Sahi taşeron işçilerinin kadrosu ne oldu?

İSMAİL BAYER – Bir yıl oldu. Unutmayalım diye hatırlıyalım istedim. Her yerde reklam panolarında yer almıştı. Seçim öncesiydi. Taşeron işçileri kadroya alınacak deniliyordu. Bir milyona yakın ya da şimdi sayıları daha da arttı, Kamu’da çalışan taşeron yani alt işveren işçileri. Hatırladınız mı?
Bu bir yılda, bir Başbakan geldi, giiti. Yeni bir Başbakan geldi. Hükümet değişti iki kez. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da değişti bu arada. Kadroların verileceği, ücretin çıkacağı hazinenin sahibi, Maliye Bakanı ise değişmedi, aynı kaldı.
Peki taşeron işçileri ne oldu. Değişen bir şay var mı. Bu bir yılda devlet kadrolarına geçip, taşeron işçilikleri sona erdi mi?
Bu bir yıl içinde, zaman zaman taşeron işçileri gündeme geldi. Başta Maliye Bakanı olmak üzere başka bakanlar da, taşeron işçileri ile ilgili yasa çalışmalarına ilişkin bilgiler verdiler. Hatta yasanın ne zaman çıkacağını bile açıkladılar.
Bu düzenlemenin içeriği hakkında, burada bir bilgi paylaşamadık. Çünkü bu güne kadar da, bu açıklamalar ile ilgili ortaya çıkan bir metin yok. Peki ne oldu, son günlerde gündem de bile yer almamağa başladı. Unutuldu mu? Biz unutmayalım hatırlatalım istedik. O kadar.
Yeni bir resmi rakkam açıklanmamakla birlikte, önceki açıklamaların ışığında ve gelişmelere göre, günümüzde kamu işyerlerinde, değişik alt işverenlere bağlı olarak istihdam edilen işçi sayısının, bir milyonun üzerinde olduğunu belirtebiliriz. Yani kamu işyerlerinde, bir milyonun üzerinde taşeron işçisi.
En çok taşeron çalıştıran, taşeronlar aracılığı ile işçi alan, işveren kamu. Yani Devlet.
Yıl sonu geliyor, büyük oranda taşeron sözleşmeleri sona erecek. Taşeronlara bağlı olarak çalışan işçilerinde, iş sözleşmeleri sona ermiş olacak.
Sonra, 2017 yılı için yeniden ihaleler açılacak, alt işverenlerin çoğunluğu işyeri değişikikleri ile yeni alt işverenler de eklenerek  bir dizi yeni alt işveren sözleşmeleri, kamu arasnda imzalanacak. İşçiler yeniden, aynı işyerinde veya başka işyerlerinde, aynı ama daha da çok başka alt işverenlere bağlı olarak, taşeron işçiliklerini yeni işçi katılımları ile sürdürmeğe devam edecekler.  2017 de devam yani.
Peki neler oluyor, sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi var mı, sistem nasıl gelişiyor.
Sendikalaşma var. Yalnız bir başka gerçeklik daha var. Taşeron işçilerinin çoğunluğu, hangi sendikaya üye olduklarını bile hatırlayıp, söyliyemiyorlar. Toplu iş sözleşmesi konusunda ise çoğunlun yanıtı, bilmiyoruz, var mı diye soruyorlar.
Kamu işlerini ihale ile alan taşeron işçileri ile ilgili sendikalaşma olgusu var. Sendikalar, daha çok bildiğimiz gibi işçilerin başvurusu ile üye yapmıyorlar. İhaleyi veren makamlar da bazen seçimi yapıp, sendikal örgütlenmeyi sağlıyorlar.
Sendikalar, yetki için başvurularını yapıyorlar. Taşeron işveren olayın pek farkında değil, itiraz da etmiyor.  Sendikal rekabet te yok. Sendikalar toplu iş sözleşmesi yapmak için yetki de alıyorlar. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak bundan sonra ki gelişmeler yinelenen bir senaryo gibi. Sendika, taşeron işverenler farklı olsa da, değişen bir şey yok.
Sendika, taşerona toplu iş sözleşmesi için taslak gönderiyor. Görüşme istiyor, Yanıt yok. Ve toplu iş sözleşmesi prosedürü işliyor..
Bu süreç de, taşeron kamu işveren sendikalarına başvuruda bulunuyor, Taşeron’un, işyeri le ilgili sözleşmesi genellikle bir yıldan az süreli. Sendikanın yetki alıp, toplu iş sözleşmesi için çağrı yaptığında bu süren yarısı geçmiş bile oluyor. Kamu işveren sendikarı da, bir yıldan az süreli  toplu iş sözleşmesi yapılamaz diye, taşeronun yetkilendirme talebini reddediyor.
Az gidiliyor, uz gidiliyor. Bir yıldan azsa sözleşme olmaz deniyor da, bir yıldan fazla ise de süre, ondan da sonuç alınamıyor. Ve bu tür işyerlerinin hemen hemen tümünde süreç grev kararının alınması ile yeni bir devre başlamış oluyor. Yok öyle, grev filan yapıldığı, yok, sadece karar alınıyor.
Bundan sonra iki seçenek var sendika için ve bu süreç başlatılıyor.
Eğer işyerinde grev yasağı var ise, konu hemen Yüksek Hakem Kurulu’na iletiliyor. Bu birinci seçenek.
İşyerinde grev yasağı yoksa, ikinci seçenek devreye giriyor. Grev oylaması isteniyor. Ancak burada farkl bir durum var. Grev oylamasını işçiler istemiyor, işveren istemiyor. Farklı olan, gelinen nokta, grev oylamasını sendika örgütleyip, işçilerin istemesini sağlıyor.
Ve bu grev oylaması istekleri, hep greve hayır ile sonuçlanıyor. Bu sonuç, sendika tarafından yine Yüksek Hakem Kurulu’na intikal ettiriliyor.
Ve Yüksek Hakem Kurulu’na intikal ettirilen başvurular, yüzlerceyi aşarak binlere ulaşmaya doğru yol alıyor. Her toplantı da onlarca bu tür uyuşmazlıklar gündem de. İşçi – işveren (taşeron ve devlet) – sendika, adeta toplu iş sözleşmesi için Yüksek Hakem Kurulu’nu görevlendiriyorlar.
YHK, başlangıçta tartışsa da, bu olguyu görerek, sözleşmeler için son çare olduklarını görerek, görüşüp, sözleşmeleri bağıtlıyorlar. Bundan şikayet yok. Buna da “şükür” deniliyor herhalde. Özgür toplu iş sözleşmesi düzeni, mecburi tahkim sistemi ile devam ediyor.
Sözleşmeler de, özet ile YÜZDE BİR zam ve bazı sosyal haklar, yasal düzenlemenin biraz üzerinde  düzenlenmiş oluyor.
YHK sözleşmeleri bağıtlıyor da, bağıtladığında çoğu zaman da işçiler var, kamu işyeri var, ancak taşeron yok. Çoğu zaman değişmiş de.
Bu sistemi değiştirmek değil yaklaşım. Adeta yasal hale getirmek ve bunu da gerçekleştiriliyorlar.
Yüksek Hakem Kurulu kararları zaten kesin. Kesin de şimdi bir de, Yönetmelik değişikliği ile sistem tam anlamı ile bu şekle oturtuluyor.
Unutmayalım. Kamu’da taşeron işçileri ya da yazı da iki tanımı da kullandığımız gibi, yasal olarak alt işvereren işçileri, bu arada bir yıl önce ilan edilen, sözün gerçekleşmesini bekliyorlar.
Yani, kamu taşeron işçilerinin kadroya geçmesini bekliyorlar. Bunu hatırlatalım dedik sadece.
Ne demiş eskiler, “Bekleyen Derviş” misali, bekleyelim bakalım ne olacak?
_______________
Ankara. 27 Eylül 2016. Salı.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here