Revir’deki Müdür kliması

Revir’deki Müdür kliması

0
PAYLAŞ

o nedenle zamlar beni hiç etkilemiyor…


“Bir yerde doğrular konuşulamıyor, tartışılamıyor ve yazılamıyorsa, bilin ki yakında kötü şeyler olacak demektir.” Ata sözü


Kim ne derse desin, biz de diyoruz ki, ülkenin sanal gündemi ne olursa olsun, yapay gündemlerin sularında kulaç atmadan, şundan bundan etkilenmeden, Türkiye’nin gerçek olan asıl gündeminden sapmamaya çaba göstereceğiz.


Bıktırıcı da olsak, ısrarımızı sürdürmeye kararlıyız…
Günlerce yazılan çizilen, ahkam kesilen kimi sanal gündemlerin kalıcılığı kaç gün sürdü ve sonunda nereye gelindi? Her şey ortada. 


Gelin önce onlara bakalım:


Yazar Orhan Pamuk olayı ve gelişmeler…
TÜSİAD’ın Van YYÜ Rektörü Aşkın konusunda çıkışı…
Başbakan’ın TÜSİAD temsilcileri hakkında savcılığa suç duyurusu…
Kayıkçı kavgasının uzlaşmayla sonuçlanması…
Kuş gribi…
Ağca’nın tahliyesi…
Futbol Fedarasyonu Başkanlık seçimi…
Ağca’nın yeniden cezaevine dönmesi…
Kadınların camide erkeklerle birlikte başı açık olarak Cuma namazı kılması ve ayni olay içersinde Danışman Cüneyt Zapsu’nun eşi Beyza Zapsu’nun yer alması…


Konuşulan ve tartışılanlardan sonra, nereye varılabildi? Daha doğrusu hangi yararlı somut sonuçlara ulaşılabildi? Sıfıra sıfır elde var sıfır!
Mahir Kaynak’ın hayatını anlattığı kitabına vermiş olduğu isimle konuyu noktalayalım: “Yel üfürdü, su götürdü.”


Ülkemizin son gündem konusu Başbakan’ın mal varlığıydı. Onun da bugün yarın alevi geçer. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Ancak sanal gündem buharlaşmadan önce kimi değerlendirmeler yapmamız sanırız yerinde olacak. Fakat ondan da önce, kıssadan hisse çıkarmak için devlette görev yaptığımız yıllarda tanık olduğumuz küçük bir olayı anlatmamız gerekiyor.


Tarih 1980’li yılların başları 
Yer Güney Ege’de bir kamu müessesesi.  Mevsim yaz. Her yer Ağustos sıcağı altında kavruluyor. Yaklaşık iki bin dolayında işçi memur çalışanı bulunan fabrikada (müessesede) idari yönden teftişte bulunuyoruz. Müessese idari binada sadece fabrika müdürü ve müdür yardımcılarının odasında klima var. Onun dışında her cayır cayır yanıyor.


Teftiş sürecinde bir ara dişimizden rahatsız olduk. Fabrika reviri’nde ayrıca bir diş ünitesi olduğu için, gidip dişimize baktıralım dedik. O gün hava yine çok sıcak. Revir binasındaki diş polikliniğinden içeri girer girmez, serin bir hava ile karşılaştık. İçerisi adeta yayla gibiydi. Diş hekimi babacan hoş sohbet çok da deneyimli bir zattı. İçerideki serinliği görünce şaşırdık ve Dişçi Ahmet Bey’e biraz da merakla sorduk. “Ahmet Bey bu ne güzel imkan, nasıl oldu da müessese idari binasının hiçbir odasında klima yokken, sizin odanızda klimanız oldu?” , Ahmet Bey gülerek; “o bizim yapacağımız ve becereceğimiz iş değil. Müdür bey geçen günü diş dolgu ve protezleri için geldiğinde, içerideki sıcağa fazla dayanamadı, üç beş defa daha gelmesi gerektiğinden, emir verdi ve buraya klima taktırdı. Yoksa… Nerede biz de buraya klima taktırabilecek güç”


Olay bu sevgili okurlar!..
Beğendiğimiz bir söz vardır; “öğretmen nasılsa sınıf öyledir”. İşin başındakileri, aile yaşamlarıyla bire bir rahatsız etmeyen hiçbir konu, kolay kolay tabandakiler adına olumlu yönde çözüm ve çabalara açık değildir.


Eğer müessese(fabrika) müdürünün ağustos ayında diş tedavisi gerekli olmasaydı, revirde ki polikliniğe nerede klima takılacaktı? Çünkü müdür beyin çalışma odasında sürekli çalışan klima var ve odası her zaman serin yayla gibi… Ancak iki bine yakın memur-işci fabrika personeli sıcaktan kavrularak iş yapıyormuş, müdür beyin(daha doğrusu müdür beylerin) umurunda mı? Ancak, buna karşın hak, hukuk ve vatan millet sözlerini ağızlarından hiç eksik etmediklerini hepimiz biliriz!


Ülke yönetimlerinde de durum böyledir. Baştakiler nasılsa; onun altındakiler, daha alttakiler öyledir. Eğer tepedekiler malı götürüyorsa, hiç şüpheniz olmasın alttakiler de ayni çaba içerisindedirler…


Yaşamımız boyunca karşımızdaki kim olursa olsun, cumhurbaşkanı, başbakan. Bakan da olsa… Söylemine değil, eylemine baktık. Kuru laflara, afaki ve hamaset dolu sözlere karnımız tok. Halep oradaysa arşın burada! Bir insanın kendisi açısından ne denli dürüst olduğunun ispatı çok kolaydır.


Bunlar genel açıdan değerlendirmelerimizdi


Konuyu özele indirgersek, niçin bu zamana değin Ecevit’e “mal varlığınızı açıklayın, dürüstlüğünüze somut verilerle bizi inandırın” diye bunca yıllık siyasi yaşamında tek bir kelimelik bir istem, bırakın istemi, imada dahi bulunulmadı? 
Bugün sokakta binlerce kişiyle röportaj yapın, bir tek kişiden dahi Ecevit’in mal varlığından ve servetinden kuşku duyduğunu ve rahatsız olduğunu söyler mi acaba? Böyle bir şey tahmin edebilir misiniz?


Kimseyi yargı kararı olmadan, her hangi bir konuda suçlayamazsınız. Tabi ki Başbakan Tayip Erdoğan’ı da ima yollu da olsa, üç yıllık Başbakanlığı döneminde haksız mal varlığı edindiği ve bu nedenle korkunç servet sahibi olduğu yolunda kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlamak, hem hukuki hem de vicdani açıdan doğru değildir. Biz de bu yönde haksız bir düşünce ve çaba içerisinde değiliz.


Ancak, Sayın Başbakan; mal varlığı konusunda sessiz kalmakla, milyonlarca Türk vatandaşı önünde, bu konuda ki gizlilik iddialarında haklı da olsa, büyük ölçüde puan yitirmiştir. Bir gazeteci olarak çevremizde yaptığımız mini ankette, tek bir kişi dahi Tayip Erdoğan’ı mal varlığı konusunda dün sessiz kaldığı için haklı bulmadı.
AKP’ye oy vermiş seçmenler ve AKP’li gönüldaşlar dahi…
Konunun, önümüzde ki süreçte gündemden düşmeyeceği kesin!…


burhanaozbey@yahoo.com 

BİR CEVAP BIRAK