Recep Tayyip Bey’in ardından Kosova’da kalanlar…

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Kosova ziyaretinde bulundu. Bu ziyaret, Türk medyasında yer aldığı gibi aynı zamanda Kosova medyalarında ana haberleri oluşturdu; bu nedenle uzun uzadıya ziyaretin gidişâtına yer verecek değiliz. Ne var ki bu ziyaret, Kosova siyasî gündeminin bir ânda göbeğine oturdu, İngilizce vurguyla “Hot Potato” oldu ve günün konusuydu.

Recep Bey, ziyaretinde Başkent Priştine olmak üzere Prizren ve Kosova’daki Türk azınlığın yaşadığı, geçenlerde yeni belediye olmuş bulunan Mamuşa köyünde de misafirkaldı. Başbakan Erdoğan, Kosova makamlarınca ve Kosova halkından büyük bir saygı ile karşılanmıştı; bunda hiç kuşku yok…
Kosova’nın, yeni bir devlet olmakla beraber, en değerli madalyası olan “Bağımsızlık ve Özgürlük Ödülü”, Recep Bey’e Kosova Meclis Başkanı olup, aynı zamanda Kosova Cumhurbaşkanı görevini vekâleten yürüten Jakup Krasniq tarafından verildi. Kosova tarihinde önemli bir yer alan uluslararası liderlerin layık görüldüğü, örneğin, Bill Clinton ve Tony Blair gibi isimlerin ardından Priştine Üniversitesi’nin Fahri Doktora ünvânına da, bu arada, sahip oldu. Kosova’nın tarihî şehri ve simgesi olan Prizren’in Hemşehrilik Ödülüne de ayrıca, Türkiye’nin sayın Başbakanı layık görülmüştür. Bu aktardıklarımıza bir kanıt olarak, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Prizren’de yaptığı açıkhava konuşmasına elli bin kişinin toplanmasıydı; ki, bu sayı Kosova toplam nüfusu dikkate alındığında önem kesbetmektedir.
Erdoğan’ın ziyareti Kosova genelinde yeni bir gündem açtı; bu anlamda çok olumlu bir sonuç verdiği söylenebilir, ardından konuşulanlara bakılırsa… Kosovalılar ve genelde Arnavutlar, Balkan devletlerinin tümünde olduğu gibi Türkleri düşman olarak algılamayı, onlara dayatılan resmî tarih derslerinden öğrenmişlerdir. Gerçeklerle birebir örtüşmeyen bu ayrıntılar Balkan halklarında, bugünün T.C.yönetimine karşı bir haksız bakış yaratmaktaydı.

Fakat, Balkanların âkil siyasetçileri Türkiye ile ilişkileri yeniden ele alıp değerlendirdikçe ve halktan görülen sevgi ve saygı artış gösterdikçe, bu güne kadar resmî tarihin aktardıklarının tam karşıtı ortaya çıktı. Tabii ki uzun zamandan beri ilk kez Kosova halkı, geçmişle yüzleşmek zorunda kaldı ve/veya, daha doğrusu resmî tarihiyle kendiliğinden zıt duruma geldi. Demek ki, Osmanlı dönemi, kitaplarda öğretildiği gibi değildi.

Bu ayrıntılar, güncel siyaseti ilgilendirmekten ziyade, daha çok tarih yazıcılığına ilişkin bir konudur. Ancak bölgedeki siyasetin, tarihin ve milliyetçiliğin üst üste çakışması dünya üzerinde ender görülen bir bölgeyi bize nakletmektedir.

Bu ziyaretin, Kosovalılara yeni bir bakış açısı sunduğunu da söylemek mümkündür. İlk kez, Kosova Cumhuriyeti’nin devlet kurumlarınca Türkiye’nin rolü bu kadar önemsendi. ABD ve AB dışında güçlü faktör tanımayan Kosova siyasetçileri ve devlet kurumları, bu ziyaretle Türkiye’nin rolünün farkına varıp uzatılan dostluk elini samimiyetle beklediklerini açıkladılar.

Ziyaret sırasında, Kosova’nın bağımsızlık süreci öncesinde ve sonrasında Türkiye’nin yardımının sınırsız olduğunu vurgulayan iki ülkenin başbakanları, Recep Tayyip Erdoğan ve Hashim Thaçi aynı zamanda Türkiye’nin iktisadî açıdan Kosova’da önemli bir yer edindiği de tekrarladı. Kosova’nın en büyük devlet projesi olan Prizren-Merdare Otoyolu’nu ve Kosova Havalimanı’nın ihâlesini kazanan Türk şirketleri bunun göstergesidir. Diğer taraftan diğer iktisadî alanlarında yer alan Türk girişimciler Kosova’nın kalkınması açısından hayatî öneme sahip rolleri üstlenmişlerdir.

Kısaca, Türkiye’nin rolü ve büyüklüğü bu ziyaretle Kosova kamuoyundan anlaşılmıştır. Aynı zamanda Kosova’nın içinde yeni bir süreci başlatmıştır. Batı’ya yönelen Kosova ve kurtarıcılığını ancak Batı’dan beklediği halde Türkiye’den gelen bunun gibi sınırsız ve her alandaki destek Kosova kamuoyunu son derece tatmin etmiştir. Ayrıca Erdoğan’ın Kosova gazetecilerle yaptığı mülakat sırasında kendisine yöneltilen sorulardan, “Kuzey komşunuz Sırbistan’dan Kosova’ya gelebilen herhangi bir saldırı nedeni, Türkiye’nin tutumu nedir?” tarzındaki bir soruya verdiği karşılık Kosova halkını rahatlatmış oldu.

Erdoğan’ın “Barış için her zaman varız” sözleri, sürekli tehdit altında olan Bölgeye, eksik olan yeni bir siyasî anlayış tarzı getirdiğini de söylemek gerekir.
Balkanları yoran anlamsız sembolleri, kanlı savaşları ve inanç husûmetlerinin yerine toplumların iletişimine ve iktisadî gelişmelere önem verilmesi gerektiğini, bu ziyaretle bir kez daha anlamış bulunan Kosova devlet yöneticileri ve Kosova toplumu, bölgeye Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilen derin ve ehemmiyetli mesajları da benimsemiştir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesindeki siyasi değerlendirmesi ve karnesi ne olursa olsun, yaptığı bu geziyle, T.C. adına Kosova’da önemli bir yer edindiğini Kosovalı bir gazeteci ve akademisyen olarak gözlemlemiş olduğumu öne sürebilirim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.