Ruslar geliyor…

Geçen hafta, CSO’nun programı tümüyle Rus’lara ayrılmıştı. Ankara CSO izleyicileri, iki günde salonu doldurdular. Alkışlar da, daha kuvvetli ve sürekli oldu.

Marek PIJAROWSKİ, Ankara izleyicisi için tanıdık bir şef. Polonya asıllı, Varşova ve Viyana da eğitimini yapan ve doğduğu VROCLAW’da, Müzik Akademisi Direktörlüğünü de sürdüren, akademisyen bir Şef. Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı bir çok kez yönetti. Bu sütunlarda, bir başka etkinliğini de sizlerle paylaşmıştık. Sempatik tavırları, orkestra ile tanış olmasının rahatlığı ve iletişimdeki başarısı, yönetimi sürecinde izleyiciyi, sahne ile bütünleştiriyor.

Programa alınan eserler, solist sanatçının yetkinliği izleyicileri memnun ediyor. Bu memnuniyeti, Şef’in yönetimi süresince hissetmesininde katkısı ile bir buçuk saat, Rusya’da mevsimleri, doğayı, hüznü ve coşkuyu birlikte yaşayıp, tınıların renk zenginliği içinde, adeta koşturduk.

Programın ilk bölümü, ŞOSTAKOVİÇ’e ayrılmıştı. Fırtınalı bir yaşam süreci, doğal olarak sanatçının ürünlerine da yansıyor. 2 No’lu Viyolonsel Konçertosu, bilinen ve çok çalınan bir eser. Rus ezgilerinden esintilerde taşıyor. Ama, asıl bu eserin önemi ŞOSTAKOVİÇ’in zengin dünyasını ve yaşama bakışını aktarması. Rusya steplerinde dolaşırken, bazen bir hüzün esintisi duysak da, sonra hemen coşku başlıyor. Ağır bir bölümle başlayan eser, sizi düşündürüyor. Bir hayal dünyasına bile kapılıyorsunuz. Hüzün duyarken, düşünme ağırlık kazanmağa başliyor ve arıyorsunuz. Neyi? Keşfetmek istiyorsunuz. Bunun arkasında bir güzellik var, ona ulaşmak istiyorsunuz. Sizi heyecanlandırıyor. Bir notadan bir notaya koştururken, kendinizi bir coşkununda içinde buluyorsunuz.

1975 de yitirdiğimiz, 20 yüzyılın önemli bu Rus sanatçısı, yaşamında olduğu gibi kalıplara sığmadığından, müziğinin içinde de bu arayışlarını duyumsuyorsunuz. ŞOSTAKOVİÇ’in müziği, insanı heyecanlandıran bir müzik. Coşku hep var, ama kendini arayışı, iç dünyasında gezinti ile zaman zaman romantik bir yolculuğa da çıkıyorsunuz.

Alexander RUDİN. Moskova doğumlu, Moskova’da yetişen bir sanatçı. Ama sadece Moskova’da, Rusya’da değil hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri sahnelrinde şef ve viyolonsel sanatçısı olarak ye almış bir sanatçı. Ankara izleyicisi için de RUDİN tanıdık bir isim. Türkiye’de de yöneticilik yaptığından, bu ismi duyanlar bir ölçüde onun gediklisi oluyor. Rusya Finlandiya ve Almanya, sanatçının müzik yaşamıda üç önemli ülke. Sahnelerinde yer aldığı, orkestra yönettiği gibi, akademisyen olarak da görev yapıyor.

RUDİN’in uzun yıllar Finlandiya Sibelius Akademisinde de bulunduğunu dikkate aldığımızda, bu ülkeler ve sanatçıları arasında bir köprü oluşturduğunu da söyleyebiliriz. ŞOSTAKOVİÇ’in Viyolonsel Konçertosu’nu seslendirirken, onun eli avuca sığmaz dünyasında dolaşırken, Sibelius’un içe dönüklüğü, doğa ile başbaşalığı gibi duyarlılıklarını iyi tanımlamış, özümşemiş ve yorumunu oluşturmada bu zenginliği yansıttığını görüyor ve hissediyorsunuz. Uluslararası üne sahip, bu Viyolonsel Virtiöz’ü, Ankara izleyicisi ile de kurduğu iletişimle, sizi müzğin kah rügarı, kah dalgaları araında koşturup duruyor.

Tabii alkışlar da durmuyor sonra ve bir bis ile de seyircileri yeniden selamlıyor.

İkinci bölümde, yine bir Rus bestecisine ayrılmıştı. ŞOSTAKOVİÇ’in dünyasından sıyrılmadan, ÇAYKOVSKİ’nin dünyasına yolculuğa başladık. Orkestra, ÇAYKOVSKİ’nin, 2 Senfonisi’ni seslendirirken, şef ile bir bütün halinde, izleyicilere güzel bir müzik akşamı yaşattılar.

19 uncu yüzyılın önemli Rus bestecisi ÇAYKOVSKİ’nin alabildiğine ulusal motifler taşıyan bu eseri, sizi Volga kıyılarında dolaştırırken, doğanın seslerini de sizlere taşıyarak, canlı bir dans havası ile coşku seline kaptırıyor.

Zaten bu coşku seli içinde, konser sona erdiğinde, seyirci, orkestra ve şef adeta bir birlerini alkışlıyorlardı. Salon ÇAYKOVSKİ’nin coşku selina kaptırmıştı kendisini. Ve Volga akıyordu.

Ondokuzuncu ve yirminci yüzyılın iki Rus bestecisi. ŞOSTAKOVİÇ ve DOSTOYEVSKİ, aynı akşam aynı sahnede.

Ankara’nın soğuk kış gecelerinde, politik tıkanmaların içinde, başka bir dünyaya müzik ile yolculuğa çıkıp, içiniz ısınıp ve bir aydınlığın içinde, konser salonundan ayrılıyorsunuz.

CSO ile bu hafta da yolculuğunuzu sürdürmek isterseniz, Raoul GRÜNEİS’in Şefiliği’n de orkestra sizi, bu kez Rıchard STRAUSS ile bir yolculuğa çıkaracak. Soprano Perihan Artar NAYIR’da bu yolculukda, Son Dört Şarkı ile birlikte olacak.

Sizlere tınılarla güzel yolculuklar dileylim.

Ankara 16 Şubat 2015. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here