Ruşen Çakır’ın Perspektifinden MGK Kararları ve Gülen Cemaatine Yansımaları

Ruşen Çakır’ın Perspektifinden MGK Kararları ve Gülen Cemaatine Yansımaları

0
PAYLAŞ

AKP ve Gülen Cemaati arasında 2007’den buyana bir kırılma olduğu biliniyordu ancak 17- 25 Aralık süreçlerinde ortaya çıkan yolsuzluk belgeleri ve ses kayıtları bu durumun kırılmadan çok bir iktidar savaşı olduğunu ortaya koydu.

Bu süreçten sonra, herşeye rağmen Tayyip Erdoğan iki seçimden de galibiyetle çıktı ve böylelikle Cemaate yönelik tasfiyelerin fitili ateşlenmiş oldu. Yargı ve emniyette pek çok hakim, savcı ve polis önce sürüldü sonrasında da polislere yönelik yapılan operasyonlarda onlarcası tutuklandı. Ancak 30 Ekim’de Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak ilk kez başkanlık ettiği Milli Güvenlik Kurulu toplantısıyla birlikte, bu savaş hükümet meselesi olmaktan çıkarak bir devlet meselesi oldu. Bu toplantı tam 10 saat 20 dakika sürdü ve meşhur 9 saatlik 28 Şubat MGK’sının da rekoru kırılmış oldu. Cumhuriyet tarihinin en uzun MGK toplantısının “Yeni Türkiye” vurgusu bağlamında “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” mesajını içerdiğini düşünenlerdenim. Toplantıdan sonra yayınlanan bildiride, Gülen Cemaati ismen geçmese de “Paralel Yapı” tanımıyla ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu iddiasıyla Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne (Kırmızı Kitap) girmiş oldu.

Gazeteci Ruşen Çakır, Gülen Cemaatinin Kırmızı Kitap’a girmesi ve bundan sonra yaşanabileceklere dair şu tespitleri yapıyor:

“Bizler MGK’da neler konuşulduğunu, ne kararlar alındığını bilmiyoruz. Ancak gönlünde başkanlık sistemi olan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın, başkanlık ettiği MGK’ya fazladan önem yüklediğini düşünebiliriz. Neyin doğru olduğunu şu aşamada bilemeyiz, ancak Erdoğan’ın Gülen cemaatini Türkiye’nin önündeki en öncelikli tehdit olarak gördüğünü ve bu görüşünü devlet politikası yapmak istediğini biliyoruz. Öncelikli hedef devletten ayıklamanın tamamlanması olacaktır. Mutlak bir ayıklamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum ama kilit noktalardaki Cemaat kadrolarının tasfiyesi bile başlıbaşına önemli.”

Türkiye’de MGK bildirilerine giren gurupların başına devlet eliyle pek de iyi şeyler gelmediği eski tecrübelerle de sabit. Kendisi de bir 28 Şubat MGK’sı mağduru olan Tayyip Erdoğan, bu konuyu en iyi bilenlerden biridir kuşkusuz. Ruşen Çakır, bu durumun Gülen Cemaatine tabandan tavana olası yansımaları noktasında şu ifadeleri kaydediyor:

“Zaten bir süredir Cemaat ile organik bir ilişki içinde olmamakla birlikte ona sempatik bakan, destek veren kişi ve çevrelerin kendilerini geri çekmekte olduklarını görüyoruz. Bunun bir nedeni kuşkusuz hükümetten korkmak. Ama bütün bu savaş ortamında Cemaat’in sadece “hizmet” işleriyle ilgilenen bir yapı olmadığını da görerek ürktüler. Devletin bu tür kişileri alenen karşısına alacağını sanmam, ancak bu tür olaylarda hep görüldüğü gibi kurunun yanında çok da yaş yanabilir.”

Kıymetli gazeteci Ruşen Çakır’la AKP- Gülen Cemaati savaşının yeni perdesi, MGK bildirisi ve Kırmızı Kitap’a resmen “Paralel Yapı” iddiasıyla girilmesi minvalinde pek çok konuda konuştuk. Ruşen Çakır’ın bu konuda önemli tespitleri var…

***
– Tam 10 saat 20 dakika sürdü 30 Ekim MGK toplantısı. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak katıldığı ilk toplantıda Cumhuriyet tarihi ve özellikle 28 Şubat MGK’sının rekorunu kırması, Yeni Türkiye vurgusu da düşünüldüğünde nasıl okunmalı sizce?

– Öncelikle ortada “yeni” bir Türkiye’nin pek söz konusu olmadığını görüyoruz. Çünkü her ne kadar sivillerin sayısı artırılmış olsa da MGK aynı MGK. Seçilenlere atanmışlar bir araya gelip ülkenin kaderini belirleyecek tartışmalar yapıyorlar. Bizlerse neler konuşulduğunu, ne kararlar alındığını bilmiyoruz. İkinci olarak gönlünde başkanlık sistemi olan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın, başkanlık ettiği MGK’ya fazladan önem yüklediğini düşünebiliriz.

– Siz 30 Ekim’de kaleme aldığınız yazınızda özet olarak Gülen Cemaatinin içine kapanmaya başladığını söylemiştiniz. MGK bildirisi ve Kırmızı Kitap’a resmen “Paralel Yapı” iddiasıyla giren Gülen Cemaatinin bundan sonraki duruş ve tavrı ne olacak sizce?

– MGK toplantısı hakkında tek kulis haberini Taraf Gazetesi yaptı ve o haberde Kırmızı Kitap değişikliğinin olmadığı, Gülen cemaati konusunun tehdit olarak kayıtlara geçirilmediği ileri sürüldü. Neyin doğru olduğunu şu aşamada bilmiyoruz, ancak Erdoğan’ın Gülen cemaatini Türkiye’nin önündeki en öncelikli tehdit olarak gördüğünü ve bu görüşünü devlet politikası yapmak istediğini biliyoruz. Cemaat’in tavrına gelecek olursak; sözünü ettiğiniz yazıda da belirttiğim gibi Cemaat bir süredir sadece savunmada. Erdoğan’ın kendilerine yönelik tasfiye girişimlerini artıracağını düşünüyor ve bu süreçten olabildiğince az yara alarak çıkmanın yollarını arıyorlar. Tabii bu arada siyasi iktidarın başka nedenlere düştüğü krizleri derinleştirmek için de ellerinden geleni yapıyorlar.

– Gülen Cemaatinin MGK kararlarıyla Kırmızı Kitap’a girmesi, cemaatin tabanında olan kendi halinde ve siyasal kaygılardan uzak mensuplara nasıl yansıyabilir? Devlet yaptırımları Cemaatin tabandan tavana tüm kesimlerine aynı şekilde mi yansıyacak?

– Zaten bir süredir Cemaat ile organik bir ilişki içinde olmamakla birlikte ona sempatik bakan, destek veren kişi ve çevrelerin kendilerini geri çekmekte olduklarını görüyoruz. Bunun bir nedeni kuşkusuz hükümetten korkmak. Ama bütün bu savaş ortamında Cemaat’in sadece “hizmet” işleriyle ilgilenen bir yapı olmadığını da görerek ürktüler. Devletin bu tür kişileri alenen karşısına alacağını sanmam, ancak bu tür olaylarda hep görüldüğü gibi kurunun yanında çok da yaş yanabilir.

– Türkiye’de MGK bildirilerine giren gurupların başına devlet eliyle pek de iyi şeyler gelmediği eski tecrübelerle de sabit. Kendisi de bir 28 Şubat MGK’sı mağduru olan Tayyip Erdoğan, bundan böyle devlet kanalıyla Gülen Cemaatine yönelik ne gibi yaptırımlar uygulatacak sizce?

– Öncelikli hedef devletten ayıklamanın tamamlanması olacaktır. Mutlak bir ayıklamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum ama kilit noktalardaki Cemaat kadrolarının tasfiyesi bile başlıbaşına önemli. Bu açıdan bakıldığında HSYK’yı Cemaat’e kaptırmayan hükümetin yargıda geniş çaplı bir ayıklamaya gitmesi beklenebilir. Yine de bu çok kolay olmayacaktır. Öte yandan yüksek yargı konusunda hükümet işi daha da zorlaşır. Son olarak hükümetin TSK içindeki Cemaat yapılanmasını dağıtma gibi bir hedefi olduğunu düşünebiliriz ki bu da apayrı bir zorluk.

– AKP’nin yoğun tasfiye operasyonlarına rağmen, devletin çeşitli kurumlarında muvazzaf olan Gülen Cemaati üyelerini tamamen çıkarabilmek pek çok nedenden dolayı mümkün değil. Sizce devlet içinde hala görevde olan Cemaat üyelerinin MGK kararları ve politikalarına yönelik pratikte reaksiyonları ne olacak?

– Şu aşamada siyasi iktidara karşı saldırıya geçmelerini beklemek gerçekçi olmaz. Öncelikle kendilerini belli etmemek, dikkat çekmemek isteyeceklerdir. İlerde koşullar değişirse belki…

– Cemaat ile AKP savaşında MİT krizinden başlayıp 17- 25 Aralık dosyalarının kapatılması ve son MGK’ya kadar geçen sürece bakıldığında, bu savaşı kim kazandı sizce?

– Savaş bitmedi, sürüyor, dolayısıyla galip ve mağlup yok. Ancak üstünlüğün, Cemaat’in bütün saldırılarına rağmen iki seçim kazanmış olan Erdoğan’da olduğu muhakkak. Şu aşamada Cemaat’in dengeyi kendi lehine bozması mümkün gözükmüyor.

– Gülen Cemaati MGK bildirisine girmesiyle birlikte, hükümet meselesi olmaktan çıkarak bir devlet meselesi oldu. Sizce devletin Gülen Cemaatiyle ulusal güvenlik tehlikesi görecek kadar sorunu var mıydı yoksa Erdoğan ve AKP iktidarına boyun eğmek zorunda mı kaldılar?

– “Milli güvenliğe yönelik tehdit” gibi tanımlamaları seven biri değilim. Bununla birlikte, eğer bir cemaat devlet içinde gizli bir örgütlenmeye yöneliyorsa bunun devletin tekeline yönelik bir tehdit olduğu açık. Ne var ki bu “tehdit” 17 Aralık 2013 günü başlamadı. Hatta Cemaat’in devlet içindeki örgütlenmesi AKP’nin bilgi, onay ve teşvikiyle yürüdü uzun bir süre boyunca. Ne zaman ki Cemaat kendisini bizzat tehdit edince Erdoğan onu bir tehdit olarak algıladı.

BİR CEVAP BIRAK