SANATTAN… Nostalji üzerine

PAYLAŞ

Geçenlerde, otuz yıl önce bir çatı altında yer almış ve daha iyi bir dünya için savaşım vermiş bir grup arkadaşın düzenlediği yemeğe katıldıktan sonra, bizi bu kadar uzun bir aradan  sonra bir araya getiren dürtü ve duyguların neler olduğunu merak ettim.

Belli bir politik kimlik altında, gönüllü bir birliktelik olması açısından, eski lise ya da üniversite arkadaşlıklarından biraz farklı olan bu cemaatı bu kadar yıl sonra bir araya getiren nedenleri,  politik temeli bir tarafa bırakırsak, ‘nostalji’ ile açıklamak mümkün mü? 

Neden eskiye ait olan insanları heyecanlandırır? Eski albümleri karıştırmak, uzaklaşmış dostlukları aramak, çocuklukların geçtiği mahallelerde dolaşmak, eski tatlara ulaşmak…

Bir yazar nostaljiyi, aşırı arzu ve duygusallık, bazende, yeniden yaratılması mümkün olmayan geçmiş zaman ya da koşullara dönmek için duyulan anormal bir hasret olarak tanımlıyor. Nostalji ona göre, insanları eski güzel günlere götürecek psikolojik bir zaman makinesi. Bu görüşün gerçeklik payı olmasına rağmen, nostaljiyi sadece bir düş dünyasında sanrılama olarak kabul etmek, merak eden, soran, irdeleyen, deneyen, yaratan bir varlık olarak insanı, tek boyutlu bir varlığa indirgemek olurdu.

Modernizmin yarattığı paradokslardan biridir bu; insanla ilgili her şey bilimsel olarak açıklığa kavuşmalı ve tanımlanmalıdır. Oysa insanın diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği olan yaratıcılığında, bilimle tam örtüşmeyen birşeyler vardır. Buradan metafizik bir sonuca değil, mutlak bilime inanmanın, aslında bilimin sonu olacağı gerçeğine işaret etmek istiyorum. Yani, yaratıcı olmayan bir kişinin bilim adamı olamayacağı gerçeğine. Bu bağlamda, biryerlerde okuduğum şu olay sanırım nostaljiyi tanımlayabilecek en iyi metaforu veriyor.

Eski kaşiflerden birinin seyir defterine düştüğü notlar, günümüzde bazı bilim adamlarının ilgisini çeker. Bu seyir defterinde, en yakın karadan yüzlerce mil ötede kuş sürülerinin periyodik olarak ziyaret ettikleri ve üzerinde bir süre döndükten sonra geri döndükleri nokta hakkında notlar vardır. Koordinatların da belirtildiği notları, günümüz teknolojisi sayesinde araştıran bilim adamları, söz edilen bölgede eski çağlarda bir ada bulunduğunu ve bu adanın büyük bir depremden sonra sulara gömüldüğünü ortaya çıkarırlar. İşte bana göre nostalji, orada olmadığını bile bile arada bir gidilen bu adayı andırır. Bir yolculuktur o, varılacak yer değil, hele sonuç hiç değil. Fiziksel olarak varlığını sürdürmese bile düşüncelerde yer alır. Aynı “yere” geri dönüş, eskiyi orada bırakılan yerde, aynen bulma umudundan değil, geçmişte yaşanan deneyimleri, gelinen noktaları bilince çıkarmak isteminden kaynaklanır.

Geçmişin sık sık yeniden üretildiği bir çağda yaşıyoruz. Her “şey”in daha önce denenip tüketildiği için mi yoksa içinde yaşadığımız zaman kesitinde “yeni”nin ortaya çıkmasının önündeki engellerin aşılması için yeterli birikim olmadığından mı sorusu karşısında, ancak insanın yaratıcılığına güveni olmayan, eskiye bakıp yanıt vermeye çalışır. Diğer taraftan, ‘yeni’nin bir boşlukta doğması da  olası değildir. Yani geçmişte yer alanla, oluşmakta olan ‘yeni’yi kıyaslamadan bir değerlendirme yapmak da güçtür.

Bazen geçmişteki nostalji adacıklarına dönmek, onu eleştirmeden kabul etmek değil, iyi ve kötü yanlarıyla oradan dersler çıkarıp, yeni görüşler geliştirmek için orayı bir platform olarak kullanmaktır. Tarihsel bir perspektif olmadan ilerlemenin düşü bile olamazdı. Bu tür “ada”cıklara müdehaleler genellikle iki yönden gelir. Geçmişi tamamen red ya da onu kutsama. Oysa, geçmişle ilgili herşeyi eleştirme ve onu tamamen onaylama perspektifleri aynı anda, bügünün sorunlarını anlamanın önünde engeldir. Geçmişte olan her şeyi eleştirmeden reddetme, “şimdi”nin sorgulanmadan kucaklanmasını, onun alternatifi olmadığı görüşünü besler.

Bugün, dünyadaki gelişmeleri eleştirmeyi, geçmişe dönme istemiyle eşdeğer görme eğilimi de vardır. Bu eğilim, bir imgelem yoksunluğunu gösterdiği gibi, varolan statükonun eleştirilmesinin de önünü tıkar. Yeni fikirler ancak, geçmişte ne olduğu, neler yazıldığı irdelenerek ve şimdi varolana eleştirel bir yaklaşımla ortaya çıkar. Gerçek muhafazakarlar aslında, geçmişe öykünenler değil, statükoyu savunanlar, varolanla hoşnut olanlardır. İşte, nostaljinin patalojik haliyle, nihilizm arasındaki karşıtlığın birleştiği noktada burasıdır. O “ada”ya yerleşmek isteyenlerle, o “ada”dan nefret edenler de bu noktada sürekli bir kavga verir.

CEVAP VER