Sandal kokusu

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Sonbahar güneşinin altında, yeşil yapraklar arasında rüzgarla sevişip duran sandal çilekleri kızarıp ballandı. Toroslar’ın Akdeniz’e bakan yamaçları soyulmuş sandal kabuğu kokuyor şimdi. Bu coğrafyanın insanına bu coğrafyanın gerçek kokusunu anlatıp yaşatamaz isek sandalı odun, kuşu kebap, balığı ızgara, ormanı piknik yeri olarak bilen kuşakların sonu gelmez iştahının kurbanı olacağız…

Sonbahar her zaman hüzünle gelmez. Sararıp kızaran, solup dökülen yaprakların yanında her zaman tazeliğini ve canlılığını koruyan türler Ekim’in kızıla çalan hüznüne neşe çalar durur…

Sandal ağacı da işte o türlerden biridir.

Akdeniz ve Ege’de maki topluluklarını arasında, çoğunlukla kızılçamların arasında yetişen sandal ağacının kiremit rengindeki gövdesi ve her dem yeşil yapraklarının yanında en çok da ‘çilek’ denilen meyveleri ilgi çekicidir.

ŞEKERCİ USTASININ ELİNDEN ÇIKMIŞ KIRMIZI DRAJELER

Bilimsel adı ‘Arbutus andrachne L.’ olan ve 5-6 metreye kadar boylanabilen sandal ağacının meyveleri için yılın bu mevsimi olgunlaşma dönemi. Şekerci ustasının elinden çıkmış küçük drajeleri andıran çekici görünümlerine karşın iyice olgunlaşmamış olan meyvelerin tadı biraz buruk olsa da Anadolu halkının hafızasında yer eden orman tatlarından biridir.

Çanakkale’den İskenderun’a kadar uzanan kıyılarda, 500 ila 800 metrelik yükseltilere kadar doğal olarak yetişen sandal ağacı, Karadeniz Bölgesinde de Kastamonu, Sinop, Artvin gibi kentlerin coğrafyasının yanısıra Tokat’tan Amasya’ya uzanan bir hat boyunca da görülebiliyor.

SANDAL AĞACI KABUĞUYLA RUHLARI SELAMLAYAN ŞAMANLAR

Gövdesinin rengi ve formundan dolayı Adanalılar sandal ağacına ‘kızılbacak’ diyorlar. Pagan Akdeniz kültürlerinde dalları evlerin kapısına asılan sandal ağacının kötü ruhları ve vampirleri kovacağına inanılırmış. İnce bir kağıt gibi soyulup dökülen hoş kokulu kabukları ise geçmişten beri bir çok kültürde tütsü olarak kullanılıyor. Batı Antalya’da, Kaş ve çevresinde yakın zamana kadar sandal ağacı kabuğu tütsüsü her Perşembe günü geçmişlerin ruhuna erişmek için kullanılırdı. Anadolu coğrafyasının bitkilerinden elde edilen tütsüler de tıpkı sepileme gibi Şaman inancından bugüne uzanan bir tür ruhsal iletişim aracı. Son yıllarda bu gelenek hızla kaybolsa da yaşı 50’inin üzerinde olanlar ‘buhur’ kokan sokaklarda geçen çocukluklarının anılarını dün gibi anımsıyor olmalı.

HAYDÜLEN DE HAYDÜLEN, KARADAĞLARIN SANDALI DA SANDALI..

Muğla yöresinin sandal ağacıyla kurduğu ilişki daha derindir. Bafa Gölü’ne bakan Beşparmak (Latmos) dağlarının eteklerinde ak sütlü kara zeytinlere, altın çiçekli defnelere eşlik eden sandal ağaçları yöre insanının hafızasında özel bir yere sahiptir. Yüz yılı aşan geçmişiyle Yerkesikli genç Eyüp’ün zeybek oynama uğruna düştüğü töre çemberinin hüzünlü öyküsünün anlatıldığı bir ağır zeybek, bir ağıt olan ünlü Kerimoğlu zeybeğinin insanın içine işleyen ezgileri Karadağların sandallarının arasında bugün de yankılanır durur:

“Haydülen de haydülen/ Karadağların sandalı da sandalı/ Vurulmuş da ganeyo Kerimoğlu’nun her yanı da her yanı…”

TAHRİP EDİLEN COĞRAFYANIN YARALARINI İYİLEŞTİREN BİR MERHEM

Sandal ağacı tıpkkı gövdesinin rengi gibi olan Akdeniz’in kırmızı toprağını çok seven bir bitki. Özellikle tahrip edilen ve yangın görmüş alanlarda hemen nöbete koşup coğrafyayı bir merhem gibi sarıyor. Bir nevi yaralanan coğrafyalara ilk yardıma gelen bir öncü birlik. Ormanlara sadece ‘işletme’ alanı olarak bakanların gözünde elbette ekonomik değeri ‘kerestesi para getiren’ ağaç türleri kadar değeri yok ancak sandal ağacının ekolojik değeri kuşkusuz kerestesinin değerinden çok daha fazla.

TURİSTİK OLMADAN ÖNCE ‘SANDALİST’ OLAN KIYI KENTLERİ

Yine de bu ekonomik değerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Eğer istenirse ve akılcı kullanılabilirse, sandal ağacının yaratacağı ekonomik değerler de kırsal yoksulluğu yenmek için önemli bir katkı sağlayabilir. Turizmin henüz gelişmediği yıllarda bugün bir çoğu ‘turistik’ olan güney kentlerimizin geçmişinde sandal ağacının önemli bir yeri vardır. Halkın geçimini denizden ve maki ormanlarından sağladığı yıllarda Fethiye ve Kaş çevresinde sandal ağacından mangal kömürü yapan köylüler deniz yoluyla bu kömürleri yakın kentlere satıyordu. Sert dokulu sandal ağacından elde edilen mangal kömürü yüksek enerjisi ve is yapmayan özelliği ile evlerin içindeki mangallarda ısınmak amacıyla da kullanılmış. Yüksek tanen içeren taze yaprakları ilaç sanayinde kullanılan sandal ağacının geleneksel halk hekimliğinde de yaygın olarak kullanılmış.

BUGÜNÜN İNSANI COĞRAFYANIN DİLİNİ UNUTTU

Geçmiş halkların dilini iyi bildiği ve büyük bir ustalıkla sırrından yararlandığı, yok etmeden koruduğu bu coğrafyanın değerleri şimdinin insanının yayılmasının önünde birer engel gibi görülüyor. Şuraya bir villa konduralım, buraya bir site yapalım, işte şu yamaç, şu koy, şu tepe otel yapmak için biçilmiş kaftan. Ya şu sırttan bir yol geçirsek. Devletten destek alsak, makiyi kesip akasya, badem diksek… Bütün bu yağmanın ortasında insanoğlunun karşısında savunmasız biçimde öylece duyuyor sandal ağaçları. İnce, pürüzsüz, kırılgan dallarıyla…

DEVLET SANDAL AĞACINI ‘ORMANDAN’ SAYMIYOR

Akdeniz coğrafyasına özgü bir doğa hazinesi olan maki topluluklarının arasında kendine özgü bir yeri olan sandal ağacı ne yazık ki makinin diğer üyeleri gibi ‘ormandan’ sayılmıyor ve ‘çalı-çırpı’ muamelesi görüyor. Bu nedenle tıpkı benzerleri gibi herhangi bir yasal korumaya sahip değil. Kısaca sandal ağaçlarından oluşan bir orman devlete göre ‘orman’ değil. Oysa neyin korunup neyin korunmasız bırakılarak yağmalanacağına sadece insanın karar verdiği bir ekosistemde sandal ağacının canlı yaşamı için işlevi oldukça önemli. Bu işlev, aynı zamanda koruma ya day ok etme kararını veren insanoğlu için de geçerli. Bu yüzden sandal ağacı topluluklarının yoğun olduğu kimi alanlarda türün korunması için çalışmalar yapılması gerekiyor.

KAŞ- DEMRE ARASINDAKİ SANDAL ORMANLARI KORUNMALI

Örneğin Kaş-Demre karayolu kıyısında Yavu ve Davazlar mahalleleri arasında bulunan saf sandal ormanları bu konuda ideal bir seçim olabilir. Son yıllarda turizm gelirlerinin cazibesiyle birlikte yöre halkı sandal kömürü yapmayı bıraktığı için bu bölgedeki topluluklar oldukça gelişim göstermiş durumda. Koruma altına alınmış bir sandal ormanı hem ekolojik hem de ekonomik işlevi bakımından önemli bir cazibe merkezi olabilir. Bir türü korumak için illa da endemik olması gerekmiyor. Örneğin bir zamanlar Myra’ya (Demre) adına veren mür ağacının bölgede yoğun olarak yetişmesine rağmen bugün türün yok olması gibi şimdilerde bolca bulunan sandal ağaçları da yok olabilir.

BU KOKUYU BU İNSANLARA ANLATAMAZSAK…

Mart ve Nisan aylarında çiçekleriyle, Eylül-Kasım arasında da meyveleriyle benzersiz bir görsel şölen sunan sandal ağaçları sonbaharın hüznüne çilek kokusu katıyor. Sandal ağaçları hala ve iyi ki varlar. Sonbahar güneşinin altında, yeşil yapraklar arasında rüzgarla sevişip duran sandal çilekleri kızarıp ballandı. Toroslar’ın Akdeniz’e bakan yamaçları soyulmuş sandal kabuğu kokuyor şimdi. Bu coğrafyanın insanına bu coğrafyanın gerçek kokusunu anlatıp yaşatamaz isek sandalı odun, kuşu kebap, balığı ızgara, ormanı piknik yeri olarak bilen kuşakların sonu gelmez iştahının kurbanı olacağız…

Önceki haberOrman katliamında kamu yararı vardır!
Sonraki haberBeyaz
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + six =