Rasmussen Demokrasisi

PAYLAŞ

ifade özgürlüğüne gerçekten önem verdiğini düşünebilirsiniz. O zaman ben de sizi Rasmussen demokrasisi hakkında biraz bilgilendirmek isterim.


Sağcı Rasmussen hükümeti iktidara, sosyal demokratların 1920’lerden beri kendini hissettiren siyasi hakimiyetinden ve 1993-2001 arasındaki kesintisiz sekiz yıllık iktidarından sonra geldi. Seçim döneminde en büyük propagandaları Danimarka’yı yabancılardan temizlemekti. Sonuçta, sosyal demokrasinin herkese kucak açan cömertliğine karşı halkta birikmiş öfkeyi arkasına alan Anders Fogh Rasmussen’in Liberal Partisi, 20 Kasım 2001’de yapılan genel seçimlerde sosyal demokratlardan biraz fazla oy alarak Muhafazakar Parti ile koalisyon hükümeti kurmayı başardı. “Bakın dediğimizi yaptık, göçmenlere karşı sıkı önlemler aldık” diyerek yürüttükleri seçim kampanyaları sonucunda 8 Şubat 2005 tarihinde yapılan genel seçimlerde, bir miktar oy kaybetseler de, yeniden seçildiler.


Rasmussen hükümetinin ifade özgürlüğü ve insan hakları anlayışı


Rasmussen hükümeti, 2001 yılında iş başına gelmesinden üç ay sonra yeni bir yasayla sosyal demokratların daha altı ay önce çıkardığı Yabancılar Yasası’nı değiştirerek, Danimarka vatandaşlarının 24 yaşından küçük bir yabancıyla evlenmesi halinde, yabancı eşin aile birleşmesi yoluyla Danimarka’da oturum izni almasını yasakladı. Konu uluslararası insan hakları çevrelerinde ciddi tartışmalara yol açmıştı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yasağı insan hakları açısından eleştirmişti. Rasmussen hükümeti yılmadı: 1 Temmuz 2005 tarihinden itibaren “vallahi de billahi de Danimarka dilini öğrenecek, kültürüne uyum sağlayacağım” manasına gelen bir bildiriyi imzalamadan yapılan aile birleşmesi başvurularını geri çevireceğini açıkladı.


İfade özgürlüğünün dünyadaki havarisi kesilen Rasmussen hükümetinin icraatlarından bir diğeri de, başkent Kopenhag’da bulunan ve uluslararası çalışmaların altına imza atan, ama bu arada Danimarka’daki uygulamaları da yakından izleyen Danimarka İnsan Hakları Merkezi’ni dağıtmak oldu. Merkezdeki üst düzey bilim insanları, Danimarka’daki insan hakları ihlallerinin üzerinde, üstelik de hükümetten gelen bütçeyi kullanarak biraz fazla çalışıyordu! Merkezin bütçesi derhal kısıldı. Hükümet eleştirilere cevap olarak, insan hakları kurumlarına karşı bir alerjisi olmadığını, paranın başka amaçlar için kullanılmak amacıyla kesildiğini belirtti. Oysa, hükümete dışarıdan destek veren Danimarka Halk Partisi’nin, bu desteğini ülkedeki çok kültürlülüğü destekleyen insan hakları kurumlarının kapatılması şartına bağladığını biliyoruz. Merkezin kadrosunda değişiklikler yapıldı; birçok kişi baskılara dayanamayıp görevinden istifa etti. Sonuçta Merkez kapatıldı ve yerine “Danimarka İnsan Hakları Enstitüsü” kuruldu. Dönemin BM İnsan Hakları Komiseri, İrlanda eski devlet başkanı ve insan hakları hukukçusu Mary Robinson, Merkez’in kapatılmasına karşı tavır almış, Rasmussen hükümetini eleştirmişti.


Aralık 2004’te bu Enstitü’de diğer İskandinav ülkelerindeki üniversitelerden gelen hukukçu bilim insanları ile İskandinav ülkelerinin adalet ve dışişleri bakanlıklarında çalışan üst düzey hukukçuların biraraya geldiği ayrımcılık konulu iki günlük bir yuvarlak masa toplantısı yapıldı. Toplantılarda tartışılan konu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağı maddesini genişleten Sözleşmeye Ek 12 Nolu Protokolü’ne Danimarka gibi gelişmiş, hukukun üstünlüğüne inandığını varsaydığımız, insan hakları şampiyonu kuzey ülkeleri tarafından (Finlandiya hariç) neden taraf olunmadığı idi. Danimarka Adalet Bakanlığı’ndan gelen hukukçu, hükümetlerinin protokolü imzalamayı kesinlikle düşünmediğini söyledi. Kanımca, ayrımcılık yasağı getiren bir düzenlemeye taraf olmaktan kaçınmanın tek bir açıklaması olabilir: “ben ayrımcılık yapıyorum, o yüzden bu protokol başıma iş açabilir” düşüncesi. Hükümeti adına konuşan hukukçu, Danimarka’nın bekleyeceğini, Avrupa Konseyi üyesi diğer ülkelerin Protokol’e taraf olmasından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yorumlarına bakacaklarını, ona göre karar vereceklerini söylüyordu. İskandinav ülkeleri bugüne kadar insan hakları sözleşmelerinin oluşumunda ciddi öncülük görevi yapmış, bu sözleşmelerin onaylanması sürecinde birbirleriyle yarışmış iken, bu sefer içlerinden biri ısrarla bekleyeceğiz diyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Protokol’de yer alan düzenlemeyi çok geniş yorumlamaz, taraf devletler üzerine ek yükümlülükler getirmezse o zaman biz de imza koyarız demeye getiriyordu. Aynı zamanda, zaten hali hazırda uluslararası insan hakları organlarına fazla yetki verildiğinden şikayet ediyor, Protokol’e taraf olurlarsa ayrımcılık konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Danimarka hukuku üzerine son sözü söyleme yetkisine kavuşacağına dikkat çekiyordu. Toplantı sonrası görüştüğüm Danimarkalı bir hukukçu da “off” diye iç çekerek, “bu hükümete insan hakları alanında adım attırmak mümkün değil” diye yakınıyordu.


Kanımca Rasmussen’in ifade özgürlüğü bayrağı ile dolaşmasının, demokrasilerin bel kemiğini oluşturan ifade özgürlüğü ile pek bir ilgisi yok. Rasmussen, ülkesinde yaşayan yabancıların sabrını zorluyor. Ne kadar yabancıyı ülkeden kaçırırsam yeğdir, hesabı yapıyor. Uygulamalarıyla halihazırda bir miktarını kaçırttı bile. Ülkede yabancı düşmanlığı ve ırkçılık zirveye vurmuş durumda.
 
Karikatürlerin ilk Danimarka’da basılmış olması tesadüf değil


Aslında Hz. Muhammed’i ve dolayısıyla da Müslümanları aşağılayan karikatürlerin ilk olarak bir Danimarka gazetesinde basılmış olması da hiç şaşırtıcı değil. Danimarka medyasının ırkçı propaganda konusunda suç listesi epey kabarık. Radyolarda sayfa sayfa Adolf Hitler’in “Kavgam” kitabının okunduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Yine örneğin şu tarz ifadeler, ülkede yaygın olarak takip edilen dört ayrı radyo ve TV kanalında tekrar edilebilmiştir: “Müslümanlar genel olarak suç işleyen kişilerdir, Danimarka’ya Danimarkalılar’ı imha etmek ve öldürmek için gelmişlerdir ve dünya uygarlığını yıkacaklardır. Danimarka Müslümanlardan temizlenmelidir. Gönüllü olarak Danimarka’yı terk etmeyen Müslümanlar, yakalanıp toplama kamplarına konmalıdır. Muhammetçilik iyi ahlaka ve kamu düzenine karşı global bir yıkım hareketidir. Danimarka’daki herbir Müslüman bayandan 40-50 yıl içinde 80 Müslüman türeyecektir” (Birgitte Kofod Olsen vd, Human Rights in Denmark – Status 2003, s. 76-77). Buna İslam fobisi deniyor.


Danimarka eğitim sistemi ve medyası, ülkede yaşayan onca Müslüman vatandaşla barış içinde birlikte yaşarlık duygusu yerine, bu fobiye sahip insan yetiştirmekte oldukça başarılı sayılır. Bundan altı ay kadar önce Danimarka’nın Kopenhag havaalanında Oslo’ya gidecek uçağa biniş kuyruğunda beklerken şöyle bir olaya tanık olmuştum. Önümdeki takım elbiseli Danimarkalı grubtan (aralarındaki muhabetten Oslo’ya bir iş toplantısına gitmekte olduklarını anlıyorum) biri ziyarette bulunduğu bir İslam ülkesinde cep telefonuna ezan okumakta olan bir müezzinin sesini kaydetmiş. Bunu kuyrukta bulunanlara orada bulunduğumuz süre zarfında elli kez dinletti. Cep telefonunun tuşuna her bastığında aynı zamanda kahkahalara boğuluyordu ve etrafındakiler de olağanüstü eğleniyorlardı bu durumdan. Ben, bunda gülünecek ne var diye şaşkın şaşkın bakarken, onlar bir yandan gizlice kaydettikleri müezzinin Arapça ibadet çağrısının kendileri için hiçbir değeri olmamasıyla alay ediyor, diğer yandan da kuyrukta bekleyenlerin ezan sesiyle terörist saldırı mı var diye paniğe kapılmalarını bekliyorlardı. Hz. Muhammed karikatürleri başkaca ülkelerde de yayınlandığına göre, diyebilirsiniz ki, bu tür ırkçı cahil insan tablolarına dünyanın her yerinde rastlanır. Ben de derim ki, rastlanır da, Danimarka’da bu kişiler azınlıkta değil. Ancak Danimarka gibi gelişmiş ülkelerde sarışın ve mavi gözlü olmayanlar gezdikleri müzelerde potansiyel sanat eseri hırsızı gibi gözlenirler. Ancak bu tür ülkelerde yabancılar aynı özgeçmişe bir Danca isim bir de gerçek isimlerini yazıp iki ayrı iş başvurusu yaptıklarında, Danca isimleriyle mülakata çağrılır, gerçek isimleriyle değerlendirmeye dahi alınmazlar. Listeyi uzatmak mümkün… Danimarka’da etnik ve dinzel gruplara yapılan ayrımcılık konusu gerek ulusal gerekse uluslararası bilimsel yayınlarda detaylarıyla inceleniyor. Irkçı aşağılanmalar Danimarka’da yaşayan yabancıların maruz kaldıkları neredeyse günlük muamele haline gelmiş durumda.


Danimarka’da yaygın İslam fobisinden politikacılar sorumlu


Ne var ki, bugün Danimarka toplumunda yaygın olan İslam fobisinde, Rasmussen gibi diğer politikacıların katkısını da unutmamak gerek. Siyasi partiler 2001 seçimlerinde adeta yabancı düşmanlığı yarışına girmişlerdi. Meydanlarda, Müslümanları suç çetelerine benzetip, onları ülkelerine sokan sosyal demokratların çok kültürlü politikalarına küfreden siyasi liderlere bile rastlanabiliyordu. İstatistikler son altmış iki yılda nefret kışkırtıcılığı suçundan en çok mahkumiyetin, 2001 seçim kampanyası sırasında sarfedilen söz ve beyanlardan dolayı alındığını gösteriyor. Üstelik bu suçu işleyenlerin çoğu da ne yazık ki daha aklıselim sahibi olmasını beklediğimiz politikacılar olmuştur. Danimarka, o günden beri sürekli artarak, BM Irk Ayrımcılığını Önleme Komitesi başta olmak üzere, uluslararası insan hakları organları tarafından ırkçı faaliyet, söz ve beyanlara karşı gerekli önlemleri almaya davet edilmektedir.


Peki bu olup bitenden sizce Danimarka birşeyler kazanmakta mıdır? Danimarka, karşılıklı anlayışın ve diyaloğun geliştirilmesine çalışmak yerine, kendisinden farklı olandan nefret ettikçe, kendisine karşı da o kadar nefret biriktirmektedir. Tarih, bir ülkenin nefretten kazanç sağladığına tanık olmuş değil. Bu nedenle bugünkü karikatür krizinin gelişmiş bir ülke yönetiminin  farklılıklara bakışı doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dilerim, Rasmussen gibilere takmaktan pek hoşlandıkları insan hakları maskesini çıkartmak ve önce kendi ülkelerine, daha sonra da dünyaya objektif, insan haklarının özüne uygun, hoşgörüyü temel alan, ayrımcılığı dışlayıcı ve eşitlikçi bir gözle bakmak nasip olur.



__________________


* Olgun Akbulut: İnsan hakları hukukçusu, Lund Üniversitesi Hukuk Fakültesi (İsveç) Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve İnsancıl Hukuk Enstitüsü’nde misafir araştırmacı.

PAYLAŞ
Önceki haberAB Sağlığımızı Bozacak-I
Sonraki haberBalık…

CEVAP VER