Ramallah’da zulüm var…

Ama tanklarla, toplarla ve uzun çizmeli İsrail askerlerinin dürbünlü tüfekleri, el bombaları, makineli tüfekleri ile temelinden çökertilimek isteniyor…ve ölüleri ve yaralıları ile tankların tekerlek ezikleri biribirine karışıyor… ve ıskalanmış barış çağrıları ve kızarmayan yüzler ve sağır kulaklar ve aç çocuklar ve anaların gözyaşları ve cenaze levazımatı…Yani, Amerikan emperyalizmi ve sadık uydularının dehşetli vahşeti…

Ve de tüm dünyanın gözleri önündeki kan, kıyamet…
Zulum!

Tarih, 2002’nin baharı…
Ve Kitabının adı: BÜLBÜL SUSTUĞUNDA’dır…

Filistinli yazar Raja SHEHADEH’in günlüklerinden derleniyor bu kitap. Oyunlaştıranı ise, İskoç yazar David GRİEG…Adı da aynı, içeriği de, oyunun…Bülbül Sustuğunda! Tek kalemden, tek kişilik, tek sahnelik ve tekdüze bir oyun. Ama o işgali, o hercümerç manzarayı canlandırıp belleklere kazıyan beşyüz mumluk bir ışıldak …Dekoru mekoru da yok öyle uzun uzadıya ve hele kostüm mostüm hak getire…

Gösterişsiz belki de…

Ama oyunu Tuncay AKPINAR oynuyor,Arcola Tiyatrosu’da. Tek kişi, tek rol! Genç bir sanatçı Tuncay Akpınar…Ve sanki sanatçı da değil doğal bir yurttaş, hatta sıradan biri… Ama hayır… oynamıyor o, yaşıyor. İç yangınını teniyle yaşıyor, gerçekliği devrim bilinciyle ve yorumunu oyunculuk gücüyle, yaşıyor. Ve bir askerlik hatırasını anlatır gibi de anlatıyor öyküyü… bir, bir… ve de yalın kere yalın!

Olay, o sıra bir ay kadar süren Ramallah’ın askeri işgaliydi, bir zorbalık! Dünyanın dördüncü büyük ordusu küçük bir kentin üstüne gaddarca çullanıyordu. Ama öyküsü uzun ve de derin bu yörenin!

Yani FİLİSTİN!

Filistin Kalubeladan beri var. Ve hep dinsel kavgalı ve de kanlı, kıyametli. Romalılar 2 bin yıl önce Yahudileri yaramaz çocuklar misali oradan dünyanın dört bir bucağına sürdüklerinde de bitmemişti kavga, gürültü. Ve bitmiyordu Müslümanlar bölgeyi işgal ettiklerinde boğazlaşmaları…Sonra Mısır, sonra Osmanlı işgalleri ve ardından İngiliz emperyalizminin islam topraklarını ilhakı ve de dünyanın emperyalistler arasında ikinci paylaşımından sonra, 1948 yılında da, bir Yahudi devleti olan İsrail’in İslamın bağrına bir kama gibi sokuluşu…

Ve İsrail’in saldırı savaşlarının hiç bitmeyişi…

Bizim kuşağımızın Filistin sorunuyla 67 Savaşından sonra tanıştığı söylenebilir. Emperyalizmin desteklediği son sistem teknolojik silahlarla techiz edilmiş az nüfuslu İsral , ilkel silahlı ama çok nüfuslu Arap devletlerini darma duman edip harap etmiş ve kendi topraklarını dört kat genişletmişti. Ve de topraksız kalan Filistin halkı uğradığı saldırılarla Ürdün’den Lübnan’a, Lübnan’dan oraya buraya dağıtılmış, o gün bu gün neredeyse devletsiz, ülkesiz, kimisi Gazze, kimisi Batı Şeria olmak üzere biribirinden uzak yarı işgal ve tümüyle baskı altında göçebe hayatı yaşamaktadır.
Sürecin başlarında direniş için oluşan Leyla Halitli El-Fetih gerillası ise daha sonra diğer direniş gruplarıyla da birleşerek Yaser Arafatlı Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) büyümüştü ama emperyalistlerin “terörist” suçlamasından hiç bir zaman kurtulamamıştı, kurtulamıyor.

Halen “Ortadoğu sorununun özü itibariyle bir Filistin sorunu olduğu” hemen herkesçe kabül edildiği halde çözülmeyişinin hikmeti bilinmez değildir. Amerikan emperyalizmi bir yandan İsrail’i takviye edip İslam ülkelerini tehdit altında tutmakta ve bölgenin petrolunu garatiye almakta, öte yandan B.O.P. adıyla 22 islam ülkesini parçalayıp daha muhkem düzeyde kendine bağlama saldırısını sürdürmektedir. Türkiye’yi bölmekte olan Büyük Kürdistan Devleti’ni kurma girişimi ise, bu proje yürürlüğünün içinde ve başındadır.

Bülbül Sustuğunda… Dünyanın dördüncü büyük ordusunun küçük ve masum bir kenti harabeye çevirdiğinin rasmidir. Ve yazarının tanıklığı ve barış çığlığı ve için için inleyişi bir başına;
RAMALLAH’ta
ZULÜM VAR…diyerek!

Abdullah Nihat Yılmaz
22 Ekim 2013
Londra.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.