Rehavete yer yoktur

AKP’ye teşekkür edilir mi, bilemiyorum! AKP, çok güvendiklerimiz de dâhil olarak, kurumlarımızın ne denli dayanıksız, bilincimizin ne denli muğlak olduğunu gösterdi. AKP, Cumhuriyet dönüşümünden rahatsız olan kesimin demokrasi ve özgürlük görüntüsüyle sahneye çıkıp boyunun ölçüsünü almasına ve böylece sahneden kovulmasının taşlarının döşenmesine sebep oldu. AKP, 1950’lerden beri Cumhuriyet’e kaşı açılmış olan ihanet parantezi ruhunun miadını doldurmak üzere olduğunun müsebbibi oldu. Tabii ki, tüm bu sosyolojik mide bulantısı çıkarışlar topluma çok yüksek maliyetlere yol açtı ve daha da açacak olmakla beraber, zararın neresinden dönülürse kâr diyerek, kimseden hesap sormadan, kimseyi dışlamadan, birlik ve beraberlik ruhu içinde dünden daha güçlü ve sabırlı çalışmak mecburiyetindeyiz. Unutmayalım ki, demokrasi tramvayına binenler tramvaydan inme zamanı geldiği hesabını yaparken, müsamahasına basarak ulaştıkları yükseklikten düşüş ne denli acı olacaksa, intikamı da o denli sert olacaktır. O nedenle, rehavete yer yoktur; anında gelen samimi görüntülü tebrik mesajlarını çok dikkatle okumak gerekmektedir.   

AKP içsel güçlerle ittifak halinde dış güçlerin projesi olarak, 2000 programı ile Türkiye’nin üretimden uzaklaştırılması; değerli kamu kuruluşlarının yandaş ve yabancı sermayeye yok pahasına aktarılması; tarımın çökertilmesi ve ekonomiyi dış tasarrufa dayalı serseri para ile sarhoşlaştırarak altından kalkılamaz borca batırması işlevi ile işbaşına getirildi. Proje o denli hassas dengelere oturtuldu ki, iç ve dış çevrelerden destek sağlayabilmek için inanılmaz takiye yol ve oyunlara yönelindi. Örgüt, demokratik görüntü sergilendi, “yetmez, ama evet” aymazlarını kafa yapıları itibariyle bir tarafa bırakalım, fakat unutmayalım ve bugün için ders çıkaralım ki, hemen tüm ulusun güvenini kazanmayı başardı. Bu müthiş takiyeyi kesinlikle hatırdan çıkarmayalım. Proje çok uzun vadeye yayılı idi. Şöyle ki, projede içte siyasi erkin tüm denetim mekanizmalarının köreltilip devletleşerek ulusu gericileştirme hedefiyle, dışta emperyalistlerin ekonomik ilişkiler görüntüsü altında ulusal kaynakları soyma amacı çakışıyordu. Sürecin suhuletle işletilmesi amacıyla, iktidarın çağdışı yürüyüşünün önünde engel olarak görülen kısa dönemde hukuk kurumunun ve medyanın teslim alınması yanında, uzun dönemde de özel eğitimli seçmen arka bahçesi oluşturulması hedefine yönelik imam hatipleştirme yoluna sapıldı. Böylece ülke teslim alındığında hem emperyalistlere hizmet kolaylaşacak, hem de içte siyasetin devamı rant üzerine oturtulmuş olacaktı.

Bu süreçler gericilikle beslenen şekilsel dincilik ve şovenizmle beslenen şekilsel ulusalcılık akımları üzerine oturtuldu. Son AKP-MHP ittifakı böylesi özden yoksun, şekilsel ve siyasallaştırılmış dincilik-milliyetçilik üzerine inşa edilmiştir. Cami önünde siyaset yapmanın samimi din duygusu ile ne denli ilgisi var ise, aynı şeklide değerli kamu kuruluşlarının yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmesinde sessiz kalınmasının da milliyetçilikle ancak o denli ilgisi kurulabilir. İbadethanelerin dahi sade inşa edilmesini yeğleyen bir inanca sahip olduğunu savlayanların devlet işleri ve mekânlarındaki israfın herhalde samimi dinsel inançla açıklanması olanaklı olamaz. Teknolojinin hızla geliştiği dünyamızda eğitim çökerken dağ başlarında uluyanların gençliğin sorunlarından bu denli bigâne kalması da milliyetçilikle bağdaştırılamaz. Kısacası, halkın samimi duygularını siyaseten kaşınmasında bolca kullanılan dincilik ve milliyetçilik tam anlamı ile dış mihraklara hizmet ve gardropçuluktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Nitekim bu yürüyüş öylesine göze battı ki, her iki akımın da temsilcileri halk nezdinde deşifre eddilerek, önce Gezi direnişi ve bugün de buralara gelmiş olduk. Bu hareket toplumu bölenlerin yeltendiği gibi bir kalkış değil, tam tersi, ne olduğu belli olmayan “dava” kalkışının sönümlendirilmesinde önemli adımdır. Yıkmak kolay, yapmak ise zordur. Onyedi yılda yıkılan eğitim, hukuk, medya vb kurumların ayağa kaldırılması ve demokrasi ağının oluşturulması hizmetine koşulması belki onlarca yılı alacaktır. Samimi, inançlı ve milliyetçi bir gurubun, günümüzün piranalar dünyasında ülkesine böylesine zarar vermesine ve tüm ikazlara rağmen bağnazca yoluna devam etmesine bir anlam verilebilir mi? Bu yürüyüşe cila olarak güç ve aidiyet merkezini geçmişte arayan kesim tarihe ters mücadelesini zehabına kapıldığı parantezi kapatma kalkışı ile sürdürmek sevdasına düştü. Bu bir tarihsel hesaplaşma idi. Bu hesaplaşma, Osmanlı’nın son döneminde görüldüğü üzere kışkırtma sonucu olduğu kadar, aynı zamanda da içselleştirilememiş dokuların ortaya dökülerek olanaksızlığının anlaşılması açısından sosyolojik açıdan tarihsel testti. Bundan dolayıdır ki, parantezcilerin bu kalkışı ve hesaplaşma yürüyüşü, tasarladıkları gibi kendi zaferleri ve karşıt olarak gördüklerinin mağlubiyeti şeklinde tecelli etmeyecekti. Zira bu süreç de tarihsel yürüyüşe ters idi. Ne var ki, tarihe ters yürüyüş “dava”sı tedricen sonlandırılırken, milletin önüne koyulan fatura bedelinin ağır olduğu görülmektedir.

İstanbul seçim sonuçları burjuva demokrasisinin zaferidir. Ancak, yenilgi yaşayanların tebriklerinin arkasında nelerin gizli olduğu hiç akıldan çıkarılmadan ve rehavete kapılmadan mücadeleye devam edilmelidir. Zira bir zamanların olağanüstü takiye şampiyonlarının sıkıştıklarında nelere kadir olduğu daima bilinçte saklı tutulmalıdır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.