‘Sanıldığının tersine ABD, İran’a saldırabilir’

‘Sanıldığının tersine ABD, İran’a saldırabilir’

0
PAYLAŞ

İngiltere’nin ciddi gazetelerinden The Guardian gazetetesindeki Dan Plesch imzalı yorumda, kamuoyunda yaygın olan, ABD’nin Irak’taki zor durumundan dolayı İran’a saldırması mümkün olmadığı kanısının bir yanılgı olduğu iddia edildi.

Yaygın düşünceye göre, ABD’nin İran’a saldırısı dört noktada olanaksız görülüyor. ‘Güzellik Kraliçesinin Dünya Barışı Rehberi’ kitabının yazarı olan Plesch, bu dört noktadaki yanılgıları şöyle çürütmeye çalışıyor.

“İlk olarak, sanıldığının aksine ABD’nin hava kuvvetlerinin Irak’taki ana görevini bitirdiği ve başka bir alana rahatlıkla kaydırılabileceği savunularak yazıda, sadace 120 adet B52, B1 ve B2 bombardıman uçaklarının bir kerede 5.000 hedefi yokedebileceği örneği veriliyor. Onbinlerce ABD askerinin Irak’ta görevli olmasına rağmen, yine de İran’ın stratejik petrol alanlarına baskınlar düzenleyebilecek güçlerin rahatlıkla bulunabileceği ileri sürülürken, saldırıların, askeri, politik ve ekonomik (petrol alanları) hedeflere yöneleceği belirtiliyor.

Bundan sonraki hedef ise, İran’daki muhalif azınlıklara destek vermek. Kuzey-batıdaki Azeriler ve huzursuzluğu gittikçe artan Kürtlerin kışkırtılmasıyla yaratılacak iç savaş ortamında, alt yapısı yıkılmış İran’ın fazla direnemeyeceği öngörülüyor.

İkinci konu ise, Amerika’da Irak savaşına ve işgale karşı yükselen muhalefetin Bush hükümetine bir tehdit unsuru oluşturduğu. Ancak, önümüzdeki dönem zaten Bush’un aday olması söz konusu olmadığı için, gelecek baharda İran’a yapılacak bir saldırının ‘dümendeki’ Cheney ile birlikte Cumhuriyetçileri ikna edebileceği ve bir on yıl daha iktidarın garantiye alınabileceği savunuluyor.

Üçüncü yanılgı, yükselen petrol fiyatları perspektifinde böyle bir saldırının güç olduğudur. Ancak, İran petrolü zaten başlıca Çin’e gitmektedir. Ve tam da bu neden, yani ABD’nin uzun dönemdeki rakibinin kontrol altına alınması önemli bir ikna unsurudur. 1980’lerdeki Ronald Reagan hükümetinin, o zamanki ekonomik krizi ‘şer imparatorluğu’ Sovyetler Birliği retoriği ile aşması hala akıllardadır.

Dördüncü şüphe ise, İngiltere’nin böyle bir saldırıya yeşil ışık yakmayacağıdır. Ne ki, İngiliz ordusunun büyük bir bölümü zaten bölgededir ve İngiltere’nin ABD’den aldığı askeri yardımlar, (özellikle Trident denizaltıları) müdehaleye ‘hayır’ diyerek riske sokulamayacak kadar önemlidir. Kaldı ki İngiltere, Irak’ta ortaya çıkmayan ‘kitle imha silahları’ konusunda kimseyi ikna etmek zorunda değildir, çünkü İran nükleer araştırmalarını sürdürdüğünü kendisi ilan etmiştir. Böyle bir kararı da, Tory’lerin oylarıyla parlamentodan geçirmesi hiç te zor değildir.

Geçtiğimiz hafta sonu ABD Başkanı George Bush İsrail televizyounda yaptığı konuşmada, eğer Tahran uluslararası istemlere uymazsa ‘bütün seçenekler masada’ dedi. Gerçekte, diplomatik olanakların tıkandığı noktada,  ‘masada’ saldırıdan başka ne seçenek olduğu belirtilmediğine göre, uluslararası toplumun yapamadığını ABD’nin yapma olasılığı oldukça yüksektir. Böylece, İsrail’in İran’a olası bir atağı önlenmiş  ve ‘sorumlu’ bir pozisyon alınmış olunur.”

BİR CEVAP BIRAK