Santiago’da devrimin ayak izleri (IV)

Che ‘Fidel’e Şarkı’ (Canto a Fidel) adlı şiirinde Küba adasını yeşil bir timsaha benzetiyor ve şöyle sesleniyordu Fidel’e: “Hadi gidelim şafağın ateşli peygamberi, kimselerin bilmediği gizli yollarda buluşalım, kurtarmak için o aşkla sevdiğin yeşil timsahı…”
Santiago’da devrimin ayak izlerini sürüyorum. Fidel ve arkadaşlarının ele geçirmek için saatlerce çatıştığı Moncado Kışlası’nın duvarlarında hala kurşun izleri ilk günkü gibi duruyor. Fulgencio Batista döneminde karakol olan bina devrim sonrası bir müze haline getirilmiş ve adı da 26 Temmuz Müzesi olmuş. Binanın bazı bölümleri ise okul olarak kullanılıyor.
Santiago kenti Küba devriminin başladığı yer olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda devrime en güçlü desteğin de bu kentte verildiği söyleniyor. Özellikle 50’li yıllarda Santiago sokaklarında Batista rejimine karşı güçlü sokak isyanları olmuş. Sokak aralarında yürürken diğer kentlerden farklı olarak burada devrim ruhunun hala diğer kentlere göre daha güçlü bir şekilde hissediliyor olması ondan olsa gerek. C’espedes Meydanı, Plaza Dolores, Rom Müzesi, Bacardi Müzesi… Her bina, her meydan, her sokak devrimin izini taşıyor adeta siyah nüfusun ağırlıkta olduğu bu kentte.  Küba’daya köleler Batı Afrika’dan daha çok da Nijerya, Gana, Togo, Kamerun, Benin ve Kongo’dan getirilmişler. 1840’larda ise nüfusun yarısını oluşturmaktalardı. Santiago kolonyal binaların arasında gezmeyi sürdürürken, sokaklarda hiç durmayan bir müzik sesi yükseliyor.  Her sokakta müzisyenler, dans edenler ve akıp giden rom var…Köklerini Afrikalı kölelerden alan rumba, mambo, salsa Santiago sokaklarında sabahın erken saatlerine kadar yankılanıyor ve bu kentte müzik adeta bir tutku olarak yaşanıyor…
26 Temmuz 1953’te Fidel ve arkadaşları ünlü ‘Moncado Kışlası Baskını’nı gerçekleştirdiklerinde henüz hazır değillerdi devrime.
Orinte’deki Santiago kentinde karnavalın  sürmekte olmasından yararlanarak askeri kışlanın sabah saatlerinde basılması planlanmıştı. Askerlerin karnaval nedeniyle sarhoş, güçsüz ve hazırlıksız olacağını düşünüyordu Fidel. Fakat baskın başarılı olmadı, bir çok kişi öldürüldü. Fidel, 17 arkadaşıyla birlikte Maestra Dağları’na çekilmek isterken yakalandı. Fidel yargılanmak üzere mahkemeye çıktığında savunmasında gelecekteki devrimci hareketin toplumsal temelini ele aldığı ve dünya devrimcilerine ilham vereceği o ünlü savunmasını yaparken, “beni tarih aklayacaktır” demişti. Bu savunma kısa bir sürede kitap olarak basıldı ve tüm Küba’ya dağıtıldı. Savunmasında hareketin başarılı olması durumunda, toprak reformu dahil, köylüler ve işçiler için uygulanacak politikaları anlatıyordu. Fidel 15 yıla mahküm oldu. Üç yıl hapisten sonra, çıkarılan genel afla 1955’te tahliye oldu, daha sonra da sürgüne Meksika’ya gitti ve orada Arjantinli bir doktor olan Ernesto Che Guevera ile tanıştı. Fidel ve Che’nin Meksika’da kurduğu devrimci hareketin adı 26 Temmuz Hareketi yani kısaca (M-26-7) olarak tarihe geçecekti. 
Ve 2 Aralık 1956’yı gösterdiğinde takvimler Fidel Granma adlı gemiyle, 82 arkadaşı ile birlikte aç ve susuz bir şekilde Orinte, Santiago’dan Küba’ya bir kez daha ayak bastı.  Fidel’in yanında bu kez Che Guevara, Camillio Cienfuegos ve arkasında da milyonlarca Kübalı vardı. Artık geri dönüş yoktu. Fidel 12 kişiyle Sierra Mastra Dağları’na çıkarak devrimi başlattı. Ve 26 Temmuz Hareketi 12 Haziran 1957’de Sierra Maestra Manifestosu’nu yayınladı. Manifesto, diktatörlüğe karşı mümkün olan en geniş siyasal birliğin sağlanması, başkanlık sisteminin seçimlerle yeniden getirilmesi ve sivil bir hükümetin oluşturulması taleplerini taşıyordu. Üç yıl aradan sonra ABD tarafından Küba’nın başkanı seçilen Fulgencio Batista bir uçağa binerek 1 Ocak 1959 günü adayı terketti. Bir gün sonra ise Fidel Castro 26 Temmuz Hareketi’nin kırmızı-siyah bayrağını Santiago kalesine dikti. Bu bayrak artık Küba’da devrimin de bayrağı olmuştu.
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.