İNGİLTERE… Resesyona girerken…

Başbakan Boris Johnson, İngiltere’deki okulların eylül ayında mutlaka açılacağını, gelecekte herhangi bir yerel karantina durumunda bile okulların kapatılması gereken son yerler olması gerektiğinin altını çizerek duyurdu. Yüzyüze yeni eğitimde okullarda koronaya karşı gerekli önlemler alacağından kuşkum yok fakat başbakan okulların açılması konusunda zurnanın zırt dediği noktayı atlıyor. Mr Başbakan! O öğrenciler okula konserve halinde toplu ulaşımla gidiyor. Temiz ve aralıklı oturumlu sınıflardan önce bu sorunu çöz!

***

Çevre koruma örgütlerinin geçtiğimiz perşembe günü yayınladığı bir çalışmada McDonald’s ve Burger King de dahil olmak üzere birçok fast food zinciri restoranının gıda ambalajlarının, sağlığa zararlı olan ve “kalıcı kimyasallar” olarak da bilinen PFAS içerdiği aktarıldı. Per ve polyfluoroalkil bileşiklerin kısaltması olan PFAS; tiroid hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kısırlık, kanser, karaciğer hasarı ve gelişimsel sorunlara neden olabilen insan yapımı bir tür kimyasal grubu olarak biliniyor.

İngiltere’nin ünlü aşçılarından Jamie Oliver okullarda abur cubur yemeği yasaklatmakla kalmamış, 2017’de McDonald’s’a karşı açtığı davada hamburgerlerin köpek mamasına eş sayılan içinde et olmayan, hayvansal yağ hamuru ve amonyaktan oluştuğu kanıtlamıştı. Önünden geçerken McDonald’s ve Burger King’in çocuklu ailelerle dolu olmasını hüzünle seyrediyorum. Ayaküstü sağlıksız beslenme salgınına kapitalizm demese de tüketici olarak siz “dur” deyiniz!

***

İngiltere Ulusal İstatistik Kurumu’nun (ONS) verilerine göre ülke ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yüzde 20,4 oranında küçüldü. İngiltere böylece Nisan-Haziran döneminde rekor düzeyde daralmayla resmen resesyona girdi. İki çeyrek art arda daralma teknik olarak resesyon olarak tanımlanıyor. Bunun anlamı işsizlik ve alım gücünün düşmesi demek. Bu da tüketim ve üretimin sarmal olarak aşağı çekilmesidir. Sanırım bu zorlu günlerde bize iki görev düşüyor. İlki aile bütçesini önceliklere göre yönetmek, gereksiz tüketimden kaçınmak. İkincisi hükümetin bütçesini de öyle yönetmesi için duyarlılık göstermek. Sağlık ve eğitimde kesinti yerine tam tersi yatırım istemek…

Evrensel Londra’dan Orhan Dil, NHS’in nasıl tırpanlandığını kaleme almış. Dil’in “NHS tazminat kıskacında” başlıklı yazısı özetle şöyle:

“1992’de Muhafazakar Parti tarafından başlatılan ve 1998’de İşçi Partisi tarafından devam ettirilen özelleştirme kapsamında hastanelerden 20 yıl içinde özel sermayeye 199 milyar sterlin kaynak aktarılmasına yol açan uygulamalara tabi tutulmuş. 2012’de sağlığın özelleştirilmesini kolaylaştırmak ve özel sektörü teşvik etmek için Sağlık ve Sosyal Bakım Yasası çıkartılmış ve tasarrufa NHS bütçesinde yapılan 22 milyar sterlinlik kesintiler ile başlanmış. Çalışma ve ücret koşullarından dolayı yılda 33 bin hemşirenin istifa ettiği bir dönemde, hemşirelik okuyanlar için verilen burslar kaldırılarak, hemşire olmak zorlaştırılmış. 2016 verilerine göre de, İngiltere çapında 60 ayrı yerleşim bölgesinde acil servisler gibi hayati önem taşıyan hastanelerin bölümleri ya kapatılmış ya da kapasitesi düşürülmüş. Hastanelerin toplam yatak kapasitesi yüzde 18 azaltılmış. Özelleştirme ve dayatılan kesinti politikaları nedeniyle ebeler 132, pratisyen hekimler 40 ve sağlık çalışanları 32 yıldan sonra ilk grevlerini gerçekleştirilmiş. Sadece 2018’in Ocak ayında 55 bin ameliyat ertelenirken, binlerce hasta 10 saatten fazla acil servislerde sıra bekler olmuş.”

Bu salgın NHS’in önemini bir kez daha kanıtladı. NHS’e resesyonda daha fazla sahip çıkmalıyız. Mr Başbakan! Seni koronadan kurtaran NHS’e can borcunu öde!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.