SANATTAN… Ütopyaların sonu (mu?)

Yeni yıla, yeni hedefler, beklentilerle girmek gelenektir. Her yeni yıl, yeni umutlarla başlar. Umutlar, beklentiler kişisel olduğu gibi, kolektif istemleri de içerir. Bireysel istemlerin aksine, topluma yönelik beklentiler biraz soyuttur. Bu soyutluk, beklentilerin gerçekleşmesinin olanaklı olup olmamasından çok, toplumsal hedeflere varmanın kolektif çabayı gerektirmesindendir. Bu noktada bireyin genellikle karşılaştığı zorluk, toplumsal projeler içindeki görevlerinin net olmamasıdır. Büyük projeler hiçbir zaman, “herkes evinin önünü süpürse şehir tertemiz olurdu” mantığıyla yürüyecek kadar basit olmamıştır. Çünkü, toplumsal projelerin öznesi insandır ve kağıt üzerindeki planların, insana ulaşması süreci oldukça karmaşıktır.

Plato’dan beri insanlık ‘mükemmel’ toplum yaratma hayalleri kurdu. “Bir gün” diye başlayan hayallerle doludur tarih. Thomas More, Francis Bacon, Karl Marx ve daha niceleri, iş sorununun olmadığı, boş vakitlerin yaratıcı olarak geçirildiği ve cemaat ruhunun hakim olduğu ütopik toplum modelleri çizdiler.

Klasik ütopyaların aksine bazı modern ütopyalar sadece düşüncelerde de kalmadı, yaşama geçirildi. Kelime anlamı, “olmayan yer”, “yokülke” olan “ü-topya”nın, düşünsel çerçevesinden çıkıp gerçeğe dönüştüğü, “yer” bulduğu dönemler de oldu. Bu açıdan, 20.yy’ın büyük bir bölümünün, çok sayıda ütopyanın yaşama geçirilme denemelerinin yaşandığı bir yüzyıl olduğu söylenebilir. Ancak içinde yaşadığımız 21.yy için aynı şeyleri söylemek güç.  1989’da Francis Fukuyama, “tarihin sonu”nu ilan ederken, bir anlamda ütopyaların da sonunun geldiğini söylüyordu. Ona göre artık, liberal demokrasi, insanın geliştirdiği tüm yönetim biçimleri arasında en iyisi olduğu belirlenmişdi. Bundan sonra toplumlar içinde yer alacak gelişmeler dikey değil (radikal yönetim değişiklikleri anlamında) ancak yatay olabilirdi. Diğer bir deyişle Fukuyama, tarihi, bir yönetim sorununa indirgerken, varolan üzerinde hiçbir  değişiklik yapmadan “aynısından daha çok” istiyordu. Tarih, sadece yönetişim biçimleriyle sınırlandırılamayacağı gibi, ütopyaların kaynağı olan hayal gücünün her zaman pozitif bir enerji taşıdığı da düşünülemez.

Bugün, anti-ütopik bir çağda yaşıyoruz. Evet, ütopik dürtüler ölmedi ama banalleşti ya da kişisel tutkulara indirgendi. Daha hızlı ve marifetli bir bilgisayar ya da “herşeyi” yapabilen bir cep telefonu ötesinde ortak hedefler duymak imkansız oldu. TV kanallarında, yeni bir dünya için sunulan ütopyalar, Akdeniz kıyısında bir ev ya da sahip olduğunuz evin iç dekorasyonunu değiştirmekden, “Nip-Tuck”la yaratılmış yeni bir insan olmaktan öteye gidemiyor. Özel yaşamın dışında hayal kurma artık saflığın bir belirtisi, bir tür hastalık semptomu ya da sanrılama olarak görülmeye başlandı. Google’da (ingilizce) “ütopya”yı aradığınızda karşınıza ilk başta, internette oynanabilen interaktif bir video-oyunu gelir. Ondan sonra, banyo eşyaları satan bir İngiliz şirketinin web-sitesi, daha sonra da, Asyalı gay ve lezbiyenlerin seyahat ecentası çıkar.

Batı’da yaygınlaşan bu eğilimlere karşı kendi içinde gelişen ve içinde bulunduğu devletten görecelide olsa “bağımsız” kapalı cemaatler halinde, ABD ve Avrupa’nın kırsal bölgelerinde yaşayan yüzlerce kolektif cemaatler kuruldu. İçine kapalı, teknolojiden uzak, bu küçük cemaatler içindeki insan ilişkilerinin çok daha yakın ve içten olduğu kuşkusuzdur yine de, modern yaşamdan kopuk, bir tür kaçış (escapism) olmasıyla, kısa dönem çözümler dışında bir alternatif sunduğu söylenemez.

Bu kaçışlar, herşeyden önce ütopyayı, sessiz bir yerde kafa dinlemeye indirger. Oysa ütopya, ‘Ludditizm’le kurulmuş, özel bir aden yaratma çabası değil, insanın potansiyellerini ortaya çıkaracak olanakların yaratılması noktasından hareket eden bir düştür.

Walter Benjamin, “insanları ayaklanmaya iten, (şeyin) özgür torunlarımızın düşleri değil, köleleştirilmiş atalarımızın anıları” olduğunu hatırlatıyordu. Bügünkü Batı’da, gerçek bir yoksulluk, açlık ve kölelik yoktur. Buna rağmen, yaşama gerçek anlamda bir bağlılık, geleceğe yönelik bir umut da yoktur. Tarihte benzeri görülmemiş bir düzeyde zenginlikler birikmesine rağmen, insanlar yine hiçbir dönemde görülmediği oranda depresyon içinde yaşamaktadır.

Batı’daki bu orjiye karşı gelişen fanatik islami kesimler, dinsel dogmalarla kurmaya çalıştığı ütopik bir toplumla yanıt vermeye çalışmaktadır. Bu iki ucun birleştiği nokta ise, ütopyanın, yaşamın pratikliğiyle olan uzaklığındadır.

Ütopya her zaman yaşanılması güzel olan bir “yer” olmayabilir. “ütopya” kavramını ilk defa kullanan More’un dünyasında köleler vardı ve kiliseye karşı gelenlerin yakılması savunuluyordu, Bacon’un projesi inanılmaz muhafazakar ritüellerle doluydu. Bu yönüyle, her hayal ürünü proje olumlu bir enerji taşımayabilir. Bir soykırım düzenlemek bile belli bir hayal gücü gerektirebilir. Diğer yandan, her ütopik projenin sonu, totaliteryan bir rejime ya da kitle halinde ölümlere götürür sonucunu çıkarmak da yanlış olur. 20.yy’da yaşanan savaşların kökeninde, etnik, ulusal, dini ve emperyalist bir öz vardı, ütopik değil. Bu nedenle, verilen örneklerde sık sık yan yana konulan, Stalinizmin yarattığı şiddetle, faşizm arasında fark vardır. Stalinizm dönemindeki totaliteryan rejim bu anlamda, bozulmuş bir ütopya/disütopyadır.

Günümüzde insanları ütopyalardan uzaklaştıran belkide bu tür düşüncelerin yaşam pratiğinden uzaklığıdır. “Şimdi” ile bağlantısı olmayan bir projenin taraftar bulması kolay değildir. Terry Eagleton, ‘gelecek’i, “şimdi içinde, ‘kör noktalar’ ve ‘çelişkiler’ halinde varolan potansiyel” olarak tanımlıyor. Bu anlamda, ütopik bir proje, bugünün aynen bir yansıması ile, nebülöz içinde bir gelecek tanımlaması arasında yaratılacak bir dengeyle kurulabilir. Yani, pratik bir politikayla bağlanmadan sunulan ütopik bir özlem, unutulmaya mahkumdur. Özellikle de, tren saatlerinden, toplumsal eşitsizliğe kadar hiçbir şeyin değiştirilemiyeceğine ve ütopyaların tehlikeli olduğuna inanan bugünkü Batı toplumunda.

Tarihin öğrettiği gerçek şudur; içinde biraz gerçek olmayan idealizm, naifliktir ama biraz hayalin olmadığı realizm de sıkıcı ve depresifdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.