Çıraktan usta olmaz

Toplumumuzda hızla gelişen kültür yozlaşmasının nedenlerinden biri de Demokrat Parti yönetiminin aklına estiği yerde lise açma siyaseti olmuştur. Artan nüfusun gereklerine göre ortaya atılmış olan bu ucuz siyaset gerçekte bir dumanı doğru çıksın siyasetidir. Durmadan lise açmakla ortaya çıkan başlıca sorun nitelik ve nicelik açısından yeterli eğitimci sağlayamamak sorunuydu. Demokrat Parti’yi oluşturan derlenmiş siyaset adamlarının bu konuda bir kaygısı yoktu. Toplumda her zaman tek adam düzeni geçerli olduğu için baştakinin olur dediğine kimse olmaz demiyordu. İnsanları lise açarak hoşnut etmek bir siyaset oyunu olmuştu. Her şeyin bir çaresi vardır: ortaokul öğretmenleri lisede ders verebilirlerdi. Pekiyi ortaokullarda kimler ders verecekti? O durumda ilkokul öğretmenlerinin ortaokulda ders vermeleri gerekmez miydi? Gerekirdi ve öyle de oldu. Pekiyi ilkokul öğretmenlerini nereden bulacağız gibi saçma bir soruyu sormak gereğini duymayacağınızı sanıyorum.
Günümüzde bir ticaret çılgınlığı görünümü almış olan üniversite açma telaşı benzer bir anlayıştan besleniyor. Epey zaman önce yüksek öğretimden sorumlu bir kişinin televizyon kanallarından birinde şunları söylediğini anımsıyorum: “Biz o zaman yeni açılan üniversitelere harıl harıl öğretim üyesi yetiştirmekle uğraşıyorduk.” Bunu söyleyen kişi öyle sıradan bir kişi değildi, kendi alanının saygın bir bilim adamıydı. Öğretim üyesi dediğimiz adam iyi kötü bir bilim adamıysa onun kabak gibi yetiştirilesi bir şey olmadığı kesindir. Yıllar geçti, aynı koltukta oturan bir başka kişiden geçenlerde benzer sözler işittik. Yeni açılan üniversitelere bilim adamı yetiştirmekteydiler. Bunun nasıl bir şey olduğunu benim dar kafam almıyor. Yıllarca emek harcayarak kendini yetiştirmiş bir bilim adamının bir üniversitede görev almasını anlıyorum ama üniversitelerin dışında duran ve üniversiteleri yönetmekle görevli olan bir garip örgütün öğretim üyesi yetiştirmesini anlayamıyorum. Yaşamakta olduğumuz kültür çöküntüsünde kolaycılık siyasetinin etkisini görmemek için kör olmak gerekir. Bir şeyin iyisiyle kötüsü arasında ya da gerçeğiyle çakması arasında bir ayrım kalmadığı zaman işler iyiden iyiye sarpa sarmış demektir.
Hemen her şeyin çakmasıyla yetinmeye yatkındır insanımız. Bizde bir bez parçasını renk renk boyamaya sıvanmış herkes ressamdır. Kamerayı eline alanın sinemacı, kalemi ele alanın romancı, ileri geri konuşanın “felsefeci”, sahneye adım atan kişinin tiyatrocu olduğu yerde nitelik sorunu diye bir şey yoktur. Tersine, nitelikli insan düzen bozucu sayılır. Bilenden çok bilir gibi yapanı severiz biz. Yedinci dereceden bir memur imparator Wilhelm’in beşinci kuşaktan torunu gibi dolaşır, bu bize ters gelmez. Çalım ve kurum bizim işimizdir. Sen bir değer olmadığın halde adam yerine konulmayı istiyorsan önüne geleni aşağılamalısın, Kişinin içerden gelen tıngırtılara karşın bir bilgin görünümü alması bilgisizliğin koşulladığı ahlaki yetersizliğin bir sonucudur ama bu ülke insanı bunu yadırgamaz, hele adam toplumda pozlarına uygun olarak iyi bir yer kapmayı da becerebilmişse.
Benzer bir tablo siyaset alanında da var. Gerçek siyaset adamı birçok konuda ama özellikle siyaset kuramında derinleşmiş adamdır. Olağan koşullarda siyasetçi tabandan başlar, bilgisi ve görgüsü ölçüsünde yavaş yavaş yukarılara çıkar. Bilgin düzeyinde donanımlı olmasa da insanı azçok tanır. Bulunduğu yere havadan indirilmiş değildir. Bir gece sade yurttaş olarak yatıp sabah ezanla birlikte siyasetçi olarak kalkmış değildir. Bir alanın uzmanıdır, siyasetteki etkinliğini de uzmanlık çalışmalarının üzerine kurmuştur. Ama biz insanın olmamışını o daha çok severiz. Domatesin hıyarın kavunun kebabın baklavanın iyisini severiz. İnsanın iyisi gözümüzü korkutur. Rüşvet almayan, hırsızlık yapmayan, muhbirlik yapmayan, onun bunun ayağını kaydırmayı küçüklük sayan, sürü ahlakına katılmayı kendine yakıştırmayan insan korkunç insandır gözümüzde. Okumaktan çok kulaktan öğrenmeyi, araştırmaktan çok şöyle bir bakıp geçmeyi, yazmaktan çok konuşmayı severiz. “Olmak” ve “sahip olmak” fiillerinin anlatmak istediği her şeyde varız. Ama yaşamı derinine ele almak, bir alanda gerçek bir özenle uzmanlaşmak, bir konuyu bütün yönleriyle araştırmak, iyilikler getirecek bir araştırmaya ömrünü vermek bize göre değil. Yetişmemiş adamı yetişmiş adama yeğ tutarız. Bizim için çırak ustadan iyidir: tehlikesizdir.
Çırak bir gün usta olur ama çıraktan usta olmaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here