Sanat ve sanatçının kişiliği ile toplum ilişkisi üzerine

Sonra kirişi çözerek içerideki paha biçilmez mücevherleri çalar kaçar gider!

1463 yılında ise üç arkadaşıyla birlikte Papaz çömezlerini sınıflarının tamamıyla birlikte pencerenin altından ateşe alır ve kışkırtmalar başlar İstanbul’da…

Kavgalar , bıçaklar konuşur ve François (Fransuva) sonunda yakalanıp yargılanır. Sorguya çekerler ve arkadaşlarıyla birlikte boğulmaya mahkum edilir. (kaynak için bkz. Tahsin Saraç Türk Edebiyat Antolojisi Varlık, 1974)

Davaya itiraz eder ve cezası hafifletirlir. Ama kötü alışkanlıkları yüzünden 10 yıllığına İstanbul dışına atılır.

Serseri, ayyaş, kumarbaz, otlakçı, dolandırıcı hırsıuz, katil , kasaları açma ve kilitler çözme uzmanı bir şairden sözediyoruz: François Villon…

O’nun bu heyecanlı , cürümlü , fantastik ve sefil hayatı bu ve benzeri hadiselerle doludur dolu olmasına fakat yine de 15. YY.’ın en etkili ve en yüksek şiirlerini de o vermiştir. İnanılması güç değil mi?

İşte kişiliğiyle sanatı bağdaşmayan sanatçı tipine yerinde bir örnekti bu eski tarihten verdiğimiz.

Bu ay, sanatsal üretisinin niteliği ve niceliği ne olursa olsun sanat, sanatçı ve ahlak-vicdan ilişkisi üzerine bir yazmak istedim. (Ekim 2007)

Bir sanatçının veya daha genel ve mütevazı deyişle üretenin genellikle çifte görevler duyumsadığına inanıyorum. Birincisi yaşadığı toplumun bütününe yakınının ona yüklediği dolaysız görev,ikincisi ise kendisi için önemli olan bir yaşantısından, topluma ve olaylara bakışından doğan”kendisi” kaynaklı dolaylı görevdir.

İşte bu görevler çatışınca kişide karşıt davranışlar gelişebiliyor. Bir örneği (üreten birisi olarak) kendim üzerinden verme gereğini duyuyorum. Varto’lu olmaktan ve o kültürün içide büyümekten kaynaklı entelektüel ve gelenekselci anlayışlara bir de kendimde olanı ortaya koyduğumda son haddine kadar diplerde olmanın gerginliğini çoğu kez yaşıyorum. Böyle bir gerginlik entelektüel anlamda yazdıklarımızı ve çizdiklerimizi beğenmeyip atmak; kişisel anlamda takıntılarımızı , yani aşırı titzlik stresini ileri kılma ve sosyal anlamda ise sokakta kendi kendine sessizce konuşmak şeklinde beni yer yer çok zorluyor.

Bunlar doğaldır diye düşünmekle beraber yine de entelektüellik , marjinalite ve gelenekselik aynı kapta kaynaştırılamıyor , zira çelişiyor. Zira heterojen bir yapı ortaya çıkıyor. O sebeple mecburen bir rotayı belirlemek gerektiğini kendim de bile bile… Evet kendimiz de bile bile sonu yoktan, önü boktan bu macerada yazıp gidiyoruz…

İşte sanatçı ile sanatçı kişiliği arasında bu daralıp genişleyen uçurumlar sanatçıyı-üreteni yine de iyi eserler ortaya çıkarmaktan geri bırakmıyor değil. Örneğin Ömer Hayyam’ın bizzat adındaki İslamliğe varana değin , içinde yaşadığı toplumun tutucu normlarıyla kendi şiirindeki alkolikliği arasındaki dolaylı-dolaysız görevlenme güdüsü nasıl oldu da Hayyam’ı evrensel bir şair yaptı bilinmez…

Biraz da şöyle bir sorun var ki , halk sanatçının suç ortağı gibidir bir konuda. O da sanatçıdan mütevazılığın, beklenmesinin sanatçıyı yapay kişilik kalıplarına sokmasından başka hiç birşey değildir.

Böyle bir sosyal beklenti, üreten kişideki gerginlikleri ve özgür çalışma ortamını da körüklediğinden sanatçı güdülenmesini bozan bir sosyal unsur da budur…Geçenlerde bir dostum şöyle demişti : fazla mütevazılığın pek bir gereği yok…Önünüzü daraltır “

***

Ancak şöyle bir hataya da düşeriz ki sanatçı ile sanat yapıtının orantılı olması beklentisi… Yanılgıdır bu.

Keza sonuç o ki devrim için, eylem için, şiir yazıyorsa ozan, günlük yaşamında da eylemci olması gerekir bu anlayış ve yorumlayışa göre. Geçenlerde bir dostumla bunu konuşurken sanatçının önünü tıkıyorsa siyaseti bile sanatın dışına atmalı diye altını çizmişti sanatın önceliğine dair.

Sonuç itibariyle sanatçının kişiliği ile sanatı uyuşamayabilir de elbet. Yaşam koşulları doğa koşulları belki sanatçıyı sanatıyla ilgisi olmayan bir konuma itmiş olabilir. Ama o eğer sanatından o durumda bile ödün vermiyorsa demek ki aksine kişiliğinden verdiği ödünlerle sanatını yüceltiyordur. Söylemek istediğim bu. Yukarıdaki François Villon da bunun bir örneğidir.

Yayınlandığı Yer : Varto Dergisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.