Sağlıklı eğitimde başarısızlığa yer yoktur

Sağlıklı eğitimde başarısızlığa yer yoktur

0
PAYLAŞ

Zaman zaman yeğenimin okuduğu Ergün Öner – Mehmet Öner Anadolu Lisesi’ne gidip, dersleri hakkında bilgi alıyorum. Gitmişken öğretmen ve yöneticilerle de eğitim sisteminin aksaklıkları üzerine konuşuyoruz. “Akıllı Tahtalar Geliyor” adlı yazımda bu okulun yöneticilerinin “interaktif tahta”ya geçme niyetinde olduğuna değinmiş ve yazının sonunda pek çok devlet okulunun olduğu gibi Ergün Öner – Mehmet Öner Anadolu Lisesi’nin de şimdilik sınıflarında bu tahtaları görmeyi sadece hayal edeceklerini söylemiştim. Ama yanılmışım. Onlar hayallerini çok çabuk gerçekleştirdiler ve sınıflarına “interaktif tahta” olarak kullanacakları plazma tv’leri taktırdılar. Doğrusu beni şaşırttılar. Kendilerine hayranlık ve mutluluğumu ifade ediyorum.


O yazımda “interaktif tahta”ların neden gerekli olduğuna değinmiştim. Merak etmeyin, aynı konuyu tekrar etmeyeceğim. Yeğenimin okulunun bulunduğu Güngören ilçesinde okul sayısının ihtiyacı karşılamadığını ve devlet okullarındaki dersliklerde halen 50 – 60 öğrencinin iç içe oturduğunu gördüğüm için, bu kez eğitim sisteminin aksayan noktaları üzerinde durmak istiyorum. (Yanlış anlaşılmaması için hemen belirteyim; Ergün Öner – Mehmet Öner Anadolu Lisesi’nin sınıfları 29 kişiden oluşuyor.)


Okul yetersizliğinden dolayı sınıfların kalabalık oluşu sadece Güngören ilçesinin sorunu değil elbette. Bu tüm ülkenin sorunu. Sizce Türkiye’nin tüm illerindeki ilçelerin tek tek haritalarına baksak, acaba belediyelere ait olan boş arsalardan kaç tanesinin okul için ayrıldığını görebiliriz? Ben Güngören Belediyesi’nin haritasına baktım ve var olan boş arsaların okul yerine, daha fazla gelir getirdiği için iş yerlerine kiraya verildiğini gördüm.


Bence bugün eğitimde çözülmesi gereken ilk sorun, sınıfların kalabalıklığıdır. Ne yaparsanız yapın, kalabalık sınıflarda iyi bir eğitim veremezsiniz. Dünyanın en iyi öğretmeni olsanız bile, bunu başaramazsınız.


Atılacak ilk adım sağlıklı bir eğitim sistemi kurmak olmalı. Genel bütçeden eğitime ayrılan pay olması gerekenden az olduğu sürece, eğitimle ilgili iyi bir sistem kurmak kolay değil elbette. Oysa okuma yazma sorununu çözemeyen, kız çocuklarını okula göndermeyen bir ülkede iyi bir sistem kurmak zorunluluk olmalıdır.


Tabii sistem kurmaktan kağıt üzerinde kalacak bir takım maddeler anlaşılmamalı. Çünkü kağıt üzerinde kalacak hiçbir çözüm, çözüm değildir. Örneğin şu anda yürürlükte olan “Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği”nin beşinci maddesi bence kağıt üzerinde kalan maddelerden biridir. Madde der ki; “Okulu müdür yönetir. Müdürün arkadaşlarına ve öğrencilere örnek olacak şekilde hareket etmesi, okulun elemanları ile iş birliği yapması istenir. Yönetim işlerinde müdürün yardımcıları; müdür yardımcıları, öğretmenler ve stajyer öğretmenlerdir. Bunlardan başka okullarda ihtiyaca göre, iç hizmetler şefi, katip ve hesap memuru, ders aletleri memuru, kitaplık memuru, ayniyat mutemedi ve yönetim memurları, vardır. Müdür, yönetim ödevlerini bu memurlara dağıtmaya ve gereğine göre ödevlerini değiştirmek üzere Valilik yolu ile Bakanlığa öneride bulunmaya yetkilidir.”


Doğrusunu isterseniz ben bugüne kadar hiçbir okulda bu maddede sözü edilen iç hizmetler şefi, katip ve hesap memuru, ders aletleri memuru, kitaplık memuru, ayniyat mutemedi ve yönetim memurları görmedim. Göreniniz varsa söylesin. Bu yedi kişinin işini, genellikle müdür ve müdür yardımcıları yapar.


Diyeceksiniz ki, ders aletleri yok ki ders aletleri memuru olsun, kitaplık yok ki, kitaplık memuru olsun. Haklısınız, biz de tam bunu söylüyoruz işte.


Artık hepimiz ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin ekonomik durumlarıyla bağlantılı olduğu gerçeğini kabul ediyoruz. Özellikle “bilgi çağı” dediğimiz son on yılda, ekonomik gelişmenin, ileri teknolojiyi üretebilen, bilimsel düşünceyi ve bilimsel yöntemleri kullanabilen toplumlarda daha fazla olduğu bir gerçek.


Son on yılda eğitim de dahil olmak üzere toplumun her alanında birçok değişim yaşandı. Geleneksel yöntemler yerini yenilerine bıraktı. Artık öğrenciler ve veliler çocuklarının geleneksel ders programlarının yanında yeteneklerine göre seçtikleri alanlarda çalışma yapmasını istiyor. İşte bu noktada ileri teknolojiyi kullananlar yarışa bir adım daha önde başlıyor.


Gerçi günümüz şartlarında yarışa bir adım daha önde başlayanların sayısının çok olduğunu söylemeyiz. Çünkü okullarımızda bilginin üretimi ve dağıtımı için gerekli olan alt yapı yok. Bunun sağlanabilmesi için okulların bilgisayar donanımlarının kurulup, geliştirilmesi, kütüphanelerin işler hale getirilmesi, yeni yayınlar ve dergilerle beslenmesi gerekir.


Sorunlar saymakla bitmez ama çözüm için fazla seçenek yok. 


Eğitim sistemi öğrencilere bireysel öğrenme alışkanlığı ve analitik düşünme yeteneği kazandırmadıkça, bilgilerin hızla değiştiği ve yenilendiği günümüzde öğrenilen her şey havada kalacak, yerine oturmayacaktır. Sınıf geçmeye dayanan ezbercilik devam edecektir.


Şurası kesin ki, sağlıklı bir eğitimden geçen çocukların başarısız olması söz konusu değildir. Zaten eğitimbilimciler çağdaş dünyanın gerekleri doğrultusunda verilen sağlıklı eğitimde başarısızlığı kabul etmiyor. Başarısızlık varsa hastalık da vardır ve tedavi edilmelidir. Başarısızlığı öğrencilerin başarısızlığı olarak değil, devlet politikalarının başarısızlığının olarak görmek gerekir. Çünkü bir ülkede devletin gerçekten devlet olabilmesinin üç sac ayağından biridir eğitim. Devlet, adalet de dahil olmak üzere güvenliği, sağlığı ve eğitimi es geçemez. Eğer geçerse o kırık ayak devletin sırtında kambur olur.

BİR CEVAP BIRAK