“Sait Faik” ve “Şarkılar”, Ege’den açıldı

Biletleri günler öncesinden bitmişti. 6 bini aşkın izleyici, çarşamba akşamında dizeleri, tınıları, sesleri, “SAİT FAİK” ile beraber, şairlerle birlikte, onlarla el ele yürüyerek paylaştılar.

Sesler, sadece Anadolu’ya ya da yurt dışına izleyenlece taşınmakla kalmayacak, Ege’den Akdeniz’e yayılacak. Marmara Denizi’nin martılarının ve Burgaz Adası’nın kedilerinin sesi, Ege için yabancı değil. Şiirlerden şakılara uzanarak gelen, sevgi, aşk ve barış şarkılarını da tanıyorlar. Denizlerden denizlere, dalgaların ve balıkların taşımak istedikler bunlar, savaş çığlıkları değil, sevgisizlik hiç değil.

Sait Faik ABASIYANIK’ın hikayesinde ki, dede ile torunun sevgi yumağı, geçen yıl ilk kez İstanbul’da, Burgaz’da, o gün için kıyıda kurulan sahnede, kediler ve martılarla birlikde sahnelenmiş ve seslendirilmişti. İzleyicilerden önce, kediler ve martılar yerlerini almışlardı. Sahneleme başlayacağı zaman, elektriklerde kesilmiş ancak jenaratör sayesinde, ilk sahneleme açık havada gerçekleşmişti. Ve martılarla, kediler, doğaçlama koro olarak, uzaktan eşlik de etmişlerdi. Sonra da kapalı alanda, Zorlu’da aynı gösteri yinelenmişti. İzlenimlerimizi o zaman, yine burada paylaşmıştık.

Bu üçüncü sahneleme, yine deniz kıyısında, bu kez Burgaz’da değil, Ege kıyılarında Bodrum, Turgutreis’de, sıcak bir yaz gecesinde geçen hafta çarşamba günü gerçekleştirildi. 11.D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali son gün ve son etkinliğinde yer aldı. Bu kez Burgaz Adası martıları yoktu, az da olsa Turgutreis’in kedileri de gelmişti konsere. Sait Faik ABASIYANIK amcalarını dinleyeceklerdi.

Çarşamba akşamı, tekknelerin boşalttığı konser alanında hafir bir esinti vardı .Konserin ikinci bölümünde yer aldı eser. Özen YULA’nın, Sait Faik ABASYANIK’ın hikayesinden kurguladığı, yazdığı, sahnelediği eserde, Fazıl SAY yine piyanosunun başındaydı. Sadece piyanonun tuşlarında değildi elleri, bir orkestrayı da yönetir gibiydi, elleri ve gözleriyle. Sahnede üç anlatıcı kadın sanatçı. Mavi tüllerle, ışığında etkisi ile beyaz melekler gibi sahnede, bir oradan bir oraya, kah Burgaz’in içlerine, kah kıyıda, kah denize yürüdüler. Demet EVGAR, Songül ÖDEN ve Esra Bezen BİLGİN. Bazen küçüçük gemi ile açıldılar, bazen kedileri sahneye taşıdılar. Sait Faik ABASIYANIK’ın hikayesinde ki sıcaklığı, sevgi selini, duyarlılığı, özlemlerini, acılarını, seviçlerini, Burgaz Adası’n dan, bu kez Ege kıyılarına taşıdılar. Hüzünlendiler, coşkuyu da taşıdılar. Yaşamı getirdiler.

Karanlıklardan, denizden gelen bir ışık süzmesi gibi sahnenin iki tarafında gelip, şarkılarını söylediler. Sonra, yine sessizce kayboldular. Onlar şarkılarla seslendiler, bu insan ve doğa sevgisi seline katılıp, serinlikle sıcaklığı taşıdılar. Serenad BAĞCAN ve Zeynep HALVAŞİ. Sahnenin iki yanından karanlıklar için aydınlığı süzerek getirek iki güzel ses, iki güzel insan. Onların şarkıları, hüzünleri, sevinci ve sevgiyi yoğuruyor. O nedenle şarkılar susmasın. Şarkılar sürsün.

Bu sahnelemede bir değişiklik. OLTEN DÖRTLÜSÜ’nü izliyoruz ve dinliyoruz ilk kez. Biraz heyecan var. Doğal. İlk kez böylesine yoğun bir izleyci ile karşılaşma. Elif Nihal AKIN (keman), Gülce KARAGÖZCÜK (keman), Ercan ATASOY (viyola) ve Beste BAŞÇI (Vıyolonsel) den oluşan bir dörtlü. İzmir’li Olten ailesi kuruluşunu gerçekleştirmiş, sanatsever bir ailenin sorumluluğu ve katkısı. Ege kıyılarından biraz yukarıdan İzmir’den gelen bu sesler, Fazıl SAY’ın notalarına eşlik ediyor. Kanuna, kemençeye, perküsyonlara, yani Hakan GÜNGÖR, Derya TÜRKAN ve Aykut KÖSELERLİ’ye. Doğu batı enstrümanları, Ege kıyılarında, Sait Faik ABASIYANIK’ın dünyası ile sevgi ve barış tınılarını yayıyorlar. Birlikte, el ele, piyano ile de birleşerek, bir birlerini yadsımadan ve sevgi selini çoğaltarak. BU müzik susmasın.

Bir güzel haber, Fazıl SAY ile Özen YULA birlikteliği, “Sait FAİK” STELYANOS HRİSOPULOS ile TRİFON ve sonra HERMİAS – YUNUS’UN SIRTINDAKİ ÇOCUK birlikteliği sürüyor. TRİFON ve HERMİAS, iki çocuğun temiz, aydılık dünyaları. İki çocuğun yaşamından sevgi ve barış özlemleri, yaşama sevinci. Duyguları, yaşama bakışları ve yorumlamaları, dillerine müzik de ekleniyor. Müzik niye dursun. Bu iki sahne eseri farklı birer ilk deneme. Müzikal değil, opera değil, operet de değil. Edebiyat – Tiyatro – Müzik buluşması. Notalar ve sahneleme bir kurgu. Besteler, şarkılar gibi bu tür sahnelemeler gibi, edebiyat buluşmaları da bitmesin, sürsün. Gelecek de, yeni bir eserle bizlere yeniden, bir başka ilk ile bu kez, OPERA ile geliyorlar.

Sadece, Sait Faik ABASIYANIK yokdu o gece Ege kıyılarında. Konserin ilk bölümünde, Fazıl SAY ile Serenad BAĞCAN, şiirleri şarkılarla, Ege’den Akdeniz’e ulaştırdılar. Eski ve yeni şarkılardan bir demet sunarak denize attılar, karşı kıyılara, okyanusa ulaşsın diye.

Yine önce Nazım geldi sahneye, “MEMLEKETİM” diyerek, acıyı bu denli yoğun sevgi seline dönüştürüp, dizeleri Karedeniz kıyılarından Türkiye’ye gönderirken ve de Fazıl SAY notalarla, Serened BAĞCAN sesi ile bu acının, hüznün, özlemin, sevginin bileşkesini sesi ile şarkısıyla altıbini aşkın insana ulaştırırken, bu müzik sussun diyebilir mi insan. Bu ses, bu müzik daha gür çıkmalı ve evreni kucaklamalı. “MEMLEKETİM” ve Nazım ve insanımız.

Metin ALTIOK’un dizeleri. O günlerden, yaşadığı sona ve yaşamını sürdürürken, “Düşerim” derken. Şarkılarla dimdik ayakta karşımızda değil mi. Onun acısını ve sonunu, ağlayarak, vahlanarak değil, barış şarkılarıyla yaşatmak güzel değil mi, o zaten böylesini istemezmiydi.

Hangimizin yaşamında, Cemal SÜREYA’nın şiirleri olmamıştır. Bu şiirlerin şarkısının sevgisisine kapılıp gitmek, denizlere açılmak, gönlümüzün serinliği değil mi?

Fazl SAY ve Ömer HAYYAM neredeyse artık yapışık kardeş olacaklar. Bu iki esik dostu suçlamak ve yargılamak yerine, bu iki dostun dizeleri ve ve tınıları ile yaşamı kucaklamak varken, bunu niye erteliyelim ki. Hiç durmamalı bu dizeler ve tınılar, evrenin nefes alınan her yerinde duyumsanmalı ki, acıların, savaşların, ölümlerim yerini, sevinçler, barış ve buram buram yaşam kokusu yayılmalı.

Hüzün ve kırılganlık, sadece içe kapanmalarımızda olmalı, o da aşılmalı Turgut UYAR’ın dediği gibi, Göğe bakma dorağı’na yönelmeliyiz o zaman da.

Muhyeddin ABDAL’ın dizeleri ise asırlar öncesinden de bize ulaşsa da, yaşamımızdan niye eksik olsun.

Edebiyat, şiirler ve şarkılar. Eski Şarkılar, Yeni Şarkılar, bitmemeli devam etmeli. Şairlerin dizeleri, tınıların zenginliği ile yeniden yeniden bize ulaşmalı. Bu sesler durmamalı, ertelenmemeli, yinelenmeli, yayılmalı.

Şimdi Fazıl SAY, Ege kıyılarında dolaşmayı sürdürüyor. DATÇA’dan ÇEŞME’ye, oradan AYVALIK’a.

Ege’nin türküleri, düğünleri, efeleri, zeybeği, bir gün Fazıl SAY’ın notaları ile bu kıyılarda yeniden yaşamayı, yineleyerek yaşam bulmayı sürdüreceklerdir. Buna inanıyor ve bekliyorum. Şimdi yaşamıyor mu diyenler olacaktır. Olmaz olur mu, elbette yaşıyorlar. Ama Fazıl SAY’ın notalarında, acaba nasıl yorumlanıp, yaşama bakışı bize ulaşacak. Demem o.

Müzik susmasın. Barış ve sevgi şarkıları kaplasın evreni. Savaş çığlıkları, sevgisizlik ve ötekileştirme sussun. Müzik susunca, savaş çığılıkları susmuyor, acılar dinmiyor. Acıların olmaması, sevgi ve barışın yayılması için, müzik susmasın.

İzmir. 24 Ağustos 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.