Sami Kohen’den Kıbrıs yorumu

Sami Kohen’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan yorumu şöyle:

Bundan Sonrası…

AB’nin açıkça “Kıbrıs sorununa çözüm bulunamaması, Türkiye’nin AB beklentilerine engel oluşturabilir” mesajını vermesinden sonra Ankara ne yapacak?
    Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün deyişi ile Türkiye, çözüm için ciddi çabalar harcamaya kararlı. Yani Ankara, AB Komisyonu’nun Strateji Belgesi’nde böyle bir cümlenin yer almasından hoşlanmamakla beraber, bu mesajı dikkate almış bulunuyor. Zaten açıkçası bu cümle Gül ve diğer yetkililerin yoğun çabaları sonucu, Belge’den çıkarılmış olsaydı bile, bu AB’nin fikir değiştirdiği ve artık böyle bir şey düşünmediği anlamına gelmeyecekti…
    Evet, Ankara bunun farkında. Aslında AKP iktidarı daha işe başlar başlamaz, Kıbrıs sorununda “çözümsüzlüğün çözüm olmadığı” pozisyonunu cesaretle ortaya koymuştu. Ne var ki, sonradan Denktaş’ın ve Türkiye’deki bazı etkin çevrelerin baskısı ile, Erdoğan hükümeti bu işi ağırdan almayı yeğledi.
    Şimdi – AB’nin yaptığı uyarı ile – varılan noktada, Ankara yeni bir değerlendirme aşamasına giriyor. Kuşkusuz bu durumda Türkiye’nin hiçbir şey yapmaması söz konusu olamaz. Ancak ne yapılacağı konusunda karar almak ve bunu dar bir zaman limiti içinde hızla yaşama geçirmek de hiç kolay değil.
   
    * * *
    ANKARA’da Kıbrıs konusunda yeni bir girişim için KKTC’de 14 Aralık’ta yapılacak seçimlerin sonucunu beklemek gerektiği kanısı hakim. Bir yetkilinin deyişi ile “seçimlerden ortaya çıkacak eğilim ve irade, Türk diplomasisine yön verecektir”. Yani muhalefet kazanırsa, bu çözüm lehinde bir sinyal sayılacak ve ona göre yeni bir strateji belirlenecektir.
    Ya aksi olursa? Son yapılan nabız yoklamaları, seçim sonucunun “ortada” olduğunu, hatta Denktaş yanlısı partilerin daha şanslı göründüğünü ortaya koyuyor.
    Bizce Türk tarafının yeni bir diplomatik girişimde bulunması ve çözüm sürecini başlatması işini KKTC’deki seçimlere endekslemek doğru değil. Denktaş’sız bir çözüm düşünülemeyeceğine (veya mümkün olamayacağına) göre, muhalefetin kazanması dahi, fiilen fazla bir şey değiştirmeyecektir.
    Dolayısı ile Ankara’nın çözüm yönünde ne yapacaksa şimdiden yapması iyi olur. Hemen ekleyelim: Bunu sırf AB’ye yaranmak için de yapması söz konusu değil. Bugün çözümü AB kadar ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler dahil, tüm uluslararası camia istiyor. Diğer bir deyişle bütün işaretler artık çözüm zamanının geldiğini ve Ankara’nın da hızla inisiyatifi ele alması gerektiğini gösteriyor…
   
    * * *
    GERÇEKTEN Türk tarafının bir diplomatik atağa kalkmasının zamanıdır. Bu da son zamanlarda gerçekleştirilen “güven artırıcı önlemler”in ve benzer jestlerin ötesinde, işin özüne ilişkin, yaratıcı ve gerçekçi öneriler ortaya koyarak müzakere sürecini yeniden başlatmakla olabilir.
    Hükümet, işe başladığı zaman sergilediği yeni yaklaşım ve cesaretle önceki gün Dışişleri Bakanı Gül’ün sözünü ettiği yeni “ciddi çabaları” bir an önce başlatmalıdır. Engin deneyiminin yanı sıra olağanüstü bir formül üretme yeteneğine sahip olan Denktaş da, geleceğe daha güvenle bakarak, Ankara ile el ele vermelidir.
    Kimse Türk tarafının AB’nin baskısı altında “ver – kurtul” fikri ile böyle bir süreç başlatacağını, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin gerçek çıkarlarına ters düşecek bir çözüme razı olacağını düşünmemelidir. Tekrar edelim, çözüm Türk tarafının yararına olacağı için gereklidir. Sorunun AB yolunda bir engel olmaktan çıkması ise çözümün sağlayacağı sayısız kazançlardan biri olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.