SALTANAT VE SANATÇI:  “Hitler ve Furtwängler” (I)

Hitler döneminde, Almanya’da yaşamış ve Berlin Filarmoni orkestrasını yönetmiş olan çok önemli bir orkestra şefi olan Fürtwangler’in bir sanatçı olarak tavrı hâlâ sorgulanıyor. Suzan Beyazıt’ın Türkiye’deki tartışmalara ışık tutacak makalesinin ilk bölümü aşağıda:

 “Hitler ve Furtwängler”

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Sanatın tarihi saltanatın öncesine dayanır. Sanat özü gereği özgürdür, sanatçı dik yürür. Saltanat boyunduruğundaki herkes gibi sanatçıya da diz çöktürmek ister ama ancak zulme karşı sessiz kalamayan sanatçılar tarihte yerini alır. Korkarak selam durup eğilenlerin bir çoğu silinip giderler.

Hitler döneminin en büyük orkestra şeflerinden Furtwängler’in iktidara karşı konumu bir çok müzik yazarının araştırma konusu olmuş, sorgulanmıştır. Milliyetçiliğin hatta ırkçılığın iktidarlarca pervasızca dillendirilebildiği, birçok sanatçının yalpaladığı çağımızda da aynı konu önemini koruyor.

Faşizm ve Wilhelm Furtwängler

Almanya doğumlu Wilhelm Furtwängler, tüm zamanların en iyi orkestra şefleri arasında ilk sıralarda yer alır. 68 yıl süren yaşantısı, büyük acıların, katliamların, ekonomik krizlerin yaşandığı bir döneme denk düşmüş, hayatı adeta felaketlerle, kaoslarla kuşatılmış gibidir. Bir ömürde yaşanabilecek en uç noktalar yaşanmıştır.

Furtwängler orkestrayla

Gençlik dönemini Birinci Dünya Savaşı’yla geçirir. Orta yaş dönemi Almanya’nın savaş sonrası düştüğü büyük ekonomik kriz, Hitler’in yükselişi, İkinci Dünya Savaşı ve Hitler’in düşüşüne rast gelir. Derken hayatının son on yılı ise kendisine yöneltilen suçlamalara cevapla geçer.

Peki Furtwängler, Hitler yönetiminin tehlikeli olabileceğine dair hiç mi şüphe duymamıştır? Irkçı ve ayrımcı politikalar yürürlüğe girdiğinde ne düşündü? Tepkisi ne oldu?

Tarihteki en büyük katliamlardan birinin gerçekleşiyor olduğundan haberdar mıydı?

Onlarca müzisyen, sanatçı ülkeyi terkederken Furtwängler neden ülkesini terketmedi?  Ya da terketmesi gerekiyor muydu? Yoksa Furtwängler tehdit altında mı çalıştı?

Furtwängler’in saygın bir müzisyen olarak yaşantısı, ne yazık ki Hitler’in yükselişi ile şüpheli bir konum alır. 1922 – 1945 ve 1952 – 1954 yılları arasında Berlin Filarmoni orkestrasının şefliğini yürütür. Ancak onun 1930’lu ve 40’lı yılları içeren Nazi döneminde etkili ve yetkili bir müzisyen olarak siyasi tavrını çevreleyen tartışmalar, müzik çevrelerinin en çok konuşulan konulardan biri olarak bugün de devam ediyor.

Hitler konuşurken

Furtwängler’in, Hitler’in kanlı faşist yönetimi boyunca Almanya’da kalarak orkestra şefliğini sürdürmesi ve üst düzey müziksel sorumluluklar üstlenmesi büyük tepkiler uyandırır. Oysa onlarca müzisyen yazar, sanatçı ayrımcı politikalar yüzünden ülkeyi terketmiş ya da terketmek zorunda bırakılmıştır. Furtwängler’in bu tavrını ya da ‘tavır alamayışını’, ‘Nazi işbirlikçisi’ olarak yorumlayanlar Furtwängler’i şiddetle eleştirirler.

Böyle olmakla birlikte, Furtwängler’in Nazi olmadığını ve Nazi yönetimine karşı sürekli muhalefet halinde olduğunu söyleyenler de var. Aynı çevreler Furtwängler’in ayrımcı uygulamalara karşı tavır aldığını ve orkestrasındaki Yahudi müzisyenleri de koruduğunu iddia ederler. Furtwängler’in böyle karanlık bir ortamda, Almanya’da kalmayı seçmesini, ülkeyi terkedenlerden daha anlamlı ve daha işlevsel bulduklarını işaret eden bu tezin savunucuları, Furtwängler’in ülkede kalmasını, sürgünle darağacı arasında ince bir çizgide yürümek anlamına geldiğini de ifade ediyorlar.

Furtwängler’in yaşamı, aslında bize hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, bu iki rengin nasıl iç içe geçebileceğini, ara tonlarda ne kadar hassas dengelerin olabileceğini, görünenle görünmeyenlerin ne kadar yanlış yargılara sebebiyet verebileceğini gösteriyor.

Kendini iyi müzik yapmaya adamış ve ömrü boyunca bunun peşinde koşmuş Furtwängler’in hayatı, çok yazık ki bu karanlık döneme denk gelmiştir. Berlin ve Viyana Filarmoni orkestralarında yaptığı şefliğin yanısıra yüksek karar yetkisi olan müziksel heyetlerde de görevler üstlenir. Sorunun kaynağı da budur. Bu görevleri üstlenmesi ırkçı yönetimin elinin güçlenmesine katkıda bulunduğu söylenir. Bir anlamda meşruluk teyid edilmiştir.

Hatta Furtwängler’in Almanya’da müziksel olarak en üst düzeyde bir konumda gayet güzel bir yaşantı sürdürdüğünü, ülkeyi terkeden onca önemli müzisyenden boşalan makamlara göz diktiğini söyleyenler de var. Kimisinin ‘işbirlikçi’ ve kimisinin ‘fırsatçı’ olarak değerlendirdiği Furtwängler’in böyle bir konumda olması üzüntü verici bir durum.

Hitler, Furtwängler yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası konserinde

Hitlerin çok beğendiği bir orkestra şefi olan Furtwängler, Nazi yönetimi için, Almanya’yı iyi temsil eden önemli kültürel bir figür olarak görülür. Bu vesileyle Furtwängler’e önemli müziksel görevler yüklenir ve onu Nazi yönetiminin bir parçasıymış gibi göstermek isterler.

Onunla çalışmak henüz kendini kanıtlamamış bir iktidar için itibar ve güç elde etmek anlamına gelmekteydi.

Furtwängler’in yerinde olmak!

Müziğe tutkuyla bağlı ve yönettiği eserleri adeta yeniden besteler gibi yöneten bu müzik dehası, “keşke böyle bir konumda olmasaydı ve daha barışçıl bir ortamda müziğini yapabilseydi” diyesi geliyor insanın. Hayatının en verimli dönemlerinde böyle karanlık bir ortamda, süreki gerilim içinde kendisiyle hesaplaşma konumunda olmak işkenceden farksız bir durumdur.

Diğer yandan sanatında bu kadar incelik peşinde olan bir insanın, nasıl olur da ırkçı politikaları merkezine yerleştirmiş ve şiddetten kaçınmayan acımasız bir yönetimle çalışmaya gönlü el vermiş olduğu sorusu ise aklı kurcalayan işin bir başka yönüdür.

Furtwängler’in konumunu değerlendirirken o dönemi, koşulları ve zamanın ruh halini bilmek gerekir. Onca film, belgesel, makale ve tarih derslerinde öğrendiğimiz bilgiler ışığında bugün gördüğümüz geniş çerçeveyle, o günün koşullarında henüz yaşanma aşamasındayken görülen tablonun aynı olması mümkün değil. Bu anlamda o dönemde yaşananları değerlendirirken bu noktayı gözden kaçırmamak gerekir.

Doğal olarak işin diğer yanı da toplumsal olaylara tüm insanlığı temel edinmeyen ideolojilerle bakmanın, bir ulusu doğruları görmekten nasıl alıkoymuş olabileceği gerçeğidir.

Vatan, millet, bayrak, ırksal üstünlük ve başka milliyet ve milletleri düşman kabul etme gibi, yani sadece kendi ulusal menfaatleri çerçevesinde insanları şekillendirerek bir milli ruh oluşturmanın, insancıl ve barışçıl düşünmenin önünde engel teşkil edebileceğini Hitler örneği bize açık bir şekilde gösterdi. Böyle ulusal kavramların kışkırtılmasının insanlığa cehennemi yaşatabileceği gerçeğini unutmamamız gerekir.

Hitler selamı ve selamlamayan

Furtwängler’in ülke kütürüne bağlı bir vatansever olduğu bilinir. Savaş sonrası mahkemelerde neden Hitler iktidarı boyunca Almanya’da kaldığı sorusunun cevabını, müziğine, orkestrasına ve milletine olan sadakati nedeniyle olduğunu söyler.

Katliamların yaşandığı bir ülkede milletine sadakat duygusu bir şey ifade eder mi, sorgulanmalıdır. Irkçı, faşist Hitler’le, ülke kültürünü değerli bulup onu korumaya çalışan vatansever Furtwängler’i birleştiren nokta bu olmamalıdır.

Polonyalı bir Yahudi olan büyük kemancı Bronisław Huberman, 1936 yılında özellikle Furtwängler’i hedef alarak Alman entellektüellerine yönelik yazdığı açık mektupta şöyle der;  ‘Siz, “gerçek Almanlar”,  Almanya’yı ve insanlığı bu alçaklıktan kurtarmak için ne yaptınız?… Bütün dünyanın gözü önünde, Nazilerin işlediği bütün suçların gerçek suçlusu olarak siz Nazi olmayan suskun Alman entelektüellerini suçluyorum …’  

Huberman’ın bu eleştirisi ağır ama haksız değil. Alman vatanseverlerini, entellektüellerini, kanaat önderlerini adeta harekete geçmesi için uyarır. Bu mesaj zamanında alınmış ve gereği yapılmış olsaydı, büyük bir olasılıkla daha sonra yaşanacak olan toplu katliamlar engellenmiş olacak ve bir ulus böyle bir lekeyi taşımayacaktı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.