Reha Muhtar CHP’nin mağlubiyetinin mimarı

‘Vatan gazetesi ve diğer tecavüz bültenleri’ başlıklı bir yazıya rastlamıştım. Gerçi bu site internette tesadüf edilmesi kolay olan bir siteydi o günlerde. Benim de karşıma birkaç koldan tesadüfen çıkmıştı. Google’da basit bir arama yaparken, arama motorunun açtığı sayfaların birçoğunda üst sıralarda yer alan farklı puntolardaki ilginç başlıkları dikkatimi çekmişti makalenin, siteye öyle girmiştim.


“Muhterem Müslümanlar bu yazı genelde Vatan adlı gazeteyi konu almakla beraber
özelde tüm tecavüz bültenlerini yani diğer medyayı ele almaktadır” diye başlayan makalede; önce; Vatan Gazetesi’nde yayınlanan yarı çıplak ve çıplak kadın resimli haberlere atıflar yer alıyordu. Ardından; gazetenin yazarlarından Ruhat Mengi ve Mustafa Mutlu’nun üslûpları tieye alınıyor, Can Ataklı için “Cem Uzan’ın eski yayın organı Star TV’de ‘satılmış bir gazeteci nasıl olur?’ rolündeydi. Şimdide Akp ile uğraşa devamda” ibaresi kullanılıyordu. Özetinde gazetenin AKP’ye karşı cephe olduğu vurgulanan makalede; “Ruhat Mengi ve diğer deha Güngör Mengi cehepe aşkıyla yanıp tutuşuyorlar. Akp o kadar yamuk ki bu adamlar Akp’nin fasolarını (falso olacak) anlatmaktan cehepeye vakit bulamıyorlar” gibi laflar ediliyordu.


Gazetede dini içerikli yazılar yazan Süleyman Ateş’ten ise; ‘Müthiş din alimi’, ‘Evrim teorisini savunan eski diyanet işleri başkanı Süleyman Ateş’ diye bahsediliyordu. Bu gazetenin İslam’ı hiç sevmediği, taraflı haberler yaptığı, CHP’nin yayın organlığını yaptığı söyleniyordu.


Yani; Vatan Gazetesi’nin CHP’nin yayın organlığını yaptığı söyleniyordu yazının genel fezlekesinde.


 “Gazete sayfaları Podyum gibi. Şimdi bir Müslüman bu gazeteyi neden alır?” diye de bitiyordu makale.


Buraya kadar aslında her şey normal. Kavramların karışmış olduğu bir ulusun medya mecralarında, artık bu türden eleştirel yazılara sıradan gözle bakılabiliyor. Benim dikkatimi çeken de zaten makalenin üslûbu ya da içeriği değildi. Yazının satır araları dikkatli okunduğunda, tarihi bir örtülü analiz göze çarpıyor bakın..


Makalenin nominal eleştirilerinde Vatan Gazetesi’nin yazarları direkt ya da ağır cinaslı vurgularla eleştirilirken, gazetenin en önemli (bence de) yazarı Reha Muhtar hakkında aynen şu ibare yer alıyor: “Aslında bunlara gerek yok, gazetede Reha Muhtar’ın yazdığını söylemem bu gazetenin alınmaması için tek başına yeterli bir gerekçe.”


İşte Reha Muhtar farkı bu! Adam en hokkalı eleştiriyi alıyor. Ama en ufak bir laf yemiyor. Ayrıca; görüldüğü gibi; ‘Reha bir yana, gazetenin diğer tüm dinamikleri bir yana’ gibi bir anlam da çıkıyor makaleden.


‘Reha aslında bir deha!’


Ben bunu 6 yıl önce söylemiştim. ‘Reha aslında bir deha’… 6 yıl önce bir internet sitesinde yayınlanan bir yazımın başlığıydı bu. Reha Muhtar o zamanlar -unutulmayacağı üzere- Show Haber’in başındaydı. 


6 sene önce Reha Muhtar’a ‘deha’ derken samimiydim ben. “Acı var mıydı efenim.. acı var mıydı?” dedi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hemen her vatandaşı en az bir kez, Reha Muhtar’ın bu sözlerini kullanarak espri yaptı.


Biri, “Reha Muhtar ne olur tekrar Atina’dan bildirmeye devam et” dedi. Üç gün içinde ülkedeki en popüler espri bu oldu…


Elinde mikrofonlar 7 cüceler haber sundu Reha’nın haber merkezinde (Show Haber’1998-1999-2000-2001-). Bir yanda aslanlar, kaplanlar.. ateş yutan adamlar… Haber sunuş tarzı, gafları stand up’çıları ihya etti. Üslûbu, şov programlarının, stand up’çıların klasikleri arasına girdi.


Türkiye görmüş müydü canlı yayında ağlayan bir ana haber spikeri?.. Ekranda görülmüş müydü daha önce “Hesap vereceksin Der Spiegel” (Bir Alman yayın organı -Tam olarak hatırlamıyorum; Türkler’e aleyhdar bir haber yapmıştı sanıyorum) diyerek kameraya doğru bas bas bağıran ve öfkeyle parmağını sallayan bir genel yayın yönetmeni?.. Stüdyoya davet ettiği konuklarını ağlatan, zıplatan.. bağırtan, hoplatan.. sonra da onlara nasihatler veren, seven ya da fırçalayan bir haberci görülmüş müydü hiç televizyonlarda? E kafası karışmıştı tabii insanların. Hem seyircinin hem de habercinin kafası karışmıştı. Nasıl oluyor da bu kadar seyrediliyordu bu adam…


6 yıl önceki yazımdan birkaç alıntı bunlar…


Sonrasında Reha; kafası karışmış habercileri düşünmüş olsa gerek; bir süre sonra televizyon haberciliğini bıraktı.


Sonra bir baktım; yazmaya başlamış Reha Muhtar. Önceleri Mehmet Tezkan gibi.. ‘iki nokta yanyana’lı yazıyordu.. sonra düz yazıya başladı.


Sonra gördük; yazmaya başlamış Reha…


Vatan gazetesi, ‘bağımsız gazeteciler’in çıkarttığı bir gazeteydi. Ve o zamanlarda, bu gazeteyi çıkaranların, ‘sol’ ile içerilerinden gelen dürtüsel bağları dışarıdan kolaylıkla görülebiliyordu. Öyle ki; ben de ‘belki işe alırlar’ ümidiyle, Eşber Yağmurdereli ağzıyla hatta, Türkiye’de solun gelişimini filan yazıyordum, gazetenin yöneticilerine gönderiyordum. Reha Muhtar öncesi zamanlarından bahsediyorum gazetenin! Özetle; CHP için önemli bir gazeteydi o zamanlar Vatan. Solu, gözle görülür biçimde kolluyor.. hatta sahipleniyorlardı.


Reha ise o günlere yakın dönemde, futbolla ilgileniyormuş gibi yaparak dolduruyordu hayatındaki boşluğu. Pazar ve Pazartesi akşamları, Türkiye liginin futbol maçlarını, televizyonda Kazım Kanat’la, Ahmet Çakar’la müzakere ediyordu. Futbol otoritelerini gah gıdıklıyor, gah onlara kafa tutuyordu. Özetinde; gündemde kalıp, bize sıkça görünmeyi yine başarıyordu. Bu arada, ulusal bir gazetede yazma idmanlarına da başlamıştı. Yazılarını yavaş yavaş futbol dışına, ülke gündemine kaydırmaya başlamıştı o sıralar. Çok geçmeden de yeni mecrasını bulmuştu; ülkenin bağımsız gazetecilerinin yanında saf tutmuştu Reha Muhtar.


Reha Muhtar Vatan gazetesinde


Reha’nın hipnotik (hipnoz; -bilinç altı kontrolü) özelliklerini, Reha’nın kendisi gibi, aralarına katıldığı yeni mecranın yöneticileri de fark edememiş olmalıydı o dönemde. Reha gibi dehalar girdikleri ortamdaki insanlara uyum sağlarmış gibi gözükürken bir yandan, bir yandan da aralarına girmiş olduğu bu yeni insanların tümünün düşünce sistematiğini ve dahi derinlerindeki ilkesel dürtülerini, kendi tipik değişken ya da sabit ilkesel hedefli özelliklerine denklerler. Genelde, farkında olmadan yaparlar bunu… Hipnotik yetililer, ussal anlamda dokundukları sağduyuları kendilerininkine benzetirler.


İşte bağımsız gazeteciler, derin ilkesel dürtüleri doğrultusunda günlük yayın yaparken bir yandan, bir yandan da CHP kendisini temsil edebilen önemli bir sol yayın var sanar iken ülkede.. Vatan gazetesi, şuurunun derininde değil belki ama, ortaya koyduğu işinde, ulusalcı bir kimliğe bürünmüştü bile.. Reha’nın derin özellikleri sayesinde.


Reha’dan ulusalcılara yazım bilgisi dersleri


E o zamanlar milli değerlerin yükseldiği bir dönemden geçiyorduk ve (belki biraz da) açığı fark eden Reha Muhtar da serinkanlı kalmayı beceremeyen katı ulusalcı gazetelerin yapamadığını tek başına yapmaya başlamıştı bile. Dönemin delikanlı gazeteleri.. mesela Yeni Çağ gibi katı ulusalcı olanlar anlatmak istediğini anlatamaz.. hiddetlenip, kestirmeden haakk tuuu türünden manşetlerle çıkarken, Reha Muhtar, bakın ortaya nasıl açılımlar koyuyordu o kritik dönemlerde.


Mesela; Orhan Pamuk’a verilen Nobel’in ardından; ‘Erkeklikleri mi söndü militanlıkları mı?’ başlıklı yazısında, memleketin tüm köşe yazarlarına.. eşrafa.. ‘delikanlılık nedir’ diye sormuştu Reha Muhtar: “Hani bu adam vatana ihanet eden ucuz utanmaz bir adamdı… Yazılarınızın daha mürekkebi kurumadı… Şimdi helal olsun mu diyorsunuz?” diyerek, kendi deyimiyle ortayolcu yazar takımını öyle bir fırçaladı, en kökten milliyetçi gazeteler bile ders almıştı bence Reha’nın üslûbundan.


Reha Muhtar’ın o yazısı şöyle devam ediyordu:


“Dünyanın bir numaralı edebiyat ödülünü” verenler en iyi edebiyatçıyı seçerken, esasen ülkesine, rejimine ya da neye karşı çıkıyorsa ona “Dur” demektedir…


Ödülün büyüklüğü o mesajın ağırlığındadır…


Onun için, Blair hükümetini ağır eleştiren, insan haklarının en ağır aktivistlerinden Harol Pinter geçen yıl bu ödülü alıyor…


Onun için soykırımdan kurtulan yazar olarak bilinen Imre Kertesz, Çin’de devlet düşmanı ilan edilen Gao Xingijan, Stalin’in en ağır muhalifi Alexander Soljenistin bu ödülle anılıyor…
Ödül muhalife verilirken, muhalif olduğu şey de mahkum ediliyor…


Günter Grass’a verilirken, muhalif göründüğü Nazizm mahkum ediliyor…


John Coetzee’ye verilirken, Güney Afrika’daki ırkçılık ve sömürü yerin dibine batırılıyor…


Necip Mahfuz’a verilirken, İslami fanatizm mahkum ediliyor…


Orhan Pamuk’a verilirken de, Türkiye’nin Ermeni soykırımı ve Kürt politikası yerin dibine sokuluyor…


Bir taşla iki kuş vuruluyor…


İyi bir yazara ödül verilirken, o yazardan her söz edilişte, o sorun gündeme getiriliyor…


Dikkat!..


Nobel’de alınan her ödül, yazarın muhalifi olduğu hedefi yok ediyor…


Soljenistin Nobel’li yazar olurken, Stalin diktatör diye lanetleniyor…


Jose Saramago’ya en iyi edebiyatçı denirken, Salazar diktatör olarak tescilleniyor…


Tez, antitezini alt ederek hayatımıza giriyor…


Olay tamamen diyalektik hale bürünüyor…


Diyalektiği unutan, militanlığı sönmüş ortayolcular, durumu kavrayamıyor…


Gerçek şu:


Orhan Pamuk olayıyla, “Osmanlı, tarih sahnesine soykırım yapan ülke” olarak tescilli giriyor…


Salazar’ın veya Stalin’in diktatörlüğü, Güney Afrika’nın ırkçılığı, hatta Alman Nazizmi’nin bir versiyonu sayılıyor… (Reha Muhtar’a 6 yıl önce ‘deha’ derken şaka etmiyordum zira.)


“Bir köşeden dünyayı yönetmek”
Seçim öncesi birçok ulusal yerel yayın AKP’nin basın bülteni gibi çıkıyordu. Günün tuhaf medyası öngörüyor artık bunu.. kim yadırgayacaktı ki. E Vatan gazetesinin de CHP için ne denli önemli olduğu görülüp bilinebiliyordu o zamanlar. Bir gazete.. hele hele Vatan gibi yok satan (kuponunu biriktirdiğim ya da biriktirmediğim zamanlarda, İstanbul’da ve taşrada en erken tükenen gazete olduğuna çok kez şahit oldum) bir gazetenin, yukarıda bahsi geçen İrtica isimli sitede yayınlanan makalede de vurgulandığı üzere CHP için önemi tartışılmazdı o vakitler. Zira; bir ulusal gazetenin, akıllıca yönetildiğinde, bırakın bir partinin, bir ulusun geleceğini belirlemeye muktedirdir olduğu sadece sosyologlarca bilinmiyor artık.


Bir televizyon kanalım olsun, bir halkın kaderini belirleyeyim derinden. Bir gazetem olsun, o televizyon kanalını kontrol edeyim gizliden. Bir köşem olsun gazetede, mestur ülkü katayım gazetenin etkisine.


Hipnotik melekeler taşıyan kişiler, hipnoz becerilerini sergiledikleri anlarda, genellikle, bu kat’i yaptırım güçlerinin farkında olmazlar. Olsa olsa, becerilerini etki ya da telkin düzeyinde görebilirler. Reha Muhtar’ın, hoşlandığı kadınlar üzerindeki sıfıra yakın.. çarnaçar.. karşı mukavemetsiz baskın tesirinden bahsetmiyorum. Konu bu değil. Konu; günlük yaşam içinde hangi erkek köşe yazarının kadını en iyi tanıdığı.. ya da bunu diğer yazar arkadaşlarına kanıtlayabilme çabası da değil. Konu; seçim öncesinde Vatan gazetesinin, CHP’yi ya da CHP’nin ilkesel yönü olduğu düşünülen ‘sol’u günün şartları içinde temsil edip edemediği.. seçim öncesi, tabanın zihnine, CHP’yi oy verilmesi gereken parti olarak lanse edip edemediği.


Saklı tesir


Özetle; Vatan gazetesi seçim öncesi, günün güçlü.. ya da görünen tek solu olan CHP’yi bence ilkesel olarak sırtlanmışken, bu partiyi seçime hazırlarken, aslında; gazetenin okuruna yaydığı tesire bir başka şeyler olmuştu. Bir müddet önce aralarına katılan Reha’nın hesabı, haliyle yapılmamıştı. Reha’nın hipnotik özelliklerini, Reha’nın kendisi gibi, aralarına katıldığı yeni mecranın yöneticileri de fark edememiş olmalıydı.


Fazlaca mükerrer olacak belki ama; Reha gibi dehalar girdikleri ortamdaki insanlara uyum sağlarmış gibi gözükürken bir yandan, bir yandan da aralarına girmiş olduğu bu yeni insanların (yazarların, yazı işleri müdürlerinin, muhabirlerin, başyazarların, genel yayın ya da görsel yönetmenlerin) tümünün düşünce sistematiğini ve dahi derinlerinden gelen ya da satıhtaki ilkesel dürtülerini, kendi tipik özelliklerine denklerler.


İşte bağımsız gazeteciler, ilkesel yayın yaptıkları düşüncesiyle işlerini yaparken (belirteyim; ben buna karşı değilim) bir yandan.. bir yandan da CHP kendisini temsil edebilen yok satan bir gazete var sanar iken memlekette.. Vatan Gazetesi’nin yaydığı hudayinabiti tesir (kendiliğinden oluşan tesir) ulusalcı diyalektiğe bürünmüştü bile. CHP, hiç beklemediği bir yüzdeyle ayrıldı son seçimden.


Bu arada, tamam, Deniz Baykal da özellikle son dönemlerdeki söylevleriyle özellikle, ulusalcı bir tavır takınmıştır ama bunun altında da gazetenin etkisi olmalı. E insanlar gazetelerden kendi isimlerini okumak isterler en çok. Ve okuduklarından da etkilenirler.


Ama bundan sonrası farklı olacaktır. Gazeteden ya da Reha’dan bahsetmiyorum, CHP için farklı olacaktır. Zira sonunda katı ulusalcı olanlar, bütün solcular değil, marksistlerdir.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − six =