Öğretim üyesi profili nasıl düzeltilir (III)

Daha önceki yazımda da belirtiğim gibi ülkemiz üniversitelerinin mevcut öğretim üyesi profili sorunlu. Bunun bir yansıması olarak ülkemiz üniversiteleri dünyadaki ilk 500 üniversite arasında yer alamamaktadır.

Bunun çeşitli nedenleri var ve ileride konuyu madi ve manevi boyutu ile işlemeyi düşünüyorum. şimdilik nedenlerden biri olan öğretim üyesi yetiştirme ve atamalara ilişkin çözüm önerilerimi belirteceğim. Bilim adamı yetiştirme sorunu doğal olarak son derece zor ve emek isteyen bir süreçtir. Gelişmiş batı üniversitelerinin en çok yatırım yaptıkları konuların başında yetişmiş nitelikli insan yetiştirmek gelmektedir.

Benim değişik ülkelerde gördüğüm uygulamalar ve öngörüler bütün olarak işlendiğinde ilk etapta aşağıdaki işlemlerin yapılması büyük önem taşımaktadır.

1.Yüksek Lisansa alınma koşulları yeniden belirlenmeli. Gelişmiş batılı üniversitelerde lisans öğrencileri bilirler ki 4 üzerinden 3’ten aşağı notu olan yüksek lisansa ve doktoraya başvuramaz. Mevcut durumda TÜBıTAK burslarına başvurmak için benzer kriterlerin olduğu bilinmektedir.

2.Yüksek lisans ve doktora sınavı için yapılan LES ve TUS sınavlarının kalitesi yanında taban puan yukarı çekilebilir. Böylece gerçekten bilim yapmak bir ekmek kapısı olmaktan çok bir uğraş ve yaşam biçimi olarak bu işten hoşlananların kendilerini erken dönemde motive etmesi sağlanır.

3.Bölüm birincileri mutlaka araştırma görevlisi olarak alınmalıdır. Bu, lisans öğrencileri arasında bilim yapmak isteyen öğrencileri isteklendirecektir. Resmi olmasa bile teamül yaratılmalıdır. Lisans öğrencileri ilk yıldan itibaren motive edilmeli, bilim yapma isteği olan, dil bilen, yetenekli öğrenciler teşvik edilmeli, burs veya diğer ödüllendirici önlemler ile öğrencilere bilim yapma sevdirilmelidir. Bu şekildeki öğrencilerin yurtdışı programlardan daha fazla yaralandırılması sağlanmalıdır.

4.Araştırma görevliliğinin yanı sıra proje asistanlığı getirilmeli, ayrıca Yüksek Lisans ve Doktoraya kayıt yaptıran bütün öğrencilere burs olanağı ve bölümlerde öğretim sürecine katılma olanağı sağlanmalıdır. Böylece proje yapan öğretim üyesi proje asistanı alabilme şansına sahip olacağı için öğretim üyesi de bir şekilde motive edilmiş olur.

5.Yüksek Lisans tezinden makale üretmeleri teşvik edilmelidir.

6.Doktora öğrencisinin savunma sınavına girmesi için mutlaka tezinden bir veya tercihen daha fazla SCI sıralamasına giren dergilerde uluslar arası dergilerde yayın yapması teşvik edilmelidir. İsveç ve Norveç’te yapılan tezlere bakıldığı zaman tezin ana gövdesini değişik dergilerde yapılmış makaleler oluşturmaktadır. Veya tezin apendiks kısmına yapılan makaleler iliştirilir.

7.Doktorasını tamamlamış araştırıcı mutlaka birkaç dönem kendisinin hazırladığı projeler ile post-dok diye adlandırılan doktora sonrası çalışmalarla katılması çok yararlı olacaktır. Sanırım TÜBıTAK şimdilerde bu konuda başka üniversitelerden gelen araştırıcılar için kariyer geliştirme programı ve projeleri öngörmekte olup bunun yararlı olduğu kanısındayım

8.Akademik aşama için vazgeçilmez koşul olarak aday doktorasını yaptığı kurum dışındaki bir birimde kadro alabilmelidir. Batıdaki üniversitelerin çeşitliliği ve zenginliğinin temeli buna dayanmaktadır. Aksi takdirde öğrenci hocasını geçememekte, sürekli kendisini işe alan kişinin etkisinden kurtulamamaktadır. Ayrıca bu durum üniversitelerde bugün rektörlerin en ciddi sorunu durumuna gelmiştir. Rektörlerin en zorlandıkları konu öğretim üyeliğine ilk adımı atan kişilerden kadro verilmesinde popülist yaklaşım üniversitedeki etkili kişilerin baskısı, gelecekte kendilerine verilecek oy beklentisi gibi akademik yaşamla bağdaşmayan sorunlar nedeniyle rasyonel kullanılamamaktadır.

9.Akademik kadro için artık “sadece ayakkabı numarası eksik olan” ilan yerine gerçekten liyakate dayalı, ölçütleri yükseltilmiş başvuruların alınması artık bu ülkenin iyiliği için uygulanması gerekir. Norm kadroya bağlı yani ihtiyaca bağlı olarak adaylar içinde söz dinleyen, bizden, iyi çocuktur, terbiyeli gibi nesnel yaklaşımlar yerine, doktorasının konusu, yayın sayısı, dil bilgisi düzeyi, araştırma yapabilme kapasitesi gibi evrensel düzeydeki nicel-nitel ölçütlere dikkat etmek gerekir. Ayrıca, bilim adamlığı nosyonu ölçütlerinden hayal etme, yaratma, düşünebilme, her koşulda düşündüklerini savunabilen, gerektiğinde karşı duruş gösterebilme cesareti ve direnci, tarih bilinci gelişmiş, kültürel alt yapısı sağlam aydın karakterli evrensel normlara sahip kişiliklerin aranması zorunluluk arz etmektedir.

10.Fen, Sağlık ve Sosyal Bilimleri Enstitüleri, yeniden gözden geçirilerek bilim adamı yetiştirmeye yönelik olarak yeniden organize edilmelidir. Harp Akademileri benzeri doktora yüksek okulu kurulmalıdır. Bu okullar da bilim disiplinlerinin gereği olan özel konular dışında genel olarak bilim tarihi, bilim felsefesi, uygarlık tarihi, insan kaynakları, ölçme değerlendirme, bilimsel araştırma metotları gibi dersler mutlaka okutulmalıdır.

11.Yüksek Lisans ve Doktora yüksek okuluna alınacak öğrencilerin seçiminde başarı durumu yanında mutlaka batılı anlamda saygın bilim adamlarının da laf olsun diye değil gerçek anlamda kişinin bilim yapabileceğine güvence niteliğinde referans mektubu alınmalıdır.

12.Son yıllarda yapılan bir diğer eleştiri de kişinin standartları sağlayacak kadar puan da alıyor ancak bilim etik kurallarına uyma ve kişilik zaafları bilime ve kuruma daha çok zarar vermektedir. Akademik aşamaların sürekli performansa bağlı olarak işletilmesi yöntemleri üzerinde düşünceler geliştirilmelidir. Batıda öğretim üyelerinin modelleri son aşaması olan Profesörlük için performansa bağlı bir kademeli gelişme modelleri ile kişiler motive edilebilirler.

Öğretim üyelerine büyük görev düşmektedir

Öncelikli görev bizlerin oluşturduğu kurullara ve sınav jürilerine düşüyor. Bugünün bilim insanları, yarının hesabını bugünden vermek zorundayız.

Hangi ölçütleri sayarsak sayalım sonuçta bu eleman talepleri Anabilim Dalı ve Bölümlerden başlayarak rektörlüğe kadar gitmektedir. Eleman alımları da anabilim dallarında kurulan jürilerce gerçekleştirilmekte, yönetim kurullarının onayından geçmektedir. Bir diğer deyişle sonuçta öncelikle biz öğretim üyelerine, akademisyen seçiminde büyük sorumluluk düşmektedir. Başta bölüm başkanı, dekan ve rektörlerimiz olmak üzere her düzeydeki yetkilinin yeni kadro ilanında popülist yaklaşımlarla kendilerine oy verecek kişiye değil, ülkemizi yarınlarda temsil edecek, bilim yapacak ve öğretecek nitelik ve kapasitedeki adaylardan yana olmaları gerekir. Değişik düzeydeki bilim jürilerinde görev alan öğretim üyesi hocaların, bilim adamı sorumluluğu bilinci içinde kendilerine ve prensiplerine sadık kalmak şartı ile üniversitelere alınacak akademik kişilikler konusunda ince eleyip sık dokumları gerekmektedir. Yasal düzenleme bir yana nitelikli eleman alımı için geleceğin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan akademisyenler olarak daha dikkatli ve seçici olmamız gerekir. Kriterleri yüksek, Einstein’ın belirttiği gibi “hayal etmek, bilmekten önemlidir” niteliğine sahip öngörülü adayların seçilmesi hedeflenmelidir. Hepsinden önce analiz ve sentez yapabilen, yöntem (tümevarım, tümdengelim yaklaşımını), bilim tarihi ve felsefesini bilen, istatistik, ölçme değerlendirme, pedogajik bilgisi yanında insan ve genel kültürü konusunda altyapısı sağlam olan eleştirel düzeyi yüksek yaratıcı adaylara öncelik verilmesi hepimizin yararınadır.

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here