Sağ yanım disiplin kurulu

Sağ yanım disiplin kurulu

0
PAYLAŞ

Disiplin kurulu (sonraları onur kolu) heyetine seçilişimi…

Kel öğretmenlerin ikisi de içeri alarak bana şunu demişlerdi.
Seni de 7/A sınıfından disiplin kuruluna seçtik Mutlu.
Seni de 10/C sınıfından onur koluna seçtik Mutlu.

İlki daha biraz militer yapıda bir deyimdi, DİSİPLİN KURULU olan! Ne de olsa 12 Eylüle daha yakın bir tarihti ötekine göre. Sene 1995…

Neyse..Niye seçilmiştik bu kurula ve işimiz neydi? Hele ki benim orda işim neydi. Ömrümce espiyonaj faaliyetleriyle aram olmamıştı, olmuyor da halen fakat oradaki vazifemiz espiyonaj yani diğer dilbilimsel çekimiyle çekimiyle ispiyon etmekti. Bize teklif edilen şey de aynen bu yöndeydi… Kimleri ispiyonlayacaktık? Haşarılıklar ve okul displinini delik deşik edenleri. Hatta inanmayacaksınız, Atatürk’e hakaret edenleri de şikayet edecektik okul idaresine… Oysa ben de çok vidaları gevşek bir talebeydim fakat, yaramazlığımla, haşarılığımla veya dersleri askıya almamla değil. Farklı duruşumla. O zaman daha belirgin olan Fârisi şivemle, yine o zaman kullandığım geniş çerçeveli isli, 2 dereceli gözlüklerle ve dişlerimdeki düzeltme kancasıyla tuhaf bir tiptim. Silik bir tiptim herşeyden evvel. İzlediğim Türk filmlerindeki siyah beyaz Ayhan Işık’a da felaket derecede hayrandım.

Hani einde T cetveliyle mühendislik okuyan ve twist dansının ortasında salona lap diye girdiğinde alaylı kahkahalara ve “aramızda kaz var, ördek var” tekerlemesine mâruz kalıdğında “Arkadaşlar ciddi olunuz lütfen, zirâ ders çalışmam gerekiyor” diyen Ayhan Işık’a işte. Hatta bu hayranlık öyle idi ki, başımdan bu tür bir olayın geçmesi için fırsat kollar niteliği almıştım sonunda. Bu öyle bir raddeye geldi ki, bu fırsatı bulamayınca bu sefer bu fırsatı yaratmak için kolları sıvadım.

O da olmayınca en ilgisiz bir durumda, beden dersinde takla atma müsabakalarında hiç yeri değilken, içimden o tümceyi çıkardım “Arkadaşlar lütfen ciddi olunuz zira ders çalışmam gerekiyor”

Beni tatmin edecekti bu illâ diye düşündüm ama zavallı arkadaşlar haklı olarak asmadılar bile beni. Çünkü takla atmanın ciddiyet takılacak bir yan yoktur.

Neyse, disiplin kurulu mevzuunda kalamıştık., şöyle devam etti olay:

Kel müdür yardımcımız Necmettin Öner, siz böyle böyle böyle yapacaksınız ve asla kimse disiplin kurulunda olduğunuzu bilmeyecek demişti.

İşte o zaman da şimdiki gibi hafif sağır olan sağduyudan yoksun, solcu kulaklarım bunu nasıl olmuşsa duymamıştı ve bu “mühim” tembihten bihaber salınır salınmaz sınıfa girip, arkadaşlar duyduk duymadık demeyin, beni disiplin kuruluna seçtiler. İçinizden hepinizi “şöyle böyle” etme olanağına sahibim demiştim. Sınıfın kabadayısı Bulgar devşirmesi Türkçü-Turancı Aykut, ” de hele ulan dedi, ben de seni bir güzel benzetirim ulan” deyince, ilk disipline aykırı olayın “gahramani” olarak disipline gidenlerden oldum. Ayrıca dürüstçe itiraf etmekte fayda var, daha çok dayan yiyen ben olmuştum. Sol gözüm mor soğan halkasına dönüş ve hayatımda sağdan ilk darbeyi sol gözümden yemişti solcu gözlerim.

Tabii annem sonradan bütün bilimsel yöntemleri ve hemşire kimliğini, memuriyetini bir yana atıp okula dalıp “nerde o aykut piji” diye Aykut’u takunyalarla haşlayınca bu defa jandarmalık olmanın eşiğine geldik. Olayların hepsi Yalova Taşköprü ilk öğretim okulunda geçiyor. Bulgar göçmenlerinin ve habis-yoz bir kültürel ortamın olduğu buz gibi bir yerde…

Neyse, “mühendis yazar” manevrasıyla yine disiplin kuruluna dönelim,

Disiplin kuurlunda tabii bu olay açığa çıkınca, diskalifiye edildim ama disiplin kurulu olayını afişe den de ben oldum.

Yıl 1998 bu defa lise 2 de onur koluluğu… Muhtemelen öğrenci dosyama bile bakmamış akl-ı evvel bir müdür muavinimiz beni bu kola dahi letti. Onur koluna…

Lisedeki onur kurulu ise daha şeffaf bir olaydı. Ne olduğu bütün okulca bilinen ve gıpta da edilen bir seçili kurul idi. Şayet memleket genelinde disiplin kurulu olayının veya bu ismin çağrışımlarnın neler yaratabileceğine, ne gibi sorunlar açabileceğine değgin bir rapor sunulduysa o demle milli eğitime, bunda benim hadisemin de etkisi yok değildir. Zaten ben orta okuldan çıktım, hemen zorunlu 8 yıllık eğitimi getirdiler 1997’de!

Onur kolundaki vazifemiz bir tür puan veren, bir öğrenci kuruluyduk okul genelinde. Bülent Ersoy’un deyimiyle bir tür heyet-i umumiye idik. Okul bitiminde yıllığı hazırlayanlar da bizlerdik. Burda biraz daha baskın bir kişilik olmaya çalıştım ama aslında bu onur kurulunda daha kötü hezimetler yaşadım. Disiplin kurulunda yaşadıklarıma karşı koyduğum tavırlar cansiperâne idi, azimkâr bir ruh haliyle idi. Onur kurulunda kırılgan değil, bükülen elastik bir yapıda idim disiplin kavramına karşı. Direndim okul boyunca hep fakat şimdi hep disipline sevk olunmamak için sarfettiğim çabalara ve kendimi kasmalara üzülüyorum. Keşke disiplin cezası yeseydim dediğim bile oluyor. Onur kolu olarak yıllık komitesi içinde bütün sınıfın öğrencilerini nitelendirme işi bana verildiğinde öyle betimlemeler yaptım ki arkadaşlarıma dair, okul yönetimi bu denli tasvir-i kuvvet ifadelerden ürktü ve kalemime sansür koyuldu. Bizim sınıfı yazma işi sınıf başkan yardımcısına verildi fakat benim yazdığım tümceler baharat gibi hepsinin tanıtım ve tasvirlerinde ufak tefek, göz kırpar biçimde bırakıldı. Bu defa da yine kalem tutan ellerim sağdan darbe yemişti.

Ve yine sol yazan elim…

Geldik 2011’e…

Şimdi ise bir şirkette “yönetici” sıfatındayım ve yine büyük bir başarı ile elime gözüme bulaştırmaya devam ettiğim sergüzeştimde hep düşünüyorum hanidir: neyin disiplini yoktur bu hayatta. Disiplini olmadan neler yolunda gider bu yaşamda?.. Herhalde yazı yazmaktan başka hiçbirşey!..

Çünkü ne kadar darbe yerse de yesin yazı yazmak bana ihanet etmeyen tek dostum…

Bol disiplinsiz ve bol yazılı güneşli güzel günler için…

BİR CEVAP BIRAK

twenty + seventeen =