İRAN NOTLARI (III): Cam, Ayna, Çini, Seramik, Minyatür, Resim ve Heykel

İRAN NOTLARI (III): Cam, Ayna, Çini, Seramik, Minyatür, Resim ve Heykel

0
PAYLAŞ

Camiler de, türbeler de, anıtlar da ve müzeler de, cam, iç aydınlatma için kullanılırken, renkli camlar kullanılarak, ışığın farklı renklerle içeri girmesi sağlanmış, vitray çalışması yok ama, renkli camlar çok kullanılmış. Bu yapılarda diğer belirgin bir özellik, aynaya çok yer verilmiş olması, çerçeveler, giriş, kırık kesme aynalarla süslenmiş. Dinsel yapılarda ki bu ayna hakimiyeti, bizdekilerden farklılığın en önemli göstergesi niteliğinde.

Kubbeler, minareler de bizden farklı, dış süslemeler ve iç süslemelerde, mavi hakim. Çini ve seramik te çok yoğun bir şekilde kullanılmış. Altın kaplamalarda hemen farkediliyor. Cami ortasına yapılan türbelerde de, bu süslemeler yoğun bir şekilde dikkat çekiyor. Cami içinde ki türbeler, adeta camiyi ikiye bölme, kadın ve erkek tarafını ayırma işlevini de görüyor.

Her yerleşim biriminde, bu yapılarda yoğun restorasyon faaliyetleri var. Bu yüzden, seramik ve çini fabrikaları da her yerde dikkat çekiyor. Depemlerde ki yıkılmalar dahi, yeniden aslına göre yapılarak, bu süslemelerde gerçekleştiriliyor. Cami avlularının büyüklüğü, genişliği, bir ölçüde sosyal toplanma alanı gibi bir işlev göriyor. Bu dini yapılara, İran içinden yoğun bir ziyaret söz konusu olduğu gibi, Türkiye’den gelenlerin yanısıra, Çinden, İtalya’ya İngiltere’ye kadar değişik ülkelerden gelen turistlerce de ziyaret ediliyor.

Camilerin minareleri ve minarelerin cami çevresine ve girişine dizilişi de, bizdekilere göre önemli farklılıkları içeriyor. Camilerin içinde ve dışında olduğu gibi, süslemeler minarelerde de yapılmış. Eski yapılar restore edlirken, yeni yapılan cami ve minarelerde de, bu yapı özelliği korunuyor.

Humeyni’nin doğum yeri olan KUM kentinde, “Mehdi” nin görüldüğü söylemi sonrası, çok geniş bir alana cami ve külliyesi inşaatı başlamış ve sürdürülüyor.

Arkeolojik kalıntıların olduğu Persepolis ve anıt kaya mezarları gibi yerlerde de, küçük müzeler oluşturulmuş. Müzeler de, yoğun bir ziyaretçi akını ile karşı karşıya. İlk öğrenim çağındaki öğrencilerin, kızlar ve erkekler ayrı ayrı öğretmenlerinin yönetiminde müze ziyaretleri yapıyorlar.

Tahran’da ki, Mücevher müzesi, sanırım bu niteliği nedeniye, dünya da başka bir örneği olmayan, İran’a özgü bir müze oluyor.

Resim sanatı, tarihsel süreçte değişik yapılarda, çokca kullanılmış. Yönetim yerlerinde, saraylarda bu resimleri hep görüyoruz. Çaldıran Savaşı’n da Yavuz’un, Şah’ın karşısında kaçısını gösteren duvar resmi, bunlardan en ilginçlerinden bir örnek.

Bir çok kentte duvar resimleri ile de karşılaşmak, sürpriz oldu doğrusu.

Camilerde, türbelerde, saraylarda, müzelerde gördüğümüz resim, çinilerdeki motifler ve süslemlerle ilgili, değerli ressamımız Hasan Pekmezci hocamız da, tüm içtenliği ile takdirlerini belirtmenin yanı sıra, ayrıntılarda ki güzelliklere, gezerken dikkat çekmeyi de ihmal etmiyor.

Özellikle, Ömer Hayyam’ın Rubaileri ve Hafız’ın Divan’ının, değişik farsça ya da başka dillere çevrilerek basılan kitaplarında yer alan minyatürler, her biri bir başka güzelliği, günümüze ve bizlere taşıyor. Kitapların baskılarının da, çok kaliteli olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Başta Persepolis’de ki, asırlar öncesinden günümüze ulaşan, duvarlardaki kabartmalar ve heykeller, adeta ışık doğudan yükselir söylemini doğrulayan belgelemeler niteliğinde.

Tahtlar, mermer, ahşap, çinlerle ya da mücevherlerle oluşturulmuş. Hepsinde uzun bir emek, en ince detaylara kadar planlanmış bir ustalık işi olduğunuda, günümüze taşıyor.

Tebriz’de, şair ŞEHRİYARI’ın mezarı, bir anıt mezar haline getiriliyor. Yapılan anıt inşaatı sürüyor. Çevredeki insanlarla konuşuyoruz. Güzel oluyor diyorlar. Bizde ki ‘ucube’ tartışmalarını anımsıyorum. Ve sonra yıkımı.

Gezdiğimiz kentlerde son yıllarda yapılmış modern heykeller, parkları ve yolları süslüyor. Şairlerin, din adamlarının, eski kahramanların ve yöneticilerin heykellerinin yanı sıra, modern heyellere de yer verilmiş olmasını, sevinerek gördüm ve şaşırarak da izledim.

Tebriz’de, Azerbeycan Müzesi’n den özellikle bahsetmek istiyorum. Müzenin alt salonu, bir heykeltraşa ayrılmış, AHAD HOSSEİNİ. Bir bütünlüğü oluşturan bu heykeller grubunu, 1975 – 1980 yılları arasında, uzun bir çalışma sonucu tamamlamış. Bunu anlatmak çok zor. Maden işçilerinden, uzak doğu pirinç işçilerine, kapitalizm ve emperyalizm öğelerine yer verilmesinin yanı sıra, savaş ve barış çelikisi de aktarılıyor. Dini motiflerin yanı sıra, ejderhalarla mitolojik göndermelerde yapılmış. Yolu Tebriz’e düşenler, müzede ki bu bölümü özellikle gezmeliler.

Değerli heykeltraşımız, Metin Yurdanur ile konuşuyoruz. Bizde, Soma belgeseli gibi, bu tür heykeller yapılsa dediğimde yanıtı, bunun arkasında devletin olması gerekir yanıtını alıyorum. Haklı. Devletimizin yaptırdığı, ya da kaldrttığı, ya da yıktırdığı heykelleri düşününce, ne diyeceğimi bilemiyorum.

Cami, minare ve türbelerin restorasyonu ve yeni yapılanlara, büyük bütçelerin ayıldığı görülüyor. Heykel yapımı konusunda ki desteğin sürmesi halinde, İran’ın her kentinde gelecekde modern heykellerle karşılaşacağımızı şimdiden söyleyebiliriz. Bu yapılan modern heykellerde, kırılma, aşınma ya da bir tahribat sözkonusu değil. Hatta, bu heykellerin çevre düzenlemeleri ile yeşile ve ağaçlara verilen önemle, daha belirgin hale getirildiğini de belirtebiliriz.

Bir çok eserin ve yapının başlangıcında, Şah Rıza Pehlevi’nin dönemi ve katkısı olmasına karşın, Humeyni ile birlikte, adeta bu dönem yaşanmamış gibi, bir hatırlatma ya da belirtme, hiç söz konusu değil.

Tahran’da ki, Ulusal Müze’de ki eserlerin önemi ve sergilenişi konusunda çok övücü açıklamalar olmasına karşın, bu müzeye gidemediğimiz için, bu eksikliğimizi de belirtmeden geçmeyelim.

Opera, bale ve konser konusunda ne yazık ki, adeta yasaklanmış gibi, bir etkinlik ve kurumlaşma yok. Tiyatro konusunda ise bazı örneklerin olduğu belirtildi. Sinemalarda bir yoğunluk var, ancak gösterilen filmler hep İran filmleri. Filmlerin rejim ile uyum içine olduğu, sisteme muhalif bir sesin ise olmadığı belirtiliyor.

İran dişarıdan görüldüğü ya da algılandığı gibi, tek düze değil. Eksiklikler çok, ama büyük değerler de var. Dışarıya açılamayan, tam aktarılıp, anlatılamayan, bir uyku dönemi sürüyor gibi de diyebiliriz.

İran’a karşı, tek yönlü bilgilenme ve yok farzetme gibi bir anlayış ve bakış açısının, eksik ve yanlış olduğunu, onu tanımağa ve izlemeğe çalışmamız gerekliliğini belirterek, bu yazımızı noktalayalım.

________________

* Ankara. 27 Nisan 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

three × 4 =