Sartre’da özgürlük ve sorumluluk

bir yandan toplumdan başkalaşıp çözülerek yalnızlaşırken, öte yandan da kendi içinde yabancılaşmaya başladığında, bireyselliğine rağmen, kendini ve yaşamını anlamlandıracağı bir arayışa girmiş. Böyle bir ortamda maddi sorunları, dışlanmışlığı, başkalarının meydana getirdiği tehlike durumunu aşmak için toplumsallaşma ihtiyacı da duyan insan, şiddet ve hayal kırıklığı ortamında yeni bir anlayış geliştirmiş. Varoluşçuluk.


Bu akımın temel tezi, insanın dünyadaki somut varoluşunun özünden önce geldiği,  dünyaya “düşmüş”, “fırlatılmış” insanın, özünü kurmakla yükümlü olduğudur.  İnsanın belirli bir doğası olamaz, çünkü verili bir doğa, değişmez bir yapıyı gösterir. Evrene anlamı veren de insandır. Bireysel varoluşun, kişinin kendini tanıması ve ne yapması gerektiğini bulmasının önemi, kararlarının sorumluluğunu üstlenme yürekliliğini göstermesi, bu akımın belirleyicileridir. Hem yalnızlığını yaşayan, hem de başkaları ile birlikte var olmaya çalışan birey için, hazır kurallar ve yaşam reçeteleri yoktur.


Bu akımın öncülerinden sayılan, Fransız yazar, edebiyatçı, filozof,   Jean Paul Sartre, ilk olarak “Melankoli” olarak düşünülüp, “Bulantı” adı alan  romanında, Roquentin adlı  kahramanının hayatından yola çıkarak, felsefesinde ağırlık bulan, kişinin dünya içinde kendini buluşunun verdiği “bulantı” hissini anlatıyor.


Peki bu bulantıyla dünyayı ve varoluşu yeniden kavrayan adam ne yapar? Söylendiği gibi gününü gün eder, verilecek hesabı da olmaz mı?  Tek kendini düşünür, günlük çıkarlarına göre mi yaşar? “Kendi kendini kuran, kendi özünü belirleyen” biri, özgürlüğün sorumsuzluk olduğunu mu düşünür? Bir yerlere bombalar yağarken, bir yerlerde çocuklar aç kalırken, bir yerlerde birilerine işkence edilirken o kafayı çekip uyumayı normal mi bulur? Dünyayı bu olumsallık ile kavramak, yapıp ettiklerini kadere bağlama, eylemsiz bir vazgeçişle dine sarılma, yaratılmış Tanrı tanımlamalarına korku ile bağlanma lüksünü alır adamın elinden. Ne olacak şimdi? Yaşayacaksın demiş Sartre. Hesabını kendine vererek yaşayacaksın. İçine siniyorsa yap, sinmiyorsa da yükünü taşımayı bil. Özgürlük,  göğüslemek zorunda olduğun bir mücadeledir. Kendi kendinle mücadele. O bir yüktür sırtında, taşımaktan başka çaresi olmayan. “Kendi kendine mahkum” olan insanın yılbaşı sofralarını süsleyen hindiden farkı vardır. Yaslandığı iskemlenin ayağından farkı vardır. Başını döndüren bu dünyayı yaratan bir güce inan ya da inanma,  bunları söyleyen, Sartre’a göre, dünyanın neresinde bir haksızlık varsa ondan tüm insanlık da sorumludur. Varoluşçuluk bir bencillik felsefesi değildir. Kendi değerlerini yaratma sorumluluğu ile insan, iç sıkıntısı ve bulantı duyar.Sorumluluktan kaçma ise kendini kandırma yoluyla olur.  


O, hiçbir zaman köşesine çekilmemiş, kahramanlarında, yalnızlığı, suçu, kafa karışıklığını, asiliği işleyerek, aslında  insanlığın sorununu ele almak istemiştir.


Bugün, dünyanın bir yerlerinde kirli bir savaş yürütülüyorsa, çocukların oyun bahçelerine düşen bombaların  görüntülerine  kahvaltısını ederken umarsızca  bakan insanlar varsa ya da gazetesi elinde,güneşlendiği tatil beldesinde göz ucuyla bakıp bugünün yükselen değerleri olan magazin sayfalarına hızlıca geçiliyorsa, dünyanın her hangi bir yerinde yaşanan vahşete seyirci kalan sıradan insanlar bir yana, kendi koltuğunun ya da çıkarlarının peşine düşmüş diplomatlar varsa, sadece kendi ülkesini, kendi ırkını, kendi dinine mensup olanını düşünmek doğal bir yaklaşım sayılıyorsa, başkası için rahatını bozmanın delilik, suya sabuna dokunmadan  “görmedim, duymadım, bilmiyorum” yaklaşımıyla sessiz sedasız, çıkarları doğrultusunda yaşamak erdem sayılıyorsa; dünyayla, başkalarıyla ve her şeyden çok kendisiyle uğraşmış bir yazarın, düşünürün hatta çok kabul edilir bir ünvan olarak görülmese de – bir filozofun,  sevdiği kadına yazdığı şu sözler, aşırı romantik ya da duygusal olarak anlaşılacaktır: “ Kendimle ilgili olarak düşüncelerim çok net; savaştan nefret ediyorum; ama 1920-1939 arasında onu engellemek için kılımı bile kıpırdatmadım. Bugün hiç yakınmadan, bu öngörüsüzlüğün bedelini ödüyorum. Hatayı nerede yaptım? Kesinlikle savaşın olduğu şu günlerde ya da engellenmesinin mümkün olmadığı yıllarda değil. Henüz kötü bir rüya olarak belirmeye başladığı, üzerine akıl yürütebileceğim ve politik bir yaklaşım geliştirebileceğim yıllarda hata yaptım.”


Özgürlük nerede başlar nerede biter? Herkesin ticaret özgürlüğü vardır, parası olanın ki bir anlam ifade eder, mülkiyet hakkı vardır ama malı mülkü olanınkini güvence altına almaya dayanır, mal varlığı olmayan için bu özgürlüğün de bir anlamı yoktur. Herkesin plaja gitme, doğadan yararlanma hakkı vardır ama bir köşe yazarımızın da dediği gibi Caddebostan’ın güzel görüntüsünü bozan “kıllı, …kişiler” güzel manzara görme hakkını elinden almışlardır! Bağdat Caddesinde selpak satmaya ya da boyacılık yapmaya çalışan çocukları gördüğümüzde “rahat rahat dolaşma özgürlüğümüze” tecavüz edildiğini düşünmüyor muyuz? Onca çalışıp kazandığı parayla onca para vererek denize karşı aldığı evin karşısında, izin gününde  mangal yapmaya gelen işçi ve ailesini görünce bozulmuyor mu bazılarımız ve buna kızmanın en doğal hakkı olduğunu düşünmüyor mu? Eğitim herkes için bir hak ise parası olanın iyi bir eğitim gördüğü, sağlık herkes için bir hak ise,  zengin olanın tedavisinin yapıldığı, parası olmayanın  acil servisin kapısından bile geçirilmediği, ilaçlarını alamadığı durumda bütün kemikleri kırılan bir bebeği 2 ay bekletmenin yasaya uygun bir davranış olduğu,  yaşamak bir hak ise, ülkeler arası anlaşmazlıklarda evinde uyuyan masum insanların tepelerine bombaların yağdığı ve  tüm dünyanın buna seyirci kaldığı durumlarda bu haklardan söz etmenin bir anlamı olmuyor.


Acaba Sartre hangisinin özgürlük olduğunu düşünüyordu. “İnsanlara : ‘ Salt insan olduğunuz için özgürsünüz. Çünkü özgürlüğe sahip olmak insanın yaradılışında vardır. Onun için önceden sahip olduğunuz bu hazırlop özgürlüğü kullanmaktan ya da, hakkım değil mi, verin onu demekten başka yapacak şeyiniz yoktur.’demenin mi, yoksa ‘Yaradılıştan kölesin, ama kölelikten kurtulmak senin elindedir. Özgürlük gökten düşmez, aklın ile gerçekleştirebileceğin bir şeydir o. Köle olduğunu bildiğin, artık bir daha köle olmamanın yollarını arayıp bulduğun ölçüde özgürsün.’ demenin mi?( Rene  MAUBLANC,Özgürlük  Sorunları ,Can Yay.)


*Bu yazı Altamira adlı sanat derginde çıkan yazının ve İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yapılan tez konusunun  bir bölümüdür.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − 17 =