SALTANAT VE SANATÇI (II) FAŞİZM-BİLİM, EDEBİYAT VE MÜZİK

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Faşizm, bir diktatörün beş on yıllık bir süreçte bir toplumu esir almasından ibaret bir vehamet değildir. Eğitimden bilime, hukuktan sanata toplumun gelişiminde katkısı olan herşeyin teker teker elinizden alınması demektir. Düşüncenin durdurulması, müziğinizin susturulması, kitaplarınızın yakılmasıdır. Gücün altında ezilmek, kabusla yatıp kalkmaktır.  Karşı gelenin yok edilmesi, sürgüne gönderilmesidir. Bu talihsiz dönemi yaşayanlar için acı, vahşet, kayıp bir hayat demektir.

1933 – 1945 yılları arası Hitlerin yükselişi, İkinci Dünya Savaşı, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biridir. Tüm zamanların en fazla insan katliamlarının yapıldığı dönem olarak hatırlanır. Toplam 70 milyon hayat, yanlış adamların, yanlış kararlarıyla kaybolup gider.

Hitler yönetimindeki Nazi partisi,1933 yılında iktidara gelir. Kültür, eğitim ve hukuk, Nazi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirilir. Muhalifler cezalandırılır, yok edilir.

Irksal tezlerinin bir parçası olarak ‘Aryan’  olmayan ‘aşağı ırklar’ olarak tanımladıkları Yahudi’lere, Roman’lara (çingenelere) ve engellilere yürürlüğe koydukları kanunlarla hayatı dar ederler. Siyasi düşünce alanında halkçı sol muhalifler, kültürel alanda ise modern sanatlar Alman kültürünün baş düşmanları olarak hedef gösterilir.

Hitler iktidarını ‘gönülden’ destekleyenler, ya da ‘gönülsüz’ destekleyenlerle, Hitler yönetiminin ırkçı ve ayrımcı politikalarına karşı gelen faşizm karşıtı sanatçı ve entellektüeller arasında kapanmaz yaralar açılır.

Faşizm karşıtı duruşlarını çok net gösteren sanatçılar, ülkede kalıp da ırkçı uygulamalara gerekli tavrı göstermeyen sanatçıları, ‘basiretsiz, iktidarın kuklası, işbirlikçi’ gibi tanımlamalarla sert bir şekilde eleştirirler.

Richard-Strauss

Furtwängler dışında Almanya’da kalıp görevlerini sürdüren önemli müzisyenler de vardır. 20. yüzyılın en büyük bestecilerinden Richard Strauss, ünlü ‘Carmina Burana’nın bestecisi Carl Orff, besteci Hans Pfitzner, ünlü piyanist Wilhelm Kempff, orkestra şefi Karl Böhm ve o dönemde henüz genç bir orkestra şefi olan Herbert von Karajan gibi müzisyenler Almanya’da kalanlar arasındadır.

Furtwängler, Almanya için önemli bir kültürel figürdür. Bu öneme istinaden, entellektüel kesimin ve sanat çevrelerinin Furtwängler’den beklentisi de yüksektir. Sanatsal yetkinliğine  yakışır bir tonda faşist yönetime karşı bir duruş sergilemesi beklenir. Keza aynı durum benzer saygınlıkta ve yetkinlikte olan Strauss için de geçerlidir.

Furtwängler’in Almanya’da kalıp, ırkçı bir iktidarın emrinde çalışmasını en sert şekilde eleştirenlerden biri de İtalyan faşizminden dolayı ülkesini terkeden Arturo Toscanini’dir. 20. yüzyılın en önemli orkestra şeflerinden Toscanini aynı şekilde Strauss’ı da eleştirenler arasındadır.

Hitler ve Mussolini’ye büyük tepkiler gösteren ve gerçek bir anti-faşist olarak tanınan Toscanini, gerek kendi ülkesi İtalya’da, gerekse Nazi dönemindeki Almanya’da orkestra şefliği yapmayı red eder. Dönemin en önemli iki büyük şefinin aldıkları bu farklı yollar, farklı sorgulamaları da beraberinde getirir.

Nazi iktidarının ayrımcı ve ırkçı politikaları

1933’te Nazi yönetiminin propaganda ve kültür işlerinden sorumlu bakanı Joseph Goebbels’in yönlendirmesiyle ırkçı ve ayrımcı politikalar yürürlüğe girince, kamu hizmetinde çalışan ’Aryan’ (Ari) olmayan, ’kültürel yozlaşmaya’  sebebiyet verdikleri varsayılan kesimler ve siyasi muhalifler işten ayrılmaya zorlanır.

Alman Üniversitelerinde görev yapan profesörlerin ve lise hocalarının da içinde olduğu bütün eğitimcilerden, “Adolf Hitler’e ve Ulusal Sosyalist Devlete bağlılık” yemini zorunlu hale getirilir. Bu vesileyle yönetimle hemfikir olmayanlar belirlenerek işlerinden ayrılmak zorunda bırakılır.

Yıllar alan büyük çabalarla yetişmiş sanatçılar, bilim insanları ve entellektüeller, Nazilerin ırksal ve politik ideolojiler çerçevesinde aldıkları kararlarla; işten çıkartılır veya yurt dışına  sürülür.

20. yüzyıl müziğinin en önemli temsilcilerinden Atonal ve 12 Tone sisteminin yaratıcısı çağdaş besteci Arnold Schoenberg, efsane orkestra şefi ve besteci Otto Klemperer ve Bruno Walter, soldan yana görüşleriyle tanınan besteci Kurt Weil gibi Almanya’nın önde gelen Yahudi kökenli müzisyenleri ülkeyi terketmek zorunda kalırlar. Sadece yahudi kökenli sanatçılar değil, Avusturyalı besteci ve orkestra şefi  Erich Kleiber ve Alman orkestra şefi Fritz Busch da Nazi karşıtı tutumlarından dolayı Almanya’yı terkeder.

Marksist besteci Hanns Eisler, Marksist oyun yazarı Bertolt Brecht de politik görüşlerinden dolayı Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan sanatçılar arasındadır.

Felsefeciler ve akademisyenler için de durum aynıdır. Erich Fromm, Ernst Bloch gibi felsefeciler de başka ülkelere göç ederler. Nobel ödüllü Alman yazar Thomas Mann de bu dönemde Almanya’dan ayrılanlar arasında olup, Nazi iktidarını ve Furtwängler’i en çok eleştirenlerden biri olur.

Türkiye’ye davet edilen öncü sanatçılar ve bilim insanları

Albert Einstein

Albert Einstein bir konferans vesilesiyle ülke dışındayken kendi kitabının yakıldığını duyunca Almanya’ya bir daha geri dönmez. Ayrıca 1933 yılında Almanya’da kalması sakıncalı olan 40 profesör ve doktorun çalışmalarına Türkiye’deki kurumlarda devam etmesi için İsmet İnönü’ye mektup yazıp ricada bulunur.

Türkiye’ye göç eden bilim insanlarıyla

İlk etapta olumlu bir cevap verilmese de daha sonra bu bilim insanları, Türkiye’ye kabul edilirler. Nazi zulmünden dolayı Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan yaklaşık 190’a yakın bilim insanı, akademisyen ve sanatçı, Türkiye’ye göç ederek üniversitelerin yapılandırılmasında ve eğitim programlarının düzenlenmesinde katkılar sunarlar.

Üniversitelerimize büyük yardımları dokunan bu değerleri, ne yazık ki Türkiye’de tutamamışız. Bu bilim insanlarının çok az kısmı Türkiye’de hayatını sürdürmüş, büyük bir kısmı, savaş sonrası ya ülkeleri Almanya’ya geri dönmüş, ya da Amerika’ya göç etmişler.

Carl Ebert

Alman besteci Paul Hindemith de Nazi yönetiminin yasaklar koyduğu besteciler arasındadır. Hindemith’in çağdaş yaklaşımı Nazi yönetimi tarafından benimsenmez ve Goebbels tarafından ‘atonal gürültücü’ olarak tanımlanarak itibarsızlaştırılmaya çalışılır.

Hindemith, Atatürk’ün özel davetiyle 1935’ten itibaren birkaç kez Türkiye gelir ve müzik danışmanı olarak görev yapar. Çok sesli müzik eğitiminin Türkiye’de yerleşmesine çok büyük katkısı olur. Orkestra şefi ve müzik direktörü Ernst Praetorias, piyanist ve orkestra şefi Eduard Zuckmayer, opera ve tiyatro yönetmeni Carl Ebert, kemancı Licco Amar ve piyanist Georg Markowitz gibi konusunda uzman olan sanatçıların görevlendirilmesini önerir. Ankara Devlet Konservatuvarı’nın ve Ankara Devlet Operası’nın kurulup, geliştirilmesinde ve ülkemizin öncü müzisyenlerinin yetişmesinde bu sanatçıların büyük katkıları söz konusudur.

‘Yoz Sanatlar (Entartete Kunst)’ Sergisi

Nazi yönetimi, atonal ve caz müziği de ‘yoz’ müzikler kategorisinde görüp, yasaklarlar. Aynı durum sanatın diğer çağdaş dallarında da görülür. Sürrealizm, Kübizm ve Dadaizm de aynı şekilde ‘yoz sanatlar’ tanımlamasından nasibini alır ve yasaklanır.

‘Yoz Sanatlar (Entartete Kunst)’ Sergisi, Münih 1937

Pablo Picasso, Wassily Kandinsky, Ernst Ludwig Kirchner, Vincent van Gogh, Henri Mattise ve Marc Chagall gibi tanınmış sanatçıların eserleri Münih’te ‘Yoz Sanatlar (Entartete Kunst)’ sergisi başlığıyla aşağılanarak sergilenir. 1937 yılında düzenlenen bu sergiyle halka, ‘gerçek Alman’ kültürünün nasıl ve kimler tarafından bozulduğu gösterilmeye çalışılır.

‘Yüksek Alman Sanatı (Große Deutsche Kunstausstellung)’ Sergisi, Münih 1937

Aynı tarihte yine Münih’te ‘Yüksek Alman Sanatı  (Große Deutsche Kunstausstellung)’ başlığı altında bir başka sergi daha açılır. Verilmek istenen mesaj, ‘gerçek Alman Kültürü’nün nasıl olması gerektiğidir. Bu iki farklı kutuplardaki sergi, faşizmin sadece ırkları değil, aynı zamanda sanatı da nasıl ayrıştırdığına dair örnekler olarak hafızalardan silinmez.

Kitap yakma gösterileri, Mayıs 1933

Yakılan Kitaplar

Nazi iktidarı, 1933 yılında yine insanlık için yüz karası bir başka olayı daha gerçekleştirir. Tanınmış yazarların, düşünürlerin ve bilim insanlarının kitapları toplu halde yakılır.

Franz Kafka, Albert Einstein, Sigmund Freud, Emile Zola, Jack London, Karl Marx, Stefan Zweig, Marcel Proust, Heinrich Mann, Thomas Mann, André Gide gibi tanınmış isimler kitapları yakılan yazarlardan sadece ilk akla gelebilenlerdir.

Bilgiyi varlığının merkezine yerleştirmiş, evrensel kültüre katkıda bulunmuş sanatçı, edebiyatçı, felsefeci ve bilim insanlarıyla kıvanç duyan bir toplum, kitap yakma olaylarıyla karanlık uçurumlara doğru sürüklenir.

Furtwängler’in ırkçı uygulamalara tepkisi

Furtwängler’in siyasete mesafeli olduğu söylenir. Fakat 1933 yılında Hitler iktidarının yürürlüğe koyduğu ırkçı, ayrımcı yasalara ve bunun müziğe yansıyan noktalarına dikkat çekmek için tepkisini gösterir. Uygulamaların doğru olmadığını belirttiği mektubunu propaganda bakanı Goebbels’e yollar. Mektubunda insanların ırklarından dolayı değil, yaptığı işin iyi ve kötülüğüne göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder.

Orkestrasından kovulması istenen Yahudi müzisyenlerin atılmasına karşı gelir ve orkestrada kalmalarını sağlar. Bir çok Yahudi müzisyenin toplama kamplarına gönderilmelerini engelleyerek hayatlarını kurtarır.

1934’te de Hindemith’in bir eserinin sahnelenmesine konulan yasak, Furtwängler’in Goebbels’e bir başka mektup yazmasına neden olur. Eleştirel bir dille yazdığı bu mektupla ayrımcı, sanatın bağımsızlığını tehlikeye sokan uygulamalara itiraz eder. Furtwängler bu olay sonrası bütün görevlerinden istifa eder. Onun müziğin ve sanatın korunmasına dair niyetini gösteren bu mektubu ve görevlerinden istifası, Nazi yönetimine karşı bir tavır olarak algılanır ve muhaliflerce alkışlanır. Fakat ilerleyen yıllarda bu tutumunu devam ettirememiş olması kendisine yöneltilen ‘Nazi işbirlikçisi’ şüphesinin devam etmesine neden olur.

Furtwängler, ülkesinin korkunç bir dönemden geçmekte olduğunun farkındadır ve savaş sonrası duruşmalarda ülkesinde kalış sebebini şöyle açıklar;

Almanya’nın korkunç bir krizde olduğunu biliyordum. Kendimi Alman müziğine karşı sorumlu hissettim ve elimden geldiğince bu dönemi bu sorumlulukla yerine getirmeye çalıştım… Bach, Beethoven, Mozart ve Schubert’in memleketlisi bu halk, savaştan başka birşey düşünmeyen bir rejimin baskısı altında hayatını sürdürdü. Burada yaşamayanlar bunun ne demek olduğunu bilemezler…’

Furtwängler, 1942 yılında Hitler’in doğum günü kutlamaları çerçevesinde Beethoven’ın 9. senfonisini Berlin Filarmoni orkestrasıyla icra eder. Bach, Beethoven gibi bestecilerle evrenselleşmiş Alman müziğini ulusal bir hazine gibi görüp, “yüksek Alman kültürü” olarak tanımladığı mirası korumakla görevli bir misyon yüklenen Furtwängler, Hitler’in doğum günü kutlamalarındaki icrasından dolayı bir çok müzisyen ve entellektüelce yerden yere vurulur.

Hitler’in doğum günü kutlaması – Beethoven 9. senfoni, 1942

Neden Beethoven’ın 9. Senfoni’si icra edilmemeliydi?

Beethoven’ın 9. Senfonisi, insanlığı kardeşliğe çağıran birleştirici bir özelliğinin yanısıra sevgi, umut ve özgürlüğün beyanıdır. Hitler’in insanları ayıran, bölen, kin ve nefret duygularını yükselten ideolojisiyle tamamen ters bir özellik taşır. Hitler gibi insanlığa zarar veren ırkçı ve baskıcı birinin doğum gününde icra edilmesi bir caninin aklanması veya meşrulaştırılması yorumunu beraberinde getirir.

Diğer yandan Furtwängler’i değerlendirirken bütünü görmezden gelemeyiz. Birçok müzisyen ve akademisyenin gönüllü olarak Nazi olduğu bir dönemde Furtwängler, Nazi partisine üye olmamış, konserlerinde Nazi selamının verilmesine karşı çıkmıştır. Gücü yettiğince Nazi posterlerinin konser verdiği salonlara asılmasına izin vermemiştir. Nazi propagandasının bir parçası olmamak için çaba sarfetmiş, savaş sonrası duruşmalarda Nazi yönetiminin kendisinden propaganda amaçlı 60 istekte bulunduğunu ve ikisi hariç hiçbirini yerine getirmediğini ifade etmiştir.

Bu iki isteği de kendi kontrolü dışında geliştiğini söyler. Bununla kalmayıp, Nazi askerlerinin duygusal olarak bağlılık duygularını coşturan “Bayrağı Yükselt” marşını yönetmesi gibi istekleri yerine getirmemiş olması da, onun Nazi iktidarına karşı tavrını anlamamız için önemli ip uçlarındandır.

Nazilerin sebebiyet verdiği İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımları, soykırım amaçlı toplu katliamların ortaya çıkması bütün dünyada Almanya karşıtı protestolara neden olur. Yakalanan, tutuklanan veya esir düşen Naziler yargılanırlar. Nazi yönetimiyle işbirliği yaptığı varsayılan Furtwängler de bu protestolara maruz kalır ve savaş sonrası o da mahkemelerde yargılanır.

Ünlü kemancı Yehudi Menuhin, Furtwängler’e karşı yürütülen protestolara ilk tepki veren müzisyendir. Besteci Arnold Schoenberg, kemancı Bronislaw Huberman ve Nathan Milstein ile birlikte duruşmayı yürüten general Robert A. McClure’e telgraf yollarlar. 1946 yılında yollanan bu telgrafta Furtwängler’i savunurlar. Onun hiçbir zaman Nazi olmadığını, meslektaşlarını, arkadaşlarını korumak için kendi hayatını riske attığını, ülkesinde kalmasının bir yargılanma sebebi olmaması gerektiğini söylerler. Ayrıca ülkesinde kalıp müziksel sorumlulukla görevini yerine getirmesinin büyük cesaret  gerektirdiğini, onca insanı koruyup kurtarmasından dolayı da Furtwängler’e borçlu olduklarını ifade ederler.

Furtwängler’in hayatı incelendiğinde iki ayrı kimlikle karşılaşılır. Birincisinde toplumun acı çeken kesimlerini kucaklamamış, ırkçı ve ayrımcı bir iktidara karşı ‘kararlı bir siyasi duruş’ sergileyemediğinden dolayı eleştirilen bir orkestra şefi vardır.

Diğerinde ise; ülkesinin müziğini, kültürünü korumakla görevli bir misyonla iktidarla elinden geldiğince mücadele etmiş ve gücü yettiğince Yahudi müzisyenleri de korumuş sorumluluk sahibi bir yurtsever söz konusudur.

Gönül isterdi ki büyük acıların, korkuların ve katliamların yaşandığı bir ülkede en etkisizinden, en yetkili üst düzey yöneticiye kadar her vatandaş haksızlığa, zulme ve katliamlara karşı duruşunu iş işten geçmeden sergileyebilmiş olsaydı.

Bunca hümanist düşünür ve sanatçı yetiştiren, derin felsefik birikime sahip bir ülkede ırkçılığın yükselmesi düşündürücüdür. Elbette hayatını ortaya koyup mücadeleyi bırakmayan aydınlar da vardı ama çok yazık ki küçük bir azınlıktan ibarettiler. Kant, Goethe, Schiller ve Beethoven’ın ülkesi bu kadar sahipsiz kalmamalıydı.

Yararlandığım Makale ve Yazılar:

1.  The Furtwängler Case by Harvey Sachs – October 2009  – The Orel Foundation

http://orelfoundation.org/journal/journalArticle/the_furtw228ngler_case

2.  Furtwingler and the Nazis by Samuel Lipman – March, 1993 – Commentary Magazine

https ://www.commentarymagazine.com/author/samuel-lipman/

3.  Reading Wilhelm Furtwängler Jurisprudentially: Furtwängler’s Music Making in the Light of Legal Philosophy by  Rudolf Michael Ondrich – 09 April 2018  Reading Wilhelm Furtwängler Jurisprudentially: Furtwängler’s Music Making in the Light of Legal Philosophy

4. Bronislaw Huberman. Offener Brief an den Manchester Guardian, verfasst am 25.Februar 1936 zu New York, veröffentlicht am 7.März 1936.

5.  Société Wilhelm Furtwängler. http://www.furtwangler.org/.

6.  Music In The Third Reich – Music And  The Holocaust

https://holocaustmusic.ort.org/politics-and-propaganda/third-reich/

7.  Berliner Philharmoniker– The Reichsorchester | The Berliner Philharmoniker and the Third Reich

9. The Disquieting Power of Wilhelm Furtwängler, Hitler’s Court Conductor, May 2, 2019

The Disquieting Power of Wilhelm Furtwängler, Hitler’s Court Conductor

10. Furtwangler and the Nazis August 4, 2018 by Joe Horowitz – artsjournal.com

11. Richard Strauss: A reluctant Nazi, By Clemency Burton-Hill, 10th June 2014

https://www.bbc.com/culture/article/20140610-richard-strauss-a-reluctant-nazi

12. Music Amongst Hitler Youth, Music And  The Holocaust

https://holocaustmusic.ort.org/politics-and-propaganda/third-reich/music-hitler-youth/

13.  Degenerate Art Exhibition, Degenerate Art Exhibition – Wikipedia

14. ‘Entartete Kunst’: The Nazis’ inventory of ‘degenerate art’, V & A Museum,

V&A · ‘Entartete Kunst’: The Nazis’ inventory of ‘degenerate art’

15.  Hitler Karanlığında Okul Yılları, Benjamin Ortmeyer, 1996

16.  Türkiye’ye gelen çoğu Yahudi kökenli Alman profesörler ve Albert Einstein, arsiv.salom.com.tr

17. 1933 – 1945 senelerinde Türkiye’ye sürgün, Vikipedi

18. Türkiye’ye sığınan Almanlar, tuerkei.diplo.de

Britannica: Wilhelm Furtwangler, Richard Strauss, Thomas Mann, Arturo Toscanini, 2nd World War, Hitler

Wikipedia: 2nd World War, Hitler, Joseph Goebbels, Heinrich Himmler, Bronislaw Huberman, Richard Strauss,

Film: Taking Sides, István Szabó, 2001

Youtube:

Beethoven – Symphony n°9 – Berlin / Furtwängler 1942, https://youtu.be/_AI9kp02eq0

Wilhelm Furtwängler: BBC Radio Documentary (1964),  https://youtu.be/9NTO1VItLmE

Furtwängler Documentary, https://youtu.be/L2D_vGdwsUo

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.