, kendisini savunan ve ona inanan arkadaşlarından gelen  tepkilere karşı uyanık olmalıdır ki, tersini savunan tarafın  olay hakkında konuşması ve yüzleşmesine olanak sağlansın.


Radikal çevrede, somut bir olay karşısında, bir denge tutturmak, soğukkanlı olmak gibi zorlukların farkındayım. Bana göre en önemli şey, taraflara bölünmeden,  olayın konuşulmasına olanak sağlamak olmalıdır. Taciz yapan kişi ile diyaloğun sürdürülmesi dikkat etmekle  birlikte, tacize uğrayan tarafın  duygu ve düşüncelerine öncelik verilmeli,  taciz yapan birey, ortam ve etkinliklerden uzak tutulmalıdır. Elbette, hiç değilse bir iki insanın, tacizci ile diyaloğu sürdürmesi ideal olur. Aksi halde çevrenin dışına ittiğimizde, başka yerlerde, başka insanlara taşınacaktır virus.


8 Mart yaklaşıyor, yılda birkez de olsa “kadın sorunları” gündeme geliyor. Bu da bir başlangıç olsun şimdilik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here