Rezalet must go on

Söyleyeceklerimin sanatı iş edinmiş insanların her hayat durumunda ve dramında sahnedeki görevlerini yapmalarıyla hiç ilintisi yok…

Başka oyunlardır sürüp giden…başka piyonlardır bu satrançta şahların, vezirlerin, atların rollerini çalıp tahtanın ortasında sahte tahtlarını kuran…

Bu bir bakar körlük , duyar dinlemezlik tablosu…
Kimlerden mi söz ediyorum?

Sizlerden… Magazinlerin artık hepsi siyaha çalan renkleri arasından dünyada ne olursa olsun hiç tınmadan, umursamadan bütün ucuz yaldızlarıyla, çiğ et yemiş kırmızısı dudaklarıyla, alem buysa kral benim tavırlarıyla fırlayan sizlerden… alkışlarımızı paraya çevirenlerden…

Kanal(izasyon)lardan kirli sular gibi akıp, hayatımızın en anlamlı ve dramlarla dolu zamanlarında tortulanan gövdelersiniz sizler…

Ancak gelip geçici maytap ışıklarıyla belli olan ve bir bilgenin dediği gibi güneş batarken uzayan gölgelersiniz sizler…

Size diyorum, sizi ekranlara getirip koyanlara diyorum…Babasının naaşına selam duran o yaralı yavrunun ardından beliren, tüm estetik değerlere birden bire bıçak saplama anını çıplak etinde sergileyen SANATÇI isminin gaspçılarına diyorum…

Sağırlık ve körlüğün kaderini yaşayan bu Pompei günlerinin ateşi bizim yüreklerimizden akmaya başladı bile…

Ya sizin yüreklerinizde bu yangından bir kıvılcım kapıp, korlar yaratacak sıcaklık var mı, hani, nerede…

Kaderin en acı rastlantısına bakın ki; egonuzun ve para hırsınızın körelttiği insani duygularınız bu yaşadığımız trajedilerde dirilme şansını elde ediyorlar bir yandan da…Ve ne acıdır ki…

Ama bakıyorum hiçbir belirti yok, hiçbir sinyal yok sizlerden yana…
Bir taneniz bile çıkıp, böyle durumlarda örnek olmsı gereken sanatçı tavrını gerçek bir sorumlulukla takınıp bir şeyler söylemiyor…

Kendi hakkınızı savunurken ,bizlere korsan eser almayın diye sıkı sıkı tembihler yağdırırken yüzünüzde beliren o bütün dünyanın en önemli olayı na özgü mimikler hiç belirmiyor…hiçbir çizginiz aşağı doğru inmiyor…kahkaha çizgileri sağır kulaklarınızın sınırlarında geziniyor…

Ben bugün ne kadar korsan satış varsa alacağım, biliyor musunuz?
Sizler insan olmanın korsanlığını yaparken ben bu kadarla yetineceğim… Kor kalbimle korsan olma hakkını içimde bulacağım…kimse bir şey söylemesin…

Ve ben yine hep yine, bütün insanlık duyana kadar soruyorum size…Bir curcunada, sadece size ait olan bir karnavalda, vurdum duymazlık aysberglerinde, kendi hayatlarınızın herkese açık sergisini her an yeni bir tablo yaratarak sürdürürken; gündemde kalma açlığınızı kalitenizle orantılı gösterilerle doyururken bir gazete küpürü de mi çarpmıyor gözünüze…

Ekrandaki bir acılı hayat sahnesine bir an durup ta bakmıyor musunuz…ya da daha korkuncu, o en acılı görseller sizden bahsetmediği için yeni bir kanala geçmek üzere hiçbir önemli konuya basmamış parmağınızla kumanda aletine mi bastırıyorsunuz?

Toplumlar sanatçılarının duruşlarıyla, çağlarına yaptıkları tanıklıklarla sürdürürler varlıklarını…tarihi kimliklerini…

2.dünya savaşının tozu dumanı kalktıktan sonra Bertold Brecht in savaş karşıtı oyunları ve o oyunların oyuncuları sayesinde azgın Germen ırknın kendi ülkesinde de lanetlendiği gerçeği çıkmıştı ortaya…

Ama bakıyorum sizlerden ne bir ses ne bir seda…Çünkü zaten misyon gibi gerçek sanatçıların üstlenebileceği bir kavrama sahip olamazsınız…

Şöhretiniz: teşhir ve pervasızlık çamurundan yaptığınız ve size çok benzeyen bir yontu olduğu için bu tavrı bıraktığınız an, söylemleriniz de bir anlam taşımaz…

Ama lütfen hiç olmazsa böyle günlerde, bir haber programının hemen ardından magazin malı ve malzemeleri olarak çıkmamak gibi ince bir düşünceyi edinmeye çalışın…

Birileri çıkıp ta sizlere “hey ne oluyor, sizin bu ülkede olup bitenlerden haberiniz yok mu, böyle bir kahırı yaşayan bu ülke sizin için dingonun ahırı mı ” diye sormadan yapın bunu…

Bu kültürel anlamda gelişmemiş ülkede sizleri kendi mütevazi ölçülerine göre sanatçı olarak kabul eden, size saygı duyan, sizlerden etkilenen insanlar var…

Ve bu insanlar ücra kentlerde, fakir köylerde, damı akan okullarda, hekimi olmayan sağlık ocaklarında…

Ve bu insanlar sizlerin onları düşündüğünüzü sanarak, savundukları vatan parçasında sizlerin yaşadığınızı bilerek daha bir kıvanç ve inançla dağlarda kurulu karakollarda, mayınlı yollarda…

Onların hayatı devam etmek ve etmemek arasında bir anlık bir kader anıyla belirlenirken, sizlerin vur patlasın çal oynasın göbek danslarınızın devam mecburiyeti hiç ama hiç yok…Sahneden inin artık…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.