Sanat nedir?

Sanat nedir?

0
PAYLAŞ

Zaman zaman bu tür felsefi sorular sorarım kendime. Bu soruyu sormama neden olan olay Londra’da iki hafta önce ünlü Kıbrıslıtürk sanatçı Tracy Emin’in yatağının 2.2 milyon sterline satılması oldu. Birazdan değineceğim.

“Sanat Nedir?” 1897 yılında Lev Tolstoy bu başlıklı bir kitap yazmıştı. Kitabında, Baudelaire,Verlaine, Goethe, Beethoven, Wagner, Shakespeare gibi dünyaca ünlü sanatçıları ve onların eserlerini eleştirmektedir. Tolstoy sanatta asıl olması gerekenin, eseri oluşturan sanatçı ile onu algılayan kişi arasındaki duygu alışverişi olduğunu savunmuştur.
“Sanat bir duygunun ya da tasarının güzelliğini anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ya da bu anlatım sonucunda ortaya çıkan güzelliktir”. Bu da Wikipedi ansiklopedisinden.

Sanatçı, herkesin duyduğunu, herkesin gördüğünü, herkesin hissettiğini, herkesin düşündüğünü; farklı şekilde duyan, farklı şekilde gören, farklı şekilde hisseden, farklı şekilde düşünen, farklı şekilde yorumlayan, farklı şekilde yansıtandır; duyulmayanı duyan, görülmeyeni gören, olmayanı bulandır. Özetle sanat belli kalıplar içine konulamayan ve estetik olan insan duygularının dışa vurumudur.(yumurtalıekmek.com/sanat-nedir-sanatci-kime-denir/). ‘Yumurtalı Ekmek’ sitesi çocuklar ve gençler için hazırlanmış çok hoş bir web sitesidir. Sanatı ne güzel anlatmış.

Peki sizce nedir sanat? Sanatçı kime denir? Bunun cevabını vermek en güç şeylerden. Tarih boyunca insanlığı meşgul eden bir soru. Çok da subjektif bir kavram. İp ne kadar uzundur? sorusuna benzer. Herkese göre sanatın anlamı değişiktir.

Bir sanat eserinin iyi veya kötü olduğunu söylemek cüretini ben şahsen kendimde bulamam. Sadece sanat olarak bana sunulan bir şeyi beğenip beğenmediğimi ifade etme özgürlüğüne sahibim. Öneğin, oldum olası soyut sanattan hiç hoşlanmadım. Özelliklebir resme baktığımda, anlatılmak istenilen şeyi siyah ve beyaz görmek isterim. Salvador Dali buna müstesna. Çünkü adam tüm duygularını sanatına dökmüş.

Bir gün dünyaca ünlü Tate Modern Galerisinde geziniyorum. Bir odaya girdim. Girişteki yağlı boya tabloya baktım. Üç kalın, yatay renkten oluşan bir tablo. Doğru hatırlarsam siyah, mavi ve kırmızı. Yanında uzunca bir yazı ile ressam bu tablonun kendisince anlamını yazıyor. Önceleri “Allah, Allah, bizim Jeyda’cığın resmi ne arar burada? diye soruyorum kendime! Jeyda 5 yaşındaki torunum. Ama yazıyı okuyunca ressamın hissettiği duygularla haşır neşir olma fırsatı bulup mutlu oluyorum.

Yani, birçok kimsenin savunduğu gibi, sanat, yukarıdaki Yumurtalı Ekmek sitesindeki açıklama doğrultusunda, duyguların dışa vurumudur. Yani, sanatta en önemli unsur sanatçının hisleridir. Dünyanın en güzel bir yağlı boya çizimine bakar ve ressamın hislerinin o resme yansıtıldığını düşünmezseniz o herkesin ‘şahaser’ olarak tanımladığı eser sizin için anlamsız, ruhsuz bir şeydir. En azından benim için öyledir. Sanatı gerçekten yaşamak isteyenler için Roma’daki Keats-Shelley müzesini ve Amsterdam’daki Van Gogh Müzesini öneririm.

Yine Tate Modern Galerisinde aynı gün bu kez başka bir odaya giriyorum. Büyükçe oda tamtakır, bomboş. Duvarlarda bir şey yok. Herkesin baktığı yöne başımı çevirdiğimde tavanda zincirlerle bağlı, aşağıya doğru sarkan kocaman bir piyano görüyorum. Açıklaması kapının girişinde ama farketmeden içeri dalmışım. Aniden büyük bir gürültü, patırtı ile piyano parçalara ayrılıyor. Tabii düşmüyor, ama çözülüp daha aşağıya sarkıyor. Ben o telaşla yanımdaki yaşlı Alman kadını da sürükleyerek kapıya doğru yürüyorum. Meğer bir sanat olayına şahit olmuşuz! Olayın açıklamasını okumadan koşarcasına odadan çıkıyorum. İyi ki sanat özürlü sadece ben değilmişim!. Olayın sanatsal olduğunu anlamayan daha kişiler de varmış!

Bazen de öyle sanatsal çalışmalar var ki birçoklarımızın sanata karşı olan liberal yaklaşımını dahi sorgulayıcı nitelik taşırlar. Kıbrıslıtürk asıllı Tracy Emin’in ‘Yatağım’ ismini verdiği çalışması gibi. Emin, 1998 yılında bu projeyi tanıtmıştı. Proje, isimden anlaşılacağı gibi Emin’in yatağından oluşuyor. Sabah kalktığı gibi, onarılmadan bırakılmış bir yatak. Yatağın hemen yanındaki yer prezervatifler, boş votka şişeleri, kirli iç çamaşırları, sigara izmaritleri ile dolu. Bu proje 1999 yılında prestijli ‘Booker Prize Sanat Ödülleri’ yarışmasına katılmıştı. İşin en ilginç tarafı, yatağın iki hafta önce 2.2 milyon sterline satılması. Bir müzeye konulacakmış!

Zaman zaman metroda seyahat ederken birçoklarınız bu mekanlarda dilenen çok yetenekli müzisyenlere eminim rastlarsınız. Bir taraftan potansiyellerine varamamış, yetenekli sanatçılar geçimlerini sağlamak için dileniyor, diğer taraftan bir kişinin çalışması ünlü olduğundan 2.2 milyona satılıyor. Demek ki sanat da her şey gibi adaletsizlikten nasibini almış.

Farkındayım, yukarıda yazdıklarımla çelişkiye düşmüş bulunuyorum. Ama dediğim gibi bazen sınırları zorlayan çalışmalarla karşılaştığında, insan bu şekilde kendisi ile çelişkiye düşüyor.

Türkiye’de çok afedersiniz ‘Sıçtım, Sanat Oldu’ diye adlındırılan bir akım var. Bu kavramın olduğunu savunanlar eminim yukarıda bahsettiğim Tracy Emin çalışmasını da bu akıma ekleyeceklerdir. Kesinlikle katılmıyorum. Ne kadar da beğenmiyorsak, tolerans sınırlarımızı zorluyorsa, sanata, sanatçıya saygı duyulmalı.

Tabii çok çeşitli boyutları olan bu konunun bir de sanat züppeliği boyutu var. Örneğin bazıları sanatın sadece Batıya ait olduğu gibi saçma bir inanç taşır. En azından sanatı Batının icat ettiğini savunur bu garip insanlar. Kimin için söylediğini bilmiyorum ama herhalde Ahmet Kaya’nın ‘entel maganda’ dediği tipler de bunlar arasındadır. Yazımı Faruk Nafiz’in ‘Sanat’ şiirinde bu tür kişilere verdiği cevapla sonluyorum.

Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da
Gezersin kırk asırlık bir mabedin içini.
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
Faruk Nafiz Çamlıbel</b>

Kaynak : http://www.forumdas.net/konu/sanat-ile-ilgili-siirler.191039/

BİR CEVAP BIRAK

15 − 2 =