Üretmeden olmuyor

Üretmeden olmuyor

0
PAYLAŞ

Zenginin işleriyle çenesini yoran züğürtlerden değilim. Ancak insanın gözlerini şöyle dünyaya çevirip bir şeyleri görmesinde yarar var. Sermayeci düzenin yılmaz bir savunucusuysanız toplumunuzu gerçek anlamda bir sermaye toplumuna dönüştürmekle yükümlüsünüz. Kalanı vurgunculuktur. Kendinizi “özgürlükçü” ilan edip yan gelip yatarak, gerektiğinde şuna buna saldırarak hiçbir şey elde edemezsiniz. İnsanlığın Aristoteles’den beri sürdürmüş olduğu ve değiştire değiştire ancak XVIII.yüzyılın sonlarına kadar getirdiği, bugün olumlu hukuk karşısında hiçbir geçerliliği kalmamış olan “doğal hukuk” kavramına dayanacak kadar çocuklaşabiliyorsanız sizden ne özgürlükçü olur ne de sermayeci düzen savunucusu. Dikkatini zenginin bir eli yağda bir eli balda yaşamına yöneltmiş kişilerden olmasak da, bakışımızı dünyaya çevirip ortalığı şöyle kabaca da olsa gözlemlediğimizde, bizim yapmayı düşünmediğimiz işleri eloğlunun çoktan yapıp çıkmış olduğunu görürüz.

İster sermayecilikten yana olun isterseniz toplumcu savlara yakın durun, öncelikle yapılması gereken tek şey gerçeklikle içli dışlı olmaktır. Sermayecimiz dünyadaki sermaye gelişimlerinin tarihini azbuçuk biliyor olsa belki de her şeyi daha başka bağlamlarda değerlendirecektir. Zenginin malıyla çenemizi yormak değil ama, zenginin nasıl olup da zengin olduğunu görmek yani örneklere bakmak elbette önemlidir. Françoix Perroux, Sermayecilik adlı kitabının bir yerinde şöyle der: “XIX.yüzyılda Japonya feodal geleneklerine ve daha çok tarıma dayanan iktisadi düzenine son verdi. 1874’den 1890’a kadar japon merkantilizmi bu topraklar üzerinde sanayiyi yarattı.” Kahve köşelerinde ya da ev toplantılarında bilir bilmez japon mucizesini ballandıra ballandıran anlatmak yerine o zamanın Japonya’sında neyin nasıl gerçekleştirildiğini enine boyuna incelemek gerekmez mi? Demek ki feodal bile denmeyecek toprak kalıntılarını gidermeden hiçbir şey yapamayacaksınız.

Ben sermayeci düzenin bütün dünyayı saran egemenliğine karşın bir gün bile sermayeci düzene yakın olmadım. Ülkemde bu yönde bir çaba olsaydı, gerçek anlamda sermayeci uygulamalarla kalkınma istemi olsaydı belki daha ılımlı düşünürdüm. Bu toprakların (coğrafyanın değil) insanı gelişigüzellikte kendini varetmeyi daha uygun buluyor. Sermayecilikten yana çıkanlarımız gerçek anlamda sermayeci bir düzen kurmakta ne ölçüde isteksiz oldularsa, doğru yanlış bir takın etkenlere bağlı olarak toplumcu savlardan yana olanlar ya da görünenler de toplumcu bir düzeni etkin kılma konusunda o ölçüde isteksiz oldular. Gelin, birilerine sağcılar öbürlerine solcular diyelim, sağcılarımızla solcularımız arasında yaşamın gerçeklerini kavramak ve onlarla hesaplaşarak etkin bir düzen kurmak açısından hiçbir ayrılık yoktur.

Söz gerçekliklerin üzerine oldukça kalın bir örtü örtüyor. Biri yaradana sığınıp “doğal hukuk” diye saçmaladığı zaman kimse ona “Hop bilader, sen kafayı mı yedin, doğal hukuk nerede kaldı allasen! XIX.yüzyılın başlarında bitti o iş” deme gereği duymuyor. Bu arada “Ben doğal hukuktan yanayım” diyen hukukçularla karşılaşırsanız hiç şaşmayın. Toplumsallaşmanın bu noktasında gel sen insanın olumlu hukuka dayalı çabalarını adam yerine koyma da doğadan getirdiğimiz adalet duygusuna ve mülkiyet hakkına inan. Yüzyıllarca filozofların böyle bir konuyu ortaya atıp araştırmaları insanı yakından tanımak içindi. Sen gel, yasaları temel alan hukuku, yazılı yasalara geçirilmiş hukuku, bir başka deyişle yasakoyucunun toplumsal koşulları göz önünde tutarak oluşturduğu hukuku ciddiye alma, insanların doğasından geldiği düşünülen, her türlü sözleşmeden ya da yasalaşmadan bağımız olan hukuku, doğanın gerekleri üzerine kurulan ve yasakoyucuya bağlı olmayan hukuku benimse.

Yaşamı etkin biçimde ve bütün boyutlarıyla üretmediğiniz zaman doğru düşünceleri de üretemiyorsunuz. Doğru düşünceleri üretemediğiniz sürece de yaşamı üretme şansınız yok. İki noktadan korkup iki nokta yerine noktalı virgül koyacak kadar gülünç olduysanız, dildeki inceliği a’nın üstüne şapka koyup koymama konusuna indirgediyseniz işiniz çok zor. Yazdığınız romanları kendini bilen kimse okumuyorsa, şiiri saçma sapan buluşlar düzeyinde görüyorsanız işiniz çok zor. Dış ticaret açığı büyüdükçe büyüyorsa, devlet dolaylı vergilerle ayakta kalmaya çalışıyorsa, tüm kurumlar işlevlerini yitirmeye doğru gidiyorsa işiniz çok zor. Delikanlı öldürdüğü kızın kafasını kesmek için testereyi önceden tedarik etmeyi aklına getirmiyorsa, evlilik paçayı ve belden aşağıyı kurtarma kurumuna dönüştüyse işiniz çok zor. Sermayeciden yana olsanız da.

BİR CEVAP BIRAK