Sarrazin’in ülkesinde Türkçe inadı

Bir yandan kağıda basılı yayın döneminin artık geride kaldığı yolunda kehanetler yapılırken, bir kitap bir ay içinde 1 milyon basılarak hem yazarını, gerçi onların buna ihtiyacı yok ama hem de yayıncısını zengin ediyor…
Almanya’daki Sarrazin tartışmasının tek olumlu yanı bu oldu
Kitabın, kağıdın halen önemli olduğunu gösterdi.
Kağıda basılı bilgiye talebin devam ettiğini…
Buraya kadar iyi…
Ama ırkçı içerikli bir kitabın böylesine ilgi görmesine bu nedenle olumlu bakamayız….
Almanya Federal Merkez Bankası yöneticilerinden, “sosyal demokrat” teknokrat Thilo Sarrazin, 30.Ağustos 2010’da piyasaya çıkan “Deutschland schafft sich ab” (Almanya kendisini yok ediyor ) başlıklı ve “Wie wir unser Land aufs Spiel setzen” (Ülkemizin geleceğini nasıl da tehlikeye atıyoruz) alt başlıklı kitabıyla dört haftadır ülke gündemini belirliyor.
Kitabında aptal, işe yaramaz insanların hızla çoğaldığı ve böylece Almanya’nın geleceğine aptalların egemen olacağı “uyarısı”nda bulunan Sarrazin, hem zengin oldu, hem de “halk kahramanı”…
Almanya, yoğun olarak bu ülkedeki göçmenleri, onların entegrasyon konusundaki “yeteneksizlik” ve “isteksizlik”lerini tartışıyor. Aslında bu tartışma 80’li yıllardan, hatta daha öncesinden beri hep vardı ve zaman zaman alevleniyordu. Ancak bu kez çeşitli nedenlerle çok daha alevlenmiş durumda ve uzun süre devam edecek gibi görünüyor…
Sarrazin şimdiden bu tartışmayı kazandı. Ülkenin geleceği için çok önemli bir konuya, sorumlu bir aydın, sorumlu bir devlet adamı olarak parmak basan, tüm baskılara rağmen sorunun çözümü için çabalayan ve bu yolda engellenen bir “kahraman” olarak tarihe geçti. Tezleri, sadece aşırı sağcı, nazi eğilimli parti ve gruplardan değil, toplumun en geniş kesimlerinden destek alıyor. En büyük kitle partileri SPD ve CDU’nun tabanı, yöneticileri Sarrazin’i eleştirdiği için isyan ediyor…
Göçmenler de bu tartışmanın mağduru. En kalabalık kesimi oluşturdukları için de Türkler..
Bir diğer mağdur da bu ülkede yıllardır iyi niyetle entegrasyon çalışması yapanlar, kültürler arası iletişimi, anlayışı geliştirmek üzere diyalog çalışması yürütenler… Bunların “Sorunların nedenleri sosyal, ekonomik ve siyasal. Örneğin yaygın işsizlik. Gizli ve açık ırkçılık. Eşitsizlik. Bu alanlarda çözüm aramak gerekiyor” itirazları duyulmuyor. Farklı kültürlere, dillere, dinlere saygı çağrıları da yankı bulmuyor.
Sarrazin’in çıkışı, Almanya’daki bundan önceki ırkçılık dalgalarından daha farklı. Şimdi toplumun orta kesimlerinin hararetle Sarrazin’i destekledikleri görülüyor. Bu gelişmeler, son yıllarda birçok Batı Avrupa ülkesinde gözlenen ve çoğu partileşip, ciddi seçim başarısı yakalayan yabancı düşmanı, aşırı sağ çıkışlarla paralellik taşıyor. Almanya’da da bu tip bir partinin oy potansiyelinin % 20’yi bulduğu düşünülüyor…
Sarrazin’in göçmenlerle ilgili tezlerini destekleyenlerin oranı ise daha yüksek…

Ve bu büyük çoğunluk için göçmenlerin Almanca’nın yanısıra, kendi anadillerini de iletişim ve kültür dili olarak yaşama hakkı hiç de önemli değil. Aksine, bunu entegrasyonun önünde engel olarak görüyorlar…
Sarrazin’in başlattığı entegrasyon tartışması yaygınlaşırken, zaten gerileyen Türkçe daha da güç kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya..
Türkçe gazeteler, yayınların sayısı azalıyor.. Örneğin artık Cumhuriyet, Evrensel, Milliyet gazeteleri yok.. Artık birçok kamu radyolarından Türkçe yayın yapılmıyor.. Türkçe’nin öğretilmesi, gelişip yaygınlaşması desteklenmiyor. Hatırlanacaktır okulda, çocuk yuvasında Türkçe konuşmanın yasaklandığı, bu yasakların resmen savunulduğu, övüldüğü, teşvik edildiği durumlar bile yaşandı.

Daha önce de yazmıştık:
“Avrupa’daki Türkçe kan kaybediyor.
Avrupa’daki Türkçe, bir iletişim dili olarak tehlikeyle karşı karşıya.
Türkçe’nin güçlü ve uzun soluklu bir direniş göstermesi gerekiyor.
Türkçe’yi önemseyen ve geleceğine destek verme sorumluluğu duyan herkes, her kurum bu direnişte yerini almalı.
Türkçe medyanın yaşaması da bu direnişe bağlı…
Bu direniş, Türklerin göçmen olarak yaşadığı toplumlara entegrasyonuyla güçlenebilir. Bu direniş çağrısı, Türklerin, yaşadıkları ülkelerin dillerini öğrenmeleri ve yaygın olarak kullanmaları gereğine karşı değildir. Elbette Türkler, örneğin Almanya’daki Türkler, Almanca’yı öğrenmelidir, kullanmalıdır. Ancak böylece toplumsal yaşama daha eşit, daha aktif ve daha insanca katılabilirler. Ama göçmenlerin yaşadıkları ülkenin dilini öğrenmesi ne kadar gerekli ve önemliyse, ana dillerini kullanmaları, bilmiyorlarsa öğrenmeleri ve genç kuşaklara öğretmeleri de önemlidir, gereklidir… İnsana yakışan entegrasyon projeleri bu gerekliliği de içermelidir.
Biri diğerinden daha az önemli, daha az gerekli değildir.
O nedenle “inadına Türkçe” diyoruz.”
Elbette bu direnişi, “bilgiyi araştırma, edinme ve yayma” hakkını bir görev olarak benimseyen basın yayın organları ve gazetecilerin direnişiyle birleştirmek görevini ihmal etmeden…

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), 7ünya yayıncılığının en önemli buluşmalarından Frankfurt Kitap Fuari’na bu yıl da katılıyor.
ATGB burada, Avrupa çapındaki Türkçe gazetecilik ve yayıncılık ürünlerini buluşturmayı, daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkçe’nin iletişim dili olarak Avrupa’daki varlığını, dinamizmini, çeşitliliğini ve direncini yansitacak bir platform oluşturmayı hedefliyor. (1 Ekim 2010)

_______________________
* Gürsel Köksal, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı
www.atgb.info / koksal@atgb.info

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.