SANATTAN… Politikacılar ve sanat

Politikacılar genelde sanata karşı utangaç, ürkek,  ve mesafeli yaklaşırlar. Sanatı yakından izleyip elitist, kendini beğenmiş görüntüsüne girmek kadar, çok uzak kalıp kültürsüz damgası yemekte  aynı derecede korkutur onları. Her iki durumda da temel dürtü, oy kaygısıdır.

İngiltere’de seçimler daha bu ayın başında yapıldı. Gelinen noktadan geriye bakıldığında, Avam Kamarasındaki ana politik partilerin kampanyalarında  sanatla ilgili demeç vermekten -yalan bile olsa-  kaçındıkları görülür. Özellikle Yeni İşçi Partisi (YİP) kampanyaları sırasında sanatla arasına mesafe koymakta özen gösterdi. 

Oysa YİP’nin iktidara geldiği 1997 yılındaki seçimlere ve hükümete geldikleri ilk yıllardaki atmosfere bakarsak bunun tam tersini görürüz. YİP’in seçimleri kazanmasıyla birlikte ‘No:10 Downing Street‘e (Başbakanlık adresi, oraya taşınan/seçilen hükümetleri temsil eder)  ’Tony’ (Sanatçı kesimi başbakana ilk ismiyle hitap ediyordu) taşınmış ve “Cool Britanya” çağı başlamıştı.  

İlk günlerde “No:10”, pop şarkıcılarından, yazarlara, yoğrum sanatçılarından tiyatroculara kadar her kesimden sanatçıyla dolup taşmıştı. Britanya’nın o zamanki en gözde sanatçıları Oasis, Blur, Tracy Emin, Damien Hirst, Bob Geldof Tony Blair’in katıldığı kokteylerin müdavimleriydi.

18 Yıllık Muhafazakar Parti iktidarıyla karşılaştırıldığında hiç kuşkusuz, 8 senelik YİP hükümeti, sanat ve kültür alanında İngiltere‘de ciddi ilerlemeler kaydetti. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında ödeneklerde yapılan kısıtlamalara rağmen, (30 milyon kesildi) sanata önemli miktarda para ayrıldı. Gerçekte son sekiz yıl içinde hükümet yardımları % 73 arttı. ‘Yaratıcı Endüstri’ diye tanımlanan sektörde çalışanların sayısı 1.9 milyonu buldu. 1994’de kurulan Ulusal Loteri’den sanata önemli miktarda para aktarıldı. Bu sayede ‘Tate Modern’ kuruldu, ‘British Museum’a ekler yapıldı, ‘National Portrait Gallery‘, ‘Victoria & Albert’ Müzesi ve bir ara sanatçıların maaşlarını ödeyemeyecek duruma gelen Kraliyet Opera Sarayı kurtarıldı. ‘British Museum‘, ‘National Galery’ gibi belli başlı müzelere giriş ücreti  kaldırılarak 2001 yılından beri ziyaret sayısı % 75 artırıldı. Margaret Thatcher yıllarında yokolmaya başlayan yerel tiyatrolar, orkestralar yeniden canlandı.

Thatcher’ın karanlık yıllarıyla karşılaştırıldığında, neredeyse kültürel rönesans  denebilecek bu sekiz yıllık döneme rağmen  seçim kampanyalarında Tony Blair sanatın adını ağzına bile almadı.

Bunun başlıca nedeni, T.Blair’in ABD’nin Irak işgalini desteklemesiydi elbette. Diğer taraftan, İngiltere’de geleneksel olarak sanata bakışın diğer Avrupa ülkelerinden farklı olmasının da rolü vardır. Almanya, Fransa ve İtalya’da (hatta ABD’de, uzun bir Hollywood yıldızları listesi verilebilir) sanat politik yaşamla daha eklemlidir. Bu nedenle, genellikle sol eğilimli olan sanatçı ve aydınları sağ hükümetler kazanmak için çaba sarfeder. Çünkü oralardaki, aydınların düşünceleri politik yaşamda ağırlığı vardır. İngiltere’de ise, sanatçı ve ünlüler politika camiasında pek ciddiye alınmazlar.

Gerçekte yığınların  partisi olan ve kökleri aydınlara dayanan İşçi Partisi’nin sanatçılardan ve aydınlardan kopmasının nedeni, belkide  sağa kaymasıdır. Aydın, yazar ve sanatçıların düşüncelerinden çok tabloid gazetelerin görüşleri yönlendirir YİP’ni. Bu gazeteler içinde en ele alınamayacaklar arasında bulunan ‘The Sun’ın seçim öncesi, Papa seçimlerinden esinlenerek, gazete binasının çatısına yerleştirilen  bacadan kırmızı duman bırakarak YİP’ni destekleme kararını açıklaması Tony Blair önderliğindeki partinin geldiği konuma çarpıcı bir örnektir. YİP’nin yöneticileri bir zamanlar temsil ettikleri yığınlardan uzaklaştıkça, kitle kültürünün temsilcileri ya da Manchester United takımının yıldızlarıyla görünmekle onları geri kazanmayı ummaktadır.

Sanatçıların YİP’ne olan soğukluğu birazda, sanata verilen ödeneklerin artmasıyla birlikte başlayan ‘kontrol’dur. Bu kontrol mekanizmasının temel anlayışı da şudur; kültür alanındaki yaratıcılık, ekonomi için iyi bir sonuç veriyorsa, öğrenmeyi kolaylaştırıyorsa, tedavide kullanılıyorsa yani sosyal gelişmede yararlı bir araç özelliğini taşıyorsa desteklenmelidir. (Sanata bu bakışı ‘Rakamlarla Kültür’ başlıklı  yazımda irdelemiştim)

1997’de,  programının merkezindeki konulardan biri olduğunu ileri süren YİP hükümeti bugün geldiği noktada sanatı ancak, ‘eğelence’ ya da ‘terapi’ hizmetini gördüğü oranda desteklemektedir. Kültür, İletişim ve Spor Bakanlığının ağ sitesine bakıldığında, Londra’nın 2012 Olimpiyat Oyunlarına adaylığı ağırlığındaki programında, sporun yaygınlaştırılması -bunun nedeni de olimpiyatlara sporcu hazırlamaktan önce çocuklar arasında ciddi boyutlara varan obesite sorununa bir çare bulmaktır- Britanya’nın kültür mirasının geliştirilmesi, loteriden daha fazla paranın “yararlı” etkinliklere aktarılması (bunlar arasında tiyatrolar ve müzeler yoktur) görülür. Diğer bir deyişle, YİP sanat konusunda da Muhafazakar Parti ile aynı sulara girmiştir.

POLİTİKA VE SANAT UZLAŞABİLİR Mİ?
Politikacılar, ’politika sanatı’ yaptıklarını iddia etmesini sever, ancak sanatla politikanın dilleri özünde farklıdır. Politikacılar bunu bildikleri için zaten sanata ihtiyatlı yaklaşırlar. Çünkü sanat belirsiz, çok anlamlı ve düzensizdir. Duygularla ilişkilidir. Anlatılamayan hislerin tanımlamasından çok onların bir ifadesini yansıtır.

Sanat ayrıntılarla uğraşır, politika genelleştirmeyi sever. Sanat, çelişkilerde bir esin bulurken, politika nefret eder ondan. Politika yararcıdır; sanatta yararın, renklerin uyumunda, şekillerin kompozisyonunda yeri vardır.

Bu nedenle, ayrıntılara önem veriyorsanız, politikacı olamazsınız. Hisleriniz sizi yönlendiriyorsa politikada yaşam şansınız hemen yok gibidir. Çelişkileri görüp onlar üzerinde düşünüyorsanız, politika sizin için yanlış bir kariyerdir.

Hollandalı ressam Mondrian’ın, “denge”lerin sağlandığı bir toplumda artık sanatın var olma nedenini yitireceği önermesinde sanata yüklediği misyon, işlerinde, doğadan uzaklaşması, ‘mutlak soyut’u yakalamaya çalışmasıyla kendini göstermişti. Ütopik bir yaşam felsefesi ile kurgulanmış sanatlar arasındaki fark (ya da uyum) da buradadır. İlki, gerçeklerden uzaklaşırken, diğeri yaşama şekil verir.

Sonuç önerme 1- Sanat, farklı insanların düşünce yapısı, kültürü, rengi, ırkı ve cinsiyetini anlamamıza yardım eder. İnsanlığın tarihsel gelişimi ve yapısı içinde, farklılıkları yok ederek değil onları kutlayarak birlikte olmanın koşullarını hazırlar. Evrensel bir “denge” ancak sanatla politikanın özdeşleşmesiyle ortaya çıkabilir.

Sonuç önerme 2- Politika ve sanat arasındaki çelişki, bir başka deyişle us ve duygular, kalple, beyin arasındaki uyuşmazlık, insanlığın yeniyi aramasında motivasyonudur. Yani ilerlemenin motor gücü, çelişkilerdir. Bunların ortadan kalkması, çürümenin, yokoluşun başlangıcıdır.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here