Rönesans tabloları bu kentte ipek ve yünle yeniden canlanıyor

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Türklerin en önemli el sanatlarından biri olan halıcılığın bugün dünyadaki en önemli merkezi konumunda bulunan Tebriz’in Serdrud ilçesi, ipek ve yünle yeniden hayat bulan Rönesans tablolarının halıya dönüştüğü büyük bir atölye görünümünde. Koyundan yüne, yünden halıya binlerce yıllık sanatın izini sürüp, çoğunluğu erkek olan dokumacıların ‘Kârhane’lerine ‘konak’ olduk…

İran’ın Doğu Azerbaycan Eyaletinin başkenti olan Tebriz, geleneksel el dokuması halıcılığın da bugün dünyadaki en önemli merkezi konumunda. On binlerce dokumacının halıcılık kültürünü yaşattığı kentin Serdrud ilçesi ise İran’dan dünyanın dört bir yanına dağılan büyüleyici tablo halıların üretildiği yer. Rönesans’ın çığır açan ünlü ressamlarının eserlerinden doğa manzaralarına, tarihi mekânlardan unutulmaz kişiliklere kadar birçok konuyu tablo halılara işleyen eller, aylarca süren emekle ipek ve yün ile Rönesans sanatına yeniden hayat veriyor. İran Türklerinin en yoğun yaşadığı kent olan Tebriz’de 50 santimetrelik tablo halılardan, sarayları süsleyen 150 metrekarelik devasa halılara köklü dokumacılık kültürü yaşatılıyor. ‘Kârhane’ adı verilen atölyelerde çoğunlukla erkeklerin halı dokuduğu Tebriz’de yaklaşık 100 bin kişi ekmeğini bu işten kazanıyor. Bir zamanlar Anadolu’nun dört bir yanında tüm canlılığı ile süren ancak 30-40 öncesinde endüstriyel üretime kurban edilen geleneksel el dokuması halıcılık her türlü yerel zorluğa ve uluslararası ambargoya karşın olağanüstü bir dirençle ayakta tutuluyor. Tebrizli halıcı Ferhaudi Biyouk, halkın özverisiyle ayakta duran bu kültürün yaşaması için desteklenmesi gerektiğini belirterek Türkiye ile bu konuda işbirliği yapmak istediklerinin altını çiziyor.

İran’ın Doğu Azerabaycan Eyaletinin başkenti olan Tebriz, aynı zamanda ülkenin en önemli el halıcılığı merkezi. Geçtiğimiz yılsonunda üçüncü kez ziyaret ettiğimiz Tebriz’de halen tüm canlılığı ile sürdürülen el dokuması halıcılığın nabzını tutup, koyundan yüne, yünden halıya bu eski geleneği yaşatanlarla söyleşiler yapmıştık. Ancak önce İran’daki petrol zammının ardından başlayan siyasi kriz ve protesto gösterileri, ardından Devrim Muhafızları Komutanı General Kasım Süleymani suikastinin yarattığı gerilime bir de tüm dünyayı etkisi alan Kovid-19 salgını eklenince epeyce bir süre gündemimiz tüm bu olaylarla işgal edilmiş oldu.

Kültürün, tarihin ve yaşamın konuşulup tartışılmasını hep ikincil plana atan “yaşamsal kaygılar”, gerçekte bu kaygıların artmasına da neden olan bir tür kısır döngüden besleniyor. Asıl olanın yaşamın kendisi olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmadan, zamanın o büyük ırmağına karışıp yollara düşelim ve şu karantina günlerinde ipeğin, yünün ve sabır kokan ellerin yaşattığı bu köklü geleneğin kalp atışlarının sesine kulak verelim…

TÜRKİYE DIŞINDA EN FAZLA TÜRK’ÜN YAŞADIĞI KENT

Türkiye dışında dünyada Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı en büyük kentlerden biri olan Tebriz, 2 milyonu aşan nüfusuyla bugün İran’ın en önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri. Tarihi İpek Yolu üzerindeki kentin kalbi sayılan ünlü Tebriz Kapalı Çarşısı (Örtülü Bazar), dünyanın halen yaşayan en eski alış veriş merkezlerinden biri. Türkiye sınırına yalnızca 230 kilometre uzaklıktaki Tebriz’e karayoluyla ulaşıp, doğrudan kapalı çarşıya gitmek için sabırsızlanıyoruz.

YER ALMASI VE YUMURTALI DÜRÜM VE ÇAY: GÜN BAŞLIYOR…

Tebriz’in cadde ve sokakları tanıdık söz ve kelam ustalarının isimlerini taşıyor. Firdevsi Caddesi’nden kentin merkezine ulaşıp, Şemsi Tebrizi Çarşısının önünde soluklanırken günün erken saatlerinde patates ve haşlanmış yumurtadan oluşan bir tür dürüm ve sıcak çay ile kahvaltı yapıyoruz. Tebrizliler patatese “yer alması” diyorlar ve lavaş türü ince ekmeğin içine dürüm yaparak günün her saati atıştırmalık olarak tüketiyorlar.

ANADOLU’DAKİ ESKİ ARASTALARI ANDIRAN İŞ MERKEZLERİ

Kapalı çarşıyı bir günde gezip bitirmek çok zor. Burası günün her saati hareketli olan dünyanın en renkli alışveriş mekânlarından biri. Çarşının en büyük özelliği ise gıdadan el sanatlarına birçok ürünün geleneksel üretime dayanıyor oluşu. Tebriz’in ticari ve kültürel kalbi olan kapalı çarşının çevresindeki iş merkezlerinin birçoğu halıcılar için ayrılmış. Bir nevi Anadolu’daki eski arastalar gibi olan bu iş merkezlerinden birinde halıcılık yapan Tebrizli dostumuz Ferhaudi Biyouk’un iş yerine ulaşıyoruz.

PARA YERİNE GEÇEN TEBRİZ HALILARININ EN BÜYÜK ALICISI İRAN HALKI

Ferhaudi Biyouk, halı üreticisi ve tüccarı olan bir aileden geliyor. Bir yandan çaylarımızı içerken bir yandan da sürekli müşterilerin, alıcıların ve satıcıların girip çıktığı, telefonların susmadığı iş yerinde sohbet ediyoruz. Tebriz’deki halıcılığın dününü ve bugününü anlatmasını rica ettiğimiz Biyouk, kendisinin 30 yıldır bu işi yaptığının altını çizerek başlıyor anlatmaya: “Babam Tebriz’de halı tüccarıydı. Kentteki dokumacılara tezgâh ve ip temin ederek halı dokutuyordu. Yüz civarında tezgâhı vardı ve bu tezgâhlarda 200-300 dokumacı çalışıyordu. Bu halılar Tebriz’in mahallelerinde dokunuyordu. Geçmişte biraz daha canlıydı halıcılık. O yıllarda İran dışına rahat satılabiliyordu. Almanya, Fransa, İngiltere ve Amerika gibi ülkelere halı ihraç ediliyordu. Bu dönemde ambargodan dolayı dışarıya halı satışı yapılamıyor. Ancak dolaylı yollarda, Körfez ülkeleri üzerinden satılıyor. 15 yıla yakındır bu böyle. İran halkı bizim en büyük müşterimiz. İran halkı olmasaydı Tebriz halıcılığının yaşaması da mümkün değildi. Tahran, Meşhed, Şiraz, İsfahan gibi şehirler en önemli alıcılar. Evlerde halı çok kullanılıyor. Halı aynı zamanda bir yatırım aracı İran’da. İstenildiği zaman kolayca satılıp paraya çevrilebiliyor.”

BURADA HALI NAKİT PARA YERİNE GEÇİYOR

Biz sohbetimizi sürdürürken bir yandan da halının yolculuğu devam ediyor. Telefonla arayan bir müşteri evindeki halısının satılmasını istiyor. Ferhaudi Biyouk ile birlikte yola çıkıyoruz ve Tebriz’in seçkin mahallelerinden birinin sokaklarındaki evden oldukça büyük ebatlı halıyı alıyoruz. Halının bundan sonraki yolculuğu, önce yıkanacak ardından da alıcısını bekleyecek. Ancak bu bekleyiş çok uzun sürmüyor genelde. Halı burada bir tür nakit para garantisi gibi.

TEBRİZ’DE YAKLAŞIK 100 BİN KİŞİ EKMEĞİNİ HALIDAN KAZANIYOR

Ferhaudi, bir yandan kentin sokaklarında direksiyon sallarken bir yandan da Tebriz halıcılığını anlatmayı sürdürüyor: “Tebriz’de yaklaşık 5 bin civarında halı tüccarı var. Dünya halıcılığının kalbi burası. Ambargo ve başka zorluklara rağmen üretime devam ediliyor. Bu işin sürmesi için başta devletin herkesin destek olması gerekiyor. Tebriz halısının daha çok tanıtılmasına ihtiyacı var. Tebriz halıcılığı biraz öksüz bırakıldı. Sadece halkın kendisi sahip çıkıyor bu sanata. Çünkü bu bizim ata-baba sanatımız, kültürümüz. Halıcılık Tebriz ekonomisinin can damarı. Çobanında, ipçisine, boyacısından atölyesine, yumakçısından, dokumacısına ve tüccarına kadar herkesin ortak ekonomisi bu işle dönüyor. Toplam 20-30 ayrı iş kolu bu işten ekmek yiyor. Tebriz’de yaklaşık 100 bin kişi ekmeğini bu sanattan kazanıyor.”

‘TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİ YAPMAK İSTİYORUZ’

Tebriz’deki halıcılığın boyutlarının düşündüğümden çok daha kapsamlı olduğuna tanıklık etmek sevindirici olsa da bu kadar köklü ve canlı bir üretimin yeterince desteklenmemesi can sıkıcı. Türkiye’de fabrikalara yenilen el halıcılığı birkaç kentte cılız şekilde yaşatılmaya çalışılıyor. Halıcılık konusunda Tebriz’deki üreticilerle Türkiye’deki iş çevreleri arasında iş birliği yapılıp yapılamayacağını sorduğumuz Ferhaudi, “Biz Türkiye ile iş birliği yapmak istiyoruz. Çünkü dilimiz bir, kültürümüz bir. Türkiye’den bu yönde bir girişim olursa bizler burada elimizden gelen kolaylığı sağlamaya hazırız” diyor.

HALI İPİNİN YOLCULUĞU BOYAHANELERDE BAŞLIYOR

Tebriz’deki dokumacıları, boyahaneleri ve portre halılarıyla ünlü Serdrud ilçesini ziyaret etmek için yola çıkıyoruz. Ferhaudi bu konuda bize rehberlik ediyor. İlk durağımız kent merkezine yaklaşık 20 dakika mesafedeki bir mahallede bulunan boyahane. Burada ipler kök boyalarla istenilen renklere boyanıyor. Ambargo altındaki İran’da istenilen malzemeyi bulmak her zaman kolay olmayabiliyor. Tebriz halkı da bu üretimi sürdürmek için her türlü çabayı gösteriyor. Çıkma çamaşır makinesi kazanları boyahanede boya kazanına dönüştürülmüş.

TEBRİZ’DE 200’DEN FAZLA BOYAHANE VAR

Boyahane Ustası Hüseyin Munide ile konuşuyoruz. Tebriz’de 200’den fazla boyahane olduğunu söyleyen Munide, burada yaptıkları işi anlatıyor: “Burada halı iplerini boyuyoruz. Doğal boyaların yanında bazı kimyasal boyalar da kullanıyoruz. Nar, soğan ve ceviz kabuğunun yanında bazı bitkilerden de boya elde ediyoruz. Sütleğen bitkisini sarı için kullanıyoruz. Eskiden bu iş için safran kullanıyorduk. Ama artık safran çok pahalı. Biz burada ipleri boyayıp halı atölyelerine veriyoruz. Onlar da halıya dönüştürüyor.”

ATÖLYELERDEKİ DOKUMACILARIN HEPSİ ERKEKLERDEN OLUŞUYOR

Boyahaneden sonraki durağımız halı dokuma atölyeleri. Bu bölgede küçüklü büyüklü yüzlerce atölye var. Bu atölyelerden birine giriyoruz. Tuğladan inşa edilmiş, dışarıdan çok bakımlı görünmeyen bu halı atölyesinin kapısından içeri girdiğimizde manzara birden değişiyor. Atölyenin içinden yükselen müzik ve rengârenk halıların dokunduğu tezgâhlarının başındaki hepsi de erkek olan dokumacıların ahenkli çalışması başka bir dünyaya götürüyor bizi. 1970’li yıllarda bir Anadolu köyündeyiz sanki. Isparta, Konya, Niğde ya da Kayseri’de yün iplik kokusunun hâkim olduğu halı odalarının bir benzeri, üstelik daha kalabalığı Tebriz’de karşımıza çıkıyor. Dokumacıların kıvrak elleri devasa boyutlardaki ipek ve yün karışımı halıları santim santim dokuyor.

KENTTE YAKLAŞIK 5 BİN CİVARINDA DOKUAMCI VAR

Halı atölyesinin sahibi Hüseyin Esgari ile sohbet ediyoruz. Burada yapılan işi ve niteliğini şöyle anlatıyor: “Altı tane halı tezgâhım var. 17 tane de dokumacı çalışıyor. Burada her tezgâhta yılda yalnızca bir halı üretiyoruz. Çünkü dokuduğumuz halıların ebatları çok büyük. Yılda altı halı çıkıyor atölyemizden. Halılar daha büyük ebatlı olursa iki yıl sürdüğü de oluyor. Halı çok zahmetli bir iş. Biz sadece ipek halı dokuyoruz. Pamuk ve yün de kullanılıyor. Tebriz’de toplam 5 bin civarında dokumacı olduğunu söyleyebiliriz. Sadece bizim mahallemizde 50 kadar atölye var. Her bir atölyede en az 10 dokumacı çalışıyor. İplikçi ayrı, boyacı ayrı, dokumacı ve atölyeci ayrı bir kazanç sağlıyor. Evlerde ise kadınlar dokuyor.”

‘ÇOCUKLUĞUMDAN BU YANA HALI DOKUYORUM’

Atölyedeki dokumacılardan biriyle konuşuyoruz. Adının Ali İzzet olduğunu söyleyen dokumacı çocukluğundan bu yana halı dokuduğunu söylüyor: “Her zaman halı dokudum. 15 yıldır bu işi yapıyorum. Ekmeğimizi bu işten kazanıyorum. Eskiden daha iyi kazanıyorduk ama şimdilerde çok zor hale geldi. Bir halıyı bitirmek için bir yıl uğraşıyoruz.”

DEVASA BÜYÜKLÜKTEKİ BAZI HALILARIN FİYATI 18 BİN DOLARI BULUYOR

Bir başka atölyedeyiz ve atölye sahibi Kurban Amiri ile söyleşiyoruz. İçeride tam 18 metre genişliği olan devasa bir halı tezgâhı var. Kurban Amiri, yerel halkın ‘Kârhane’ adını verdiği atölyesindeki çalışmaları anlatıyor: “Burada dokuduğumuz halının büyüklüğü 120 ile 150 metrekare arasında değişiyor. Halının büyüklüğüne göre tezgâhlar yapılabiliyor. Bu halı 18 metre. Bittiği zaman dokuzar metrelik iki halı çıkacak bundan. Burada dokuduğumuz halıların yüzde 60’ı ipek. Bu büyüklükteki bir halının fiyatı 200 milyon İran Tümeni. Bu da yaklaşık 18 bin dolar ediyor. Yine de şimdilerde halıdan para kazanmak çok zor. Çünkü İran’a ambargo uygulanıyor ve dokuduğumuz halıların ülke dışına satışı yasaklanıyor. Bu halılar ancak Dubai, Suudi Arabistan ya da Ürdün üzerinden dolaylı yoldan yurt dışına satılabiliyor. Türkiye’ye gittiği de oluyor arada. Avrupa ve Amerika gibi ülkelere böyle dolaylı yoldan, başka ülkeler üzerinden satılıyor. Böyle olunca da doğrudan bizim kazancımız azalıyor. Devletin halıcılığa fazla bir desteği yok. Tebriz halkı kendi olanaklarıyla bu kültürü yaşatmak için direniyor.”

TEBRİZLİ DOKUMACILAR TAŞ EKMEĞİ, PEYNİR VE ÇAYLA DİRENİYOR

Tebriz’deki atölyeler gerçekten de büyük zorluklara karşı destansı bir sabırla halıcılığı yaşatma savaşı veriyorlar. Bir parça peynir, birkaç sıcak taş ekmeği (bir çeşit lavaş, seng-ek) ve bir bardak çay ile karnını doyurup işe koyulan dokumacılar, her türlü konfordan yoksun, adeta yoksulluk içinde ama büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Çünkü bu onların hem binlerce yıllık kültürü hem de ekmek kapısı…

‘BABAMIN KOYUNLARI VARDI, BEN DOKUMACI OLDUM’

Bu kez yolumuz Ahad Kerimzade’nin atölyesine düşüyor. Burada da büyük ebatlı halılar dokunuyor. Yaklaşık 15 dokumacının çalıştığı atölyede dokunan bazı halıların tamamlanmasının üç yılı bulduğunu söylüyor Kerimzade. Dokumacılardan biri olan Ali Celali, Halı dokumaya 7 yaşımda başladım. Babamın koyunları vardı eskiden. Ben halı dokumayı öğrendim ve çocukluğumdan beri dokuyorum. Hayatımı dokuyarak kazanıyorum” diye özetliyor öyküsünü.

TÜRKÇE’NİN İFADE GÜCÜ VE ŞEHRİYAR

Ferhaudi Biyouk ile halı atölyelerinden ayrılıp, bu kez Tebriz’in bir başka bölgesine gitmek için yola koyuluyoruz. Amacımız tablo halıcılığın nabzının attığı Serdrud ilçesini görmek. Yolda yağmur başlıyor ve hava kararmak üzere. Yine de ziyaretimizi ertelemek istemiyoruz. “Halıcılar hala açıktır” diyor Biyouk. Yolda sohbet ediyoruz. Ferhaudi edebiyat ve şiir tutkunu biri. Dil ve edebiyat eğitimi almış ancak bir süre eğitimcilik yaptıktan sonra baba mesleği halıcılıkta karar kılmış. Arada Tebrizli büyük Ozan Şehriyar’ın şiirleri dilimize dolanıyor. Türkçe’nin ifade gücünü ve duygu aktarımını yaşamak ne büyük keyif…

RÖNESANS TABLOLARININ YENİDEN CANLANDIĞI İLÇE: SERDRUD

Serdrud’da ana cadde boyunca sıralanan halıcı dükkânlarının vitrinleri ışıl ışıl. Burası daha çok tablo halı üretilen bir yer. Dünyada tablo halıcılığın tek merkezi. Bütün İran’da tarihi ve turistik mekanları süsleyen birbirinden güzel tablo halılar burada dokunuyor. Tebriz, Tahran ya da İsfahan’da yalnızca bu tablo halılardan satan dükkânlar var. Ancak burada, üretildiği yerde bu halıları görmek ayrı bir şans. Rönesans ressamlarının ünlü tablolarından pop-art akımının modern resimlerine kadar birçok tema bu halılarda yeniden hayat buluyor. Portreler, kartpostal niteliğindeki manzaralar ve sevimli hayvanlar; akıl almaz bir çeşitlilikle Serdrud’u yüzlerce sanat galerisinin bulunduğu bir merkeze dönüştürüyor. Çok sayıda tablo halı atölyesini gezip gördükten sonra Serdrud’daki bu canlı sanat hakkında sohbet ettiğimiz mekân sahiplerinden biri olan Mehemmed Huseyin’in verdiği bilgileri aktarıyoruz:

SERDRUD’DA 500 CİVARINDA TABLO HALI ATÖLYESİ VAR

Ben 15 yıldır bu işi yapıyorum. Babadan kalma bir iş. Serdrud dünyada tablo halıcılığın merkezi konumunda. Burada üretilen tablo halıları İran’ın bütün şehirlerine gönderiyoruz. Ancak İran dışındaki ülkelere satış konusunda büyük sorunlarımız var. Ülke dışına satamıyoruz. Serdrud’da yaklaşık 500 civarında tablo halı üretimi yapan atölye var. Hem üretilip hem de pazarlanıyor. Tablo halılar çoğunlukla evlerde kadınlar tarafından dokunuyor. Bir tablo halı büyüklüğüne göre 9 ila 10 ay arasında tamamlanıyor. Dokumacılara tablo başına ücret ödeniyor. Bir tablo halı için  500 ila 100 dolar arasında ücret ödeniyor.

Tablo halılar, normal halıların yanında Serdrud’da yüz yıldan fazladır üretiliyor. Son 50 yılda üretim biraz daha fazlalaştı. Tablo halılarda ipek ve ince yün kullanılıyor. Yünler Güney Kore ve Avustralya’dan geliyor. Çoğu tablo halı model ile dokunuyor, bazıları da sadece fotoğraf ya da tabloya bakarak dokuyabiliyorlar. Burada bir üniversitede halıcılık eğitimi de veriliyor. Halıların üretimi köklü bir geleneğe dayanıyor ancak pazarlamada sorun var. Bu konuda devletin üreticileri desteklemesi gerekiyor. Dokumacıların kendi başına yapabilecekleri sınırlı. Tebrizli dokumacıların halılarını yurt dışına satabilmeleri için ihracat desteği şart. Türkiye’den bu konuda girişimde bulunmak isteyenler için biz burada destek her türlü desteği vermeye hazırız.”

TEBRİZ’DE TÜRK MARKALARI VE LEZZETLERİ BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR

Serdud’dan ayrılırken gözümüz arkada kalıyor. Tablo halıların arsında kaybolmak duygusu ağır basıyor. Ancak daha yolumuz uzun ve İran’ın birçok bölgesinde tanık olunacak hayatlar, gezilip görülecek tarihi ve doğal güzellikler var. Bir yandan gözü kulağı Türkiye’de olan Tebriz halkının giyim kuşamında yeme içme kültürüne kadar birçok alanda Türk ürünlerine yöneldiğini görüyoruz. Türk hazır giyim markaları burada oldukça revaçta. Bazı restoranlarda tatlıcı dükkânlarında Türk usulü baklava, bülbülyuvası ve cevizli sarı burma tatlıları görüyoruz. Türkiye’de çok tüketilen kebap çeşitleri de aynı şekilde Tebriz başta olmak üzere İran’ın birçok kentinde karşımıza çıkıyor.

KORONA KRİZİ SONRASINDA İLİŞKİLER NASIL GELİŞECEK?

Özetle İran ile Türkiye arasında sanılandan ve bilinenden çok daha büyük bir ortak kültürel bağ var ve bu bağ son yıllarda giderek daha da güçleniyor. Ancak kısır siyasi çekişmeler, ideolojik ve mezhepsel körleşmelerin bir yana bırakılması durumunda bu ortak kültür gelecek için hem sosyal hem de ekonomik olarak iki topluma da çok şey katacaktır. Koronavirüs salgını nedeniyle kapatılan sınırların daha sağlıklı ve güven dolu günlerde yeniden açılmasının ardından yaklaşık 25-30 milyon Türk kökenli yurttaşın yaşadığı İran ile hem kültürel hem de ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi çok önemli olacaktır. Çünkü her iki toplum arasında devletlerin ağır ve hantal adımlarının çok ötesine geçen bir ilişki çoktan başlamış bile. Tebriz’de tattığımız Türk usulü bülbülyuvası, İstanbul’dakini aratmıyordu. Bazı Türk markalarının satıldığı iş yerleri çoğalıyor. En önemlisi de korona krizi öncesinde Tebriz başta olmak üzere İran’ın her yerinden insanlar alışveriş ya da eğlence için sınıra yakın Türk kentlerine akın ediyordu. Bundan sonrası için elbette her şey çok daha farklı gelişecektir ancak Doğu Azerbaycan bölgesi başta olmak üzere İran coğrafyasındaki Türkçe konuşan halkın gözü, kulağı ve kalbinin Türkiye’ye dönük olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Önceki haberİngiltere’de 5G kulelerine saldırı sayısı 53’e yükseldi
Sonraki haberBİR MARKET ALIŞVERİŞİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.