Ördek avı

Bundan yarım yüzyıl kadar önce ara sıra ama kış aylarında üç arkadaş gölde motorla kara ördek avına çıkardık. Teknenin önünde çiftesiyle Özcan ayakta dururdu. Kıçta Metin en zor işi yapar, motoru yönlendirirdi. Ben kocaman bir kepçeyle ortada otururdum. Benim işim vurulup suya düşen ördeği tekneye almaktı. Sanırım en kolay ve hem de en masum görünen görev benimkiydi. Epeyce kara ördek avlardık. Güneş bulutların arkasından çekilip karanlık basmaya başlayınca Özcan’ın evine giderdik. Teyzemiz on beş yirmi ördeği görünce pek de sevinmezdi. Kara ördeğin eti ağır olur. Bütünüyle tulum çıkarmak gerekir yani tüyleriyle birlikte derisini atmak gerekir. Sonra da etleri bir süre sirkede yatırmak gerekir. Bu ağır iş teyzemize düşerdi. Biz ördeklerin pişmesini beklerken iki kadeh bir şey içerek sohbete dalardık.

Onların dünyasıyla benim dünyam çok ayrıydı. Onlar sağcıydılar. Beni iflah olmaz biçimde aşırı solcu bildiklerinden hemen siyasi konulara girerlerdi. Pek yakında solun ülkeyi ele geçireceğini düşünüyorlardı. Ben böyle bir şeyin olabileceğini düşünmesem de neme gerek olmaz da demiyordum. Benim siyasal heyecanlarım yoktu. Ne olursa olsun ben gene doğruculuğumla her zaman olduğu gibi bir köşede yalnızlığımı yaşayacaktım. Onlar siyasi görüşlerini gelecekte kuracakları iş ilişkileri çerçevesinde geliştiriyorlardı. Benim gibi bakmıyorlardı dünyaya: para kazanmak, iyi yaşamak istiyorlardı. Çok iyi arkadaşlardı ikisi de. Ben Kanada’dan dönünce beni de aralarına almak, kurdukları işte bana da bir yer vermek istediler. Olmazdı, ne yapsak uyuşamazdık. Nitekim öyle oldu. Sonra da beni hiç aramadılar. Ben aradığımda da yok dedirttiler. İnsanoğlu böyle ne yazık ki: ya kendi kalıbına uyduracak ya da dışlayacak. Her neyse! Benim burada amacım bu arkadaşları değil de ördek avını anlatmak ve bundan bir ders çıkarmamızı sağlamaktı. Ördek avını üstüne basa basa Gece gelen eski dost adlı romanımın bir yerinde ana çizgileriyle anlatmışımdır. Ana konu şuydu: düşmanı yanına çok yaklaştırmayacaksın, onu yanına çok yaklaştırdın mı avlandın gitti demektir.

Tekneyle göle açılırdık. Kara ördekler suyun yüzünde küme küme dururlardı. Ürküp kaçmaya hazırdılar. Onun için bizim gürültü patırtı etmeden onlara ağır ağır yaklaşmamız gerekirdi. En küçük bir telaş topluluğun havalanması için yeterli olurdu. Ördeklerin başı havalandı mı öbürleri de hemen kanat çırpmaya başlarlardı. Bu yüzden Metin motoru belli bir hızda sürerdi. Biz ördeklere sanki biraz da dost gibi yaklaşırdık. Uzaktan bir tekne geliyor, hiç acele etmeden geliyor, demek ki bunların bizimle işi yok. Böyle düşünüyor olmalıydı ördekler. Belli bir uzaklığa kadar yol alınca birden motoru son hızla sürünün üzerine doğru sürmek gerekiyordu. O zaman ördekler şaşkınlıkla oraya buraya kaçmaya çalışırken Özcan tüfeğini ateşliyordu. Daha sonra ben suya düşen ördeği ya da ördekleri kepçeyle topluyordum.

Elbette ördeklerin sonuna kadar doğal ve tertemiz dünyalarında domuzluk yoktur. Onlar bizden kaçarken içgüdüsel bir tepkiyle davranırlar. O yüzden ördekler de ördeklerin başı da aman düşmanı yanımıza yaklaştırmayalım gibilerden bir kaygı içinde değildir. Ördek ne ki ne kadar düşünsün! Motorun daha güçlüyse üç yerine beş ördek düşürürsün. Bu bana insan yaşamıyla ilgili bir takım görüşler esinlediğinde çok gençtim. Yirmili yaşlarımdayım. Ama her ördek avına çıkışımızda şu ördeklerin aklı olsa da biraz erken davransalar diye düşünürdüm. Benimki garip bir çelişkiydi, belki de bir çeşit çocukça ikiyüzlülüktü. İlkin, ördekleri vuran ben değildim ya. İkincisi, onlar da biraz uyanık olsalardı ve daha motorun sesini duyar duymaz havalansalardı. Üçüncüsü, dünya böyleydi işte, güçlü güçsüzün etini yiyerek yaşayacaktı.

Özel yaşamımda da hep bunu gördüm. Masum gelişler, dostça yönelişler, sıcak sevgiler, güven uyandıran tutumlar ve arkasından yavaş yavaş kıskaca alma çabaları. Onun için dostlarım, dostlarınızı iyi seçin, düşmanı yanınıza çok yaklaştırmayın. Unutmayın ki bunlar alıcı kurtlardır, gelirken dünyanın en temiz, en arı, en sevimli varlığı gibi gelirler. Her şey sizi ele geçirmek ve kullanmak için düzenlenmiştir. Siyasetten aşka kadar her alanda ben bu garip ikiyüzlülüklerle karşılaştım. Bana bazen dostlarım neden yapayalnız yaşadığımı ve neden çok az kişiyle görüştüğümü sorarlar. Ben de derim ki benim bu yaşam biçimim kimseleri suçlu düşürmemek kaygısıyla ilgilidir. Hele aşkta iyiden iyiye berbat bir durum vardır: o sevimli yumuşaklıkların altında bir ayağına yer edip sizi avucu içine alma telaşı vardır ki deli eder insanı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.