Öğretmenimi dövmeyin…

Türkiyem, güzel Türkiyem, sana yazık ediyorlar gerçekten… Ne yiye yiye bitirebiliyorlar seni, ne de adını karalaya karalaya hakkından gelebiliyorlar…

Ölümüne mücadele veriyorsun ayakta kalmak ve aydınlık bir ülke olmak için…

Ama öğretmenlerini dövüyorlar sokaklarda haklarını arıyorlar diye. Üzerlerinden panzerler geçiyor, kolları, ayakları vücutlarından ayrılıyor daha adil bir gelir daha adil bir paylaşım istediler diye, eğitim sistemimizin daha iyiye daha güzele gitmesi için fikirlerini söyleme teşebbüsünde bulundular diye…

Öğretmenler gününde başbakan çıktı kürsülerde haykırdı:”biz öğretmenlerin önemini bilen bir iktidarız” diye, “onlara gereken kıymeti vereceğiz ve onların durumlarını  düzeltmek için elimizden geleni yapacağız” diye…

Daha birkaç gün geçmedi ki, aynı başbakanın sorumluluğunda öğretmenler dövüldü alanlarda. Panzerler altında kalan öğretmenler oldu ve bu mücadelelerinde onlara destek için yanlarında bulunan öğrencileri her şeyi göze alarak ortak oldu öğretmenlerinin acılarına. Onlarla birlikte şiddet gördü, dövüldü, tekme yedi,  tutuklandı…

Ve başbakan sanki bu öğretmenler başka bir dünyanın insanıymış, bu ülkenin vatandaşları değilmiş gibi açıklamalarda bulundu. “Ne yapacaktık yani, yasa dışı yürüyüşe izin verip oradan geçecek olan vatandaşlarımızın hakkının tecavüz edilmesine  göz mü yumacaktık”

Evet ya bu öğretmenler ayrı bir yerin insanı olmalıydı ki başbakan onlardan korumaya çalıştığı ayrı bir vatandaş kitlesinden bahsediyordu, soyutlayıcı, dışlayıcı, mesafe koyucu bir ifade kullanarak.

Belki de topluma şu mesajı vermek istemekteydi başbakan: bu  alanlara dökülen insanlar sizden biri değil,  sizinle alakası olmayan insanlar ve sizin o  alanlardan yürüyüşünüzü ya da geçişinizi kısıtlayarak sizlerin  hakkını gasp ediyorlar…

Siz istediğiniz mesajı verebilirsiniz sayın başbakan, ama bu ülke her şeye rağmen biliyor ki o alanları dolduran insanlar kendilerinden biri ve çok haklı bir istemle oradalar, daha iyi koşullarda insanca yaşamak ve öğrencilerinin karşısına daha mutlu, daha güvenli daha istekli çıkmak için…

Sayın milli eğitim bakanı “öğretmenlerin ücret talebi ile sokaklara dökülmesi hoş değil, bir öğretmenin tatmini aldığı ücret değil öğrencisinin gözlerindeki parıltı” olmalı diyor.

Siz hangi parıltıdan bahsediyorsunuz sayın bakan. Bu ülkede bu koşullarda yaşayan hangi çocuk parıltıyla bakabilir ve evdeki çocuğunun karnını doyuramayan ihtiyaçlarını karşılayamayan hangi öğretmen başka çocuklara mutlulukla, şevkle yaklaşabilir ve yaptığı işten zevk alabilir…

Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz sayın bakan…

Ama şunu bilin ki bu ülkenin insanları sizin güvenlik güçlerinizden gördüğü tüm hakaret ve aşağılamaya rağmen şimdi daha çok seviyor öğretmenlerini ve şimdi daha çok anlıyor alanlarda öğretmenini döven bir  anlayışın daha neler yapabileceğini…

Sokaklarda öğretmenlerinin sürüklendiğini gören, dövüldüğünü, pataklandığını gören öğrenciler, belki onlardan  utanırlar diye düşünüyorsunuzdur ama yanılıyorsunuz, onlar öğretmenlerini şimdi her zamankinden daha çok seviyorlar, şimdi dayak yemek zülüm görmek uğruna hak aranabileceğini ve doğruların savunulabileceğini öğretmenlerinden canlı örneklerle öğreniyorlar ve bu hiç unutamayacakları bir hayat dersi  oluyor onlar için…

Her şeye rağmen güzel Türkiye’min güzel insanları aydınlık bir geleceğe yürümek istiyorlar sayın başbakan…

Ama siz bu aydınlık gelecekten hiç sorumlu olmayacaksınız merak etmeyin….

 

*Yrd. Doç. Dr. İ.Ü. İktisat Fakültesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.