Sadece bakmasak olmaz mı?

Yani sadece bakmasak?..


Yuvarlanan misketler gibi toprakta dağılsak dağılsak, bir küçük çocuğun parmaklarında tekrar birleşsek olmaz mı? Su bulutu olsak baharlarda ve sızım sızım yağsak yollara,  Galata’ya,  Küçüksu’ya, Moda’ya… Sonra bir sevgilinin parmaklarına düşsek, o  parmaklar uzanıp o dudaklara dokunsa, onu sustursa ve siz sadece yağıp geçmediğinizi,  bu dokunmayla ne çok şeyi değiştirebileceğinizi anlasanız olmaz mı?…


Bir kelebek gibi baharlara renk olsak, koca çınarın üstünden yıllarca çıkmamacasına kazınan kalbe konsak olmaz mı? Kızmasak, küsmesek, ayağımız tökezlemese…


Düşmesek, kırılmasak, hastalanmasak, suçlamasak başkalarını… Kendimizi görebilsek,  kandırılmadan yaşanabileceğini öğrenebilsek, savaşlar olmasa ve hiçbir anne oğlundan ayrılmasa, beklentilerle ömür tüketmesek, tek bir doğruda buluşmak adına birbirimizi yemesek, randevu anlarında – asansörde – patronun yanında -flörtlerde kasılmasak,  bir avuç leblebi için kavga eden ülkelerden olmasak, sarılmayı adettendir diye değil de özlemlerimizi dindiren bir kavrayış olarak görsek olmaz mı?


Yapamadıklarımızdan pişman olmamak için kapılarımızı sonuna kadar açsak, yani sadece aralamasak yahut perdenin arkasından bakmasak… O son kapı da kendimizi açıklanamaz bulmasak olmaz mı?


Bir de en mühimi; şu gözlerini değdirdiğin gözlerimden uzaklaşabilmeyi ancak ve ancak yağmurlu bir fırtına anına denk getirmesen…  Gözyaşlarıma uzansan,  omuzuma dokunsan, beni kör kuyularda ve açık denizlerde yapayalnız , ipsiz dümensiz bırakmasan  olmaz mı ?  Yani sadece bakmasan olmaz mı?  Senin yanında senden uzakta, o bir türlü anlatamadığım, kelimelerin ve mısraların yakınlaştığı ve fakat asla yetmediği  tek şey  bu bakış olamaz mı?


Hızlı hızlı düşünüp sindire sindire yaşanan öğrencilik günlerimden birinde;  Müşfik Kenter’in sesi yankılanıyordu bir Orhan Veli şiirinde.  Ve ancak şimdi, şu anda yerini buluyordu kelimeler…


Orta yaşın dantesinde, bedenini toprağa emanet eden bir adamın ölümsüz şairliğinde… 


Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.


Herşeyi söylemenin hakikaten mümkün olduğu bir yer var mı Orhan Veli?  Orada sadece bakmadan da yaşanabilir mi?  Bakmadan yaşamak sonradan da öğrenilebilir mi? 


Nazım Hikmet, Abidin Dino’dan mutluluğun resmini istiyordu. Bense herşeyi söyleyebilmenin mümkün olduğu o yerin adresini istiyorum senden. Diyeceksin ki anlatabilseydim ‘anlatamıyorum’ demezdim zaten. Anlatma kabul, kulağıma fısılda, bu kadar erken ölmeyi göze alabildiğine göre bildiğin bir şey var gittiğin yerde.


Hadi söyle bakmadan sadece yaşamak için yaşanan yer nerede?



Sibel Bengü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.