Rum- Rus ilişkilerinde ABD korkusu

Cumhurbaşkanı Anastasiadis’le, Rusya Devlet Başkanı Putin arasında uçuşan kalpler Güney’deki her kesimin hoşuna gitmedi. Rumların bir çoğu, ülkelerin devletlerarası ilişkilerinin, üçüncü ülkelerle olan işbirliklerinden etkilenmemesi gerektiğini söylüyor. Dile getirdikleri, “Dostumun dostunun illa da dostum olması gerekmiyor” cümlesinin meali, “biz kimseyle dost olmak zorunda değiliz ama çıkarlarımızı korumalıyız.”

Rumlara göre, Kıbrıs AB üyesi bir ülke ve bu niteliği, somut taahhütleri ve dış politikasının net yönlendirilmesini şart koşuyor. Lakin bu diğer ortaklarla tam bir diplomatik uyum içerisinde olmayabilen ülkelerle ilişki geliştirme olanağına sahip olmadıkları anlamına gelmiyor.

Kıbrıs-Rusya ilişkilerinin her iki tarafın da faydası doğrultusunda işlev göreceğini savunan komşular “ama” yı da ekliyor. “Ama Lefkoşa’nın, diplomasi ipini, çıkarlarına zarar vermeyecek şekilde dengeli tutmasında fayda var.”

Politis Gazetesi başyazarı bu konuyu gayet iyi dile getirmiş. Şöyle diyor başyazar “dikkat”i tavsiye ettiği yazısında; “Ukrayna meselesi gibi ortaklarımızın önemli addettiği konularda AB içerisinde olası bir yalnızlık Moskova’yı memnun edebilir ama nihayetinde bu durumun, bizim ve de Kıbrıs sorunundaki tezlerimizin aleyhine işlemesi de ihtimal dışı değildir. Açıkçası, yabancı bir ülke toprağının (Kırım) Rusya tarafından bir istilası ve işgali söz konusudur. Çelişkili davranarak tüm tarafları memnun etmek Lefkoşa için çok zor olacaktır. Aksi takdirde, dengeyi kaybedip diplomatik boşluğa düşme riski olur. On yıllardır uluslararası hukuka saygı duyulması ve bunun çıkarlardan üstün olduğu gerekliliğini ortaya koyduğumuz gerçeği, tamamen anlaşılır dahi olsa tarafımızca benzer bir tutumun sergilemesini haklı çıkarmaz.”

Burada söylenmek istenen çok açık. “Tamam biz bununla dost olalım ama onun düşmanı olan ülkeler var. AB var, ABD var. Bunları karşımıza almayalım. Bir denge kuralım….” Korktukları bir başka husus da, savundukları yalan argümanlarla çelişme korkusu… Haklı sebeplerle ve garantörlüğün kendisine verdiği yetkiyle 1974 yılında Ada’ya çıkan Türkiye’yi hala işgalci olarak nitelendiren komşu, Rusya’nın, Kırım’ın toprağına el koyduğunu, işgalci bir ülkeyle işbirliği yapmanın işgali meşrulaştıracağını düşünüyor, Türkiye’yi Ada’ya getiren nedeni gözardı ederek…

Yazar bu nedenle, Rum dış politikasının güvenilir hale gelemeyip bir kere daha açık denizlerde seyrediyor gibi göründüğünü ifade ediyor. Bunda ortakların da sorumluluğu olduğunu hatırlatan yazar, “onlar bizim sahip olmadığımız tek şey olan güçlü olma lüksüne sahipler ve bu lüksü görmezlikten gelirsek yalnızlığımızın mengenesine dönüşmesi riskiyle karşı karşıya kalırız” diyerek bir nebze de olsa klasik Helen kibrinden sıyrılıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eight + 19 =