Şark’ta Neler Neler Var!

Sedat Yıldırım SARICI – Mimari denilince memlekette aklımıza ilkin Mimar Sinan’ın gelmesi doğal kabul edilmeli. Şu ünlü hikaye! Cami yapımı esnasında, içerde nargile içilmesinin muhbirlenmesi üzerine Kanuni’nin baskınında “ben mihraptaki sesin caminin her köşesinden duyulup duyulmadığını anlayabilmek için nargilenin fokurtusuyla ses dağılımını ölçüyordum” bahsi bir çok yerde geçti.

Mimar Sinan üzerine binlerce yazı var, bizi aşar. Biz çağımızdan bir lideri konu edineceğiz. Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid ve/veya eşsiz eserlerine çok uzaktan bir değinme de diyebiliriz.

Aşağıya Zaha Hadid’in bazı çalışmalarını sıralıyorum.

“İstanbul- Kartal kentsel dönüşüm projesi”

Azerbaycan-Bakü, “Haydar Aliyev Kültür Merkezi”

Londra Olimpiyatları – yüzme yarışları için – “Aquatic Centre”

Londra – Hyde Park – “Serpentine Sackler Galerisi”

Glasgow – “Riverside Müzesi”

Çin – “Guangzhou Opera Binası”

Almanya – “Phaeno Bilim Merkezi”

İspanya – “Köprü Pavyonu”

İtalya – “Ulusal 21. Yüzyıl Sanatları Müzesi” gibi tasarımlar sadece bazıları.

Bağdat doğumlu Zaha Hadid, Beyrut’da aldığı matematik eğitimi sonrası Londra’da Mimarlar Derneği’nde mimarlığa başlamış. 1979 yılında kendi şirketini kurmuş ve mimariye olan katkılarından dolayı Britanya İmparatorluk Nişanı’na (CBE) layık görülmüş. 2004’te Pritzker Mimarlık Ödülü’nü, 2008’de Forbes dergisinin, sonrasında da Time Dergisi’nin “Dünyanın En Güçlü 100 Kadını” listelerine girmiş.

Amerika – Cincinnati Çağdaş Sanatlar Müzesi, Almanya- Wolfsburg Phaeno Bilim Merkezi, Çin – Hong Kong Polytechnic Üniversitesi tasarımları da Musullu bir ailenin çocuğu Zaha Hadid’e ait.

“Karşılaştığım en büyük zorluk kadın ve Arap veya kadın-Arap kimliğimdi. Bu engellerle herhangi bir meslekte öne geçmek çok zor. Ben her zaman başarılı olmak konusunda çok kararlı oldum ve düşüncelerimi o dönemin şartlarına uygun hale getirdim.” diyor bu öncü, yenilikçi ve devrimci mimar.

Biz “çalgıcı gısmısı”nı ilgilendiren bir başka yön ise, son çeyrek yüzyılda müzik enstrümanlarının görsel tasarımları olmalı. Özellikle gitar, bas gitar, ud gibi telli çalgılarla birlikte, keman ve çello gibi yaylı sazların çağ ötesi tasarımlarının Zaha Hadid’in neredeyse bütün mimari tasarımlarında gördüğümüz ovallik ve akıcılıkla bu denli paralellik içinde olması dikkat çekici. Yandaki fotoğrafa bir çalgı ekledim.

Zaha Hadid, doğadan kopmamayı önceliğine alarak, doğada pek rastlanmayan kare veya dikdörtgen kutulardan sakınmış. Hadid’i en çok da, bir önceki yazımızda bolca değindiğimiz İspanya’nın Kurtuba (Cordoba) kentindeki eserler etkilemiş. Özellikle de Kurtuba Camisi.

Endülüs Emevileri’nin başkenti Kurtuba’da 600 cami varmış ama bu camilerin en anıtsal ve ihtişamlısı Kurtuba Cami’siymiş. Caminin temelini 786’da I. Abdurrahman atmış, 1984 yılında ise Kurtuba Camii, UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edilmiş.1293 sütunla dünyadaki en fazla sütuna sahip olan mabet olarak anılan ibadethane duvarlarındaki kufi yazılar lacivert zemine altınla yazılmış, minber de çoğu fildişi parçayla, değerli taşlardan altın çivilerle yapılmış.

100 metre boyunda ve 75 metre eninde olan bu koca camiyi I. Abdurrahman 785 yılında Arap teknolojisiyle bir yılda tamamlamış. Daha sonraki hükümdarlar camiyi çeşitli eklemelerle büyütmüşler. Mabet 175 metre uzunluğa, 134 metre genişliğe ulaşmış. İşte Zaha Hadid’i etkileyen mimari yapı özetle bu.

Bizim zincirimizin bir halkası 1200 yıl önce yaşamış Musullu dahi Kürd genci Ziryab’ın Kurtuba’yı çağının öncüsü yapmış olması. Zincirin bir diğer halkası Musullu kadın mimar Zaha Hadid’in dünyanın en devrimci mimarlarından biri olarak bir kaç yıl önce aramızdan ayrılması.

Peki bu aramızdaki kahramanları neden yeterince tanımıyoruz?

Liyakat ve kifayet yetersizliği bu toprakları epeyce bir süredir yoruyor da ondan.

Bizim toprakların bir başka özelliği, asimetrik ölçülerin hayatın bir çok alanında önümüze çıkması. Zaha Hadid’in ısrarla üzerine gittiği ovallik, yani dikey çizgilerden ve dik açılardan uzaklaşma, yani kesinlikten ve keskinlikten kaçınma, Doğu’ya ait bir çok mimari eserde fark edilebilir. Biz Şarklı şürekası köprü, han, saray, kervansaray, medrese, türbe ve diğer ibadethanelerde kubbe ve kemer gibi kıvrımsal özellikler taşıyan tasarımlara öncelik vermişiz. Antik Mısırlılar piramitlerle üçgene, İtalyanlar kilise kulelerinde karemsi yükselmelere, Anglo Saksonlar ise dikine sivrileşen kulelere yönelmişler.

Özetle Doğu doğaya, Batı yapaya yönelik bir mimari çizgiyi yeğlemiş. Bu deyimleri ben uyduruyorum. Mesleki terimler değiller. Ama uzlaşı kolaylığı olsun diye uysallaştırıyorum. Kullanılan harflerde de aynı ovalliklere ya da tersi keskinliklere rastlarız. Arap alfabesindeki ilk harf elifin dışındaki bütün harfler kıvrımlı, Latin alfabesinde ise o, u ve q dışındaki neredeyse bütün harfler keskin çizgilere sahiptir.

Yazı uzayınca patron (Faruk Eskioğlu) “toparla artık” diye kızıyor. Bu kıvrım meselesinin rakstan pazara nasıl yansıdığını bir başka yazıda ele alalım ve toparlayalım.

İyi ki, Şark’ta Zaha gibi dehalar, Ziryab gibi dahiler çıkmış. Son çeyrek asırda başımıza gelen felaketlerin çöküntüsünde sarılacağımız teselli kaynaklarımız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.