Sanan’ın Vuslatı kendinde bulması

Beyin her şeyi kodlayarak öğrenir o yüzden bir bilgi beraberinde bir kokuyu, bir resmi, bir sesi, bir hissi de getirir, bilirdi. Pozitif bilimlerle eğitilmişti. Dünyayı yorumlamak, algılamak konusunda eleştirel, karşılaştırmalı,  rasyonal ne varsa öğretilmişti Sanan’a. Şimdi bu çöl ne idi?


Bütün değişimler Kafka’da da olduğu gibi, bir sabah uyanınca fark edilirdi. Bir gün birisi, bir sabah kendini ya bilmediği bir ortamda ya da bir ayna yabancısı olarak uyanmış bulurdu. Sanan, kendini çölde ilk bulduğunda kaç yaşındaydı hatırlamadı; ama güneşin dünyadan görünmediği bir vakitti. “Bir uykuyu cânanla berâber uyuyanlar” gecenin içinde çölü bir kez olsun görebilmişler miydi, kimseye soramadı.


Gözün görebildiği yere kadar ufuk çizgisi dedi, çizgiden sonrasını merak edenlere anlatan anlatıcılar vardı. Hiçbirisinin hikayesi  içine sinmedi. “Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar” kendi kendilerine kavuşmaktan çok uzaktı. Vuslat beklemekle, ayırt etmekle olmazdı. Tüm kategorilerin, tüm varlığın, tüm bilincin eriyip bittiği yerde vardı. Tıpkı ölmek isteyen Veronika’nın intiharı başaramayıp yaşayacağı sayılı günü olduğunu öğrendiğinde, yaşamın ne demek olduğunu, yaşamın  kendisi ile değil, ölüm ile  anladığı gibi. Bu dünyadan göçen herkesle hatırlanan, “ölümün olduğu yerde hiçbir şeyin değeri olmadığı” fikri koca bir yanılgıydı. Ölümün olduğu yerde anlam vardı. Keşke her günü ölümü hatırlayarak yaşasaydık,  diye düşündü. Sevmek de ne kolay ve en güzelinden olurdu, yaşamak da. Ama insanlar ölümü unutarak veya ondan korkup bu dünyadan el etek çekerek yaşamayı seçti.


Çöl mü ona geldi, o mu çöle gitti bilmeden zamanı içen Sanan, en son bir gece bir dost sohbetinde, umulmaz bir ağızdan duydu, duymaya hazır olduğu  kelamı. “Ömrü haz almaya değil feyz almaya yaşayanlardandı Sanan.” Önünde gideni takip edemez, yanında yürüyeni kabul ederdi. Dünya denen ne idi? Feyz aldıklarından duyduğu haz. Kim ona yasak elmanın tadını anlatabilirdi, kim bir duyumun, bir hissin tarifini verebilirdi. Görecekti, bilecekti Sanan. Önce çölde bulup kendini, ağır ağır yürüyecekti.


Varlık dirildi önünde çöl yokken, o varlıkla kaynaştı oyalanırken. “Kanmadı en uzun buseye, öptükçe susuzdu. Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdu. Ne yarattıysa yarattı o tuzdan. Bir sır gibi az çok ilah olduğumuzdan” Çölde yalnızız dedi, ama her yerde BİR. Ne fark ederdi,  çöl içerde mi dışarıda mı kim bilir?



Görmese de çizgiden sonrayı ufukta, Sanan bildi, sanmak da güzel olabilir emin olmak da. Feyzden haz alarak devam edecek bu hayatta!


Not: Bu yazı, Yahya Kemal Beyatlı’nın Vuslat adlı eserinden alınanlar ve  Paulo Coelho’nun yaşamın değerini anlayan – Ölmek isteyen Veronica’sı birlikteliğinde; Mercan Dede’nin Nâr-ı Şems’inin eşliğinde  yazıldı.
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here