Satranç tahtasında kurtların Suriye hamleleri

Satranç tahtasında kurtların Suriye hamleleri

0
PAYLAŞ

Suriye’de gelişen iç politik kaos, uluslar arası ilişkilerin en önemli gündem maddesi haline geldi. ABD’nin Ortadoğu politikalarının geleceğini bir bakıma Suriye’deki durum beliryecek. AB’nin ekonomik kriz gibi son derece önemli sorunları bulunmasına rağmen Suriye, Brüksel bürokrasinin merkezinin öncelikli sorunu haline geldi ve Putin ile bu sorunun çözümü için özel temaslara başladılar. Rusya ve Çin özellikle Ortadoğu ve Avrasya politikları bakımından Suriye’yi stratejik önemde görüyorlar. Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nin öncelikli gündem maddelerinden biri Suriye oldu. Ayrıca bölge ülkeleri bakımından çok daha fazla önemsenen bir süreç olarak gelişiyor. Çünkü Suriye’nin politik pozisyonu, bölge ülkelerinin tamamını etkileyecek durumdadır. Bir bakıma Ortadoğu’nun dizayn edilmesinin en önemli halkası Suriye’dir denebilir.

Küresel kapitalist sistem güçleri arasındaki ilişkilerin bir sonuçu olarak gündeme gelen Annan Planı aynı zamanda bölgesel denge planıdır. Ancak Suriye’nin karşı karşıya kaldığı iç politik kaos, bu planı işlevsizleştiriyor. Emperyalist güçler, halen planın uygulanabilirliği konusunda fikir belirtmelerine rağmen, sürecin giderek zorlaştığının da farkındadırlar

En azında bugünkü politik konjöktüre bakıldığında Esad, halen ülkede etkin bir kişilik ve mevcut sistem Suriye genelinde hakim. Esad rejimine karşı olduğunu söyleyin farklı muhalif gruplarının daha çok kasaba ve küçük şehirlerde belirli bir etkinlikleri bulunuyor. Bunlar arasında ciddi merkezi bir ilişki söz konusu olmadığı gibi, uluslarrası ve bölgesel güçlerin de bunlar üzerinde sanıldığı gibi bir etkileri yok, dahası bunların doğrudan kontrol edilme şansı da son derece zor. ABD ve AB ile birlikten hareket eden mevcut muhalif örgütlerin dışında El Kaide’nin etkinlik artırma eğilimi içinde olduğuna dair bazı veriler bulunuyor. Bu durum, sorunu çok daha karmaşılaştırmaktadır.

Eski Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Anne-Marie Slaughter, Sureyi’nin iç politik durumundaki karmaşıklığı şu cümlelerle ifade ediyor: “Suriye ne Kosova ne de Libya. Suriye çok büyük bir ülke ve çok istikrarsız bir bölgede. Hızla topyekûn bir savaşın eşiğine geliyor. Muhalefet bazı bölgelerde kontrolü sağlamasına rağmen kendi içinde bölünmüş bir halde ve Suriyelilerin tümü Esad’ın iktidardan uzaklaştırılması gerektiğini düşünmüyor. İktidar değişikliğinin Suriyelilerin kendisi tarafından desteklenmesi ve hayata geçirilmesi lazım.”

Kürtler dışında, Suriye muhaliflerinin içte güçlü toplumsal dinamiklere sahip olmadığını hemen herkes görüyor. Kürtlerin izledikleri politika mevcut uygulanan politikalardan çok farklıdır.Kürtler, ülkeleri işgal edilmiş etnik-sosyal bir toplululuk. Bu nedenle mücadele yönetmeleri de çok farklı gelişiyor/gelişecektir. Örneğin Özgür Süriye Ordusu, somut olarak kimi temsil ediyor? İçinde hangi politik gruplar yer alıyor? Aslında somutlaşmış değil. Suriye’de uzun yıllardır mücadele eden ‘Müslüman Kardeşler’in toplumsal tabanı, politik ve askeri gücü ne kadar? Henüz bilinmiyor. El Kaide’nin Suriye’ye müdahale etme kararı aldığı basına yansıdı. El Kaide’nin temel stratejisi, Suriye’de politik kaosu derinleştirmek için silahlı eylemleri yoğunlaştırmaktan yana olduğu biliniyor. Demokratik Değişim İçin Ulusal Komitesi Başkan Yardımcısı ve PYD lideri Müslüm Salih’in yaptığı değerlendirme El Kaide’nin durumuna ilişkin bir fikir veriyor: “Suriye’de Türkiye’nin de Suudi Arabistan’ın da ve Katar’ın da El Kaidesi var. Bu intihar saldırılarını hangi El Kaide düzenliyor, hangisi gerçek bilmiyoruz. Bu ülkelerin Suriye’de şiddet olaylarında ciddi bir şekilde yer aldığını artık biliyoruz. Artık El Kaide buraya yerleşmiştir.” Türkiye’de faaliyet yürüen El Kaide militanlarının önemli bir kısmı Suriye’ye geçtiklerine dair veriler bulunuyor. Ayrıca Kubat gibi genç yöneticilerin bir kısmın da Mısır’a gitmeleri, bunların Suriye gibi ülkelerde gelişen politik sürecin bir parçası olma istemlerinden kaynaklanıyor. Bu örgütlerin Suriye’ye girmelerinden Türkiye ve Suddi Arabistan’ın etkisi ne kadardır, özel bir yönlendirmeleri var mı? El Kaide ile Türk, Suddi Arabistan ve hatta CİA gibi istihbarat örgütlerinin ortak çalışma kararları var mı? Bu da yanıtlanması gereken bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Örneğin Suriye’nin Hule kentinde yapılan katliamda büyük bir kısmının çocuk olduğu 100’den fazla kişi katledildi. Bu vahşi eylemin kimler tarafından yapıldığı henüz netleşmiş değil. Esad, ‘katliamda kesinlikle paylarının olmadığını’ söyleydi. “Katliamı kınıyorum. Böyle bir katliamı canavarlar bile yapmaz. Katliamla ilgi eğer üzülmezsek demek ki insan değiliz.” Bu vahşi eylem Esad rejiminin askerleri veya milisleri tarafından da yapılmış olabilir, ancak tersten muhalif güçlerin de yapma olasılığı söz konsu veya uluslar arası güçlerce desteklenen bazı para-militer güçler tarafından da yapılmış olabilir. Suriye’deki politik denklemden rol almak isteyen bir kısım aktörlerin desteklediği güçlerin/grupların bu tür provokasyonlara başvuracağı asla unutulmamalıdır. Bu tür eylemlerin önümüzdeki süreçte artma eğilimi içinde olması, Suriye’nin karşı karşıya kalacağı durum hakkında bize somut bir fikir vermektedir.

– ABD ve AB’nin Suriye Politikası Beklenenden Daha Belirsizdir

Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin Suriye politikası birbirine benziyor. Her iki blokta çok açık bir kararsızlık ve belirsizlik var. Bunun bir çok nedeni bulunuyor. ABD, özellikle Afganistan ve Irak’da dersler çıkarttı. Bu iki ülkede rejim bütünlüklü olarak tasfiye edildi ve yerine istikrarı sağlayacak bir rejim kuramadılar. Afğanistan’da fiili bir yenilgi alan ve bataklıktan çıkmak için çırpınan ABD, Taliban karşısında esasen yenilmiş bulunuyor. Yıktığı eski rejimin temsilcileriyle yeniden masaya oturmaya çalışıyor.

Irak’da Saddam rejisimi tasfiye edildi ancak bugün İran’a yakın bir rejim kuruldu ve politik istikrar henüz sağlanmış değil ve süreç ABD’nin aleyhine işliyor. Mısır’da benzeri bir durum sözkonusu. Müslüman Kardeşlerin iktidara gelme olasılığı oldukça yüksek. Libya’da politik istikrar henüz sağlanmış değil ve kurulan hükümet ciddi sorunlarla karşı karşıya bunuyor.

Suriye ise bu ülkelerden çok daha karmaşık kozmopolitik bir yapıya sahip. Hem dinsel hem de etnik gruplar bakımından çok yapılı bir devlet. Muhalif güçler, toplumun bütün katmanlarını temsil etmediği gibi esasen güçsüzdürler. Dış destekli bir güç olarak faaliyet yürütmeleri onları güvensiz kılmaktadır.

Ayrıca muhaliflerin farklı politik eğilimlere sahip olmaları, Müslüman Kardeşlerin ve El Kaide gibi gurupların varlığı ABD ve AB devletlerini önemli oranda tedirgin etmektedir. Mevcut kurulu düzenin tasfiyesinden sonra Suriye çok daha kapsamlı bir çatışma sürecine girmesi ve İslamcı grupların iktidar gücü olmaları, özellikle İsrail’in konumu bakımından ciddi sorunlar yaratabilir.

Bütün bu sorunlara rağmen ABD ve AB, Suriye’ye yönelik diplomatik kıskacı daraltmaya çalışıyor. Bu nedenle ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Kanada, Japonya ve Türkiye, Suriye büyükelçilerini ‘’istenmeyen kişi’’ ilan ettiler. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “Rusya’nın politikalarının Suriye’deki potansiyel iç savaşa katkı sağladığını” belirtmesi, Rusya’ya yönelik diplomatik-psikolojik bir baskı kurma çabasıdır. Ancak bunların pek etkili olmayacağı da biliniyor.

– Rusya ve Çin Ortak Bir Suriye Politikası Belirledi

Rusya ve Çin, Suriye’ye yönelik askeri bir harekete izin vermeyeceklerini bir çok defa deklara ettiler. Interfax Haber Ajansı’na bir değerlendirmede bulunan Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Gennady Gatilov ”Biz her zaman, Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesine kesin şekilde karşı çıktık; çünkü böyle bir hareketin, durumu hem Suriye hem de bölgenin geneli için kötüleştireceğini düşünüyoruz.” Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Liu Weimin de, ‘Suriye’ye dış müdahalede bulunulmasına ve kuvvet yoluyla rejim değişikliğine karşı olduklarını’ ve “şiddete derhal son verilmesi ve bir an önce siyasi diyaloğa başlanması gerektiğini” belirtti. ABD ve AB, Suriye krizinin anatahar ülkesinin Rusya olduğunun farkındadırlar. AB Temisilcisi Van Rompuy başkanlığında bir heyetin Rusya’nın St Petersburg kentinde Devlet Başkanı Vladimir Putin’le biraraya gelerek “Çabalarımızı eşgüdümlü bir şekilde yürütmeliyiz, bunu, hem olası bir iç savaşı önlemek hem de üzerinde anlaştığımız ortak mesajları belirlemek için yapmalıyız” biçimindeki değerlendirmesi, Suriye meselesinde, çözüm gücünün Rusya olduğunu ortaya koyuyor.

Çin ve Rusya’nin Suriye konusunda birbirne yakin bir polika izmeleri onları bölgesel çıkarlarıyla doğrudan ilişkilidir. Putin’in ilk önemli dış gezisini Çin’e yapmış olması tesadüfü bir durum değildir. Özellikle Ortadoğu politikaları bakımından önemsenen bir durum. Ne Rusya, ne de Çin, Ortadoğu’daki konumlarını kaybetmek istemiyorlar. Bu bakımdan Suriye özellikle Rusya için son derece önemlidir.

– Suriye’deki Çatışmalar Bölge Ülkelerini Doğrudan Etkiliyor

Bölgesel güçler mevcut gelişmenin farkındadırlar. Suriye’deki politik kaos bu ülke ile sınırlı kalmayıp, Lübnan, Irak, Bahriyen, BAE ve hatta S. Arabistan’a sıçrama olasılığı yüksek. Yani bölgesel bir iç savaşa doğru kayma eğilimi taşıması aynı zamanda küresel system güçlerinin çıkarları bakımından da ciddi bir tehlike arz ediyor.

Suddi Arabistan, Türkiye, Katar. Kuveyt gibi ülkeler, Esad rejiminin yıkılmasından ısrarlılar. İranla ilişki içinde olan bir Suriye körfez ülkeleri bakımından ciddi sorunlar oluşturacağı hesaplanıyor. Ayrıca Şii-Sünni çatışması ve rekabeti Ortadoğu bakımından hem önemli, hem de tehlikelidir. İran’ın bölgedeki Şii nüfusu üzerinde ciddi bir ağırlığı söz konusudur. Suriye ile İran arasındaki ilişkiler, Sünni kartını oynamak isteyen devletler için ciddi bir tehlikedir. Bu nedenle S.Arabistan ve Türkiye, Suriye’deki rejimin yıkılması ve onun yerine Sünni ağırlıklı bir rejimin kurulması, bir bakıma Irak’ın rövanşının alınması olarak görülmektedir.

Esad rejiminin ayakta kalması, bölge ülkelerinin yeniden yapılandırılması sürecini doğrudan etkilecek bir durum. Önümüzdeki dönemde Şii faktörü nedeniyle körfez ülkeleri arasında yeni bir birleşme sürece gündeme gelebilir. Suriye’nin geleceği bu süreci etkileyeçek bir faktördür. Türkiye ise tersten bölgesel politikaları esasen iflas etmiş bulunuyor. Öyleki Hatay sorunun yeniden gündemleşti ve burada yaşayan ve Suriye ile manevi bağları bulunan Arap-Alevilerinin ruhsal kopuşunu sağladı.

– Esad Konumu Korumaya Hatta Güçlendirmeye Çalışıyor

Esad, ABD ve AB’nin kararsızlık içinde olduğunun farkındadır. Bugünkü politik karmaşa içerisinde Libya gibi Süriye’ye doğrudan müdahale edemeyeceklerinin farkındadır. Ayrıca Rusya ve Çin’in desteği devam ediyor. İran’ın önemli bir desteği söz konusu. Esad’ın uzun bir süreden sonra, parlamentoda yaptığı konuşmada verdiği mesajlar dikkat çekicidir. Esad hem bir kararlılık gösterisinde bulundu hem kendisine bir manevra alanı açmaya çalıştı. Konuşmasında: Ancak “teröristleri durdurmamız sadece silahla olur, siyasetle olmaz” biçimindeki ifadesi de bir kararlılık gösterisi olarak ön plana çıktı. Bunu somut bir örneği, Suriye büyükelçilerini ‘istenmeyen adam ilan eden ülkelere aynı yöntemle cevap vermesidir. Suriye’de ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, Türkiye gibi ülkelerin büyük elçilerini sınır dışı edilmeleri, çok açık olan politik bir tutumdur.

Esad, “İlk günden beri krizi aşmamızda siyasi sürecin bir çözüm yolu olmadığını biliyorduk. Yakın zamanda yeni hükümet kurulacak.” “Suriye’nin görüşü ne olursa olsun, tüm Suriyelilere açık olduğunu ancak terörün siyasi sürecin bir parçası olamayacağını, ülkeyi iyileştirmek için terörle mücadele edilmesi gerektiği”ni belirtti, Çok kararlı görünen bu ifadelerin arkasında, aynı zamanda uzlaşı mesajları verdi: “Kimseden intikam almıyoruz ve kriz bittikten sonra da almayacağız.” “Suriye’de reformlar devam ediyor…” “Biz fitne ve ülkenin yok edilmesiyle karşı karşıyayız, Maskeler düştü ve ülkedeki olaylarda dış dünyanın rolü ortaya çıktı. Dış kaynaklı olmadığı sürece muhaliflerle görüşmeye hazırız” biçimindeki değerlendirmesi uzlaşmaya yönelik bir çağrıdır. Başbakanlığa Baas rejiminin eski bakanlarında ancak daha liberal olan birinin atanması, askerlerin denetiminde olan dört bölgeye Birleşmiş Milletler Yardım Konvoylarının girmelerine izin vererek kendisine politik manevra alanı açmaya çalışıyor.

– Annan Planı’nın ve Yeni Planlar

‘En iyi çözüm Annan planı’ söylemi helen mevcut ülkeler tarafından dile getiriliyor. Bir bakıma dengeleri gözetleyen söz konusu plan, Rusya ve Çin’in desteğini aldığı gibi Esad rejimi tarafından da kabul gördü. Ancak Suriye’deki politik süreç planın işlemesini önemli oranda zayıflatıyor. Örneğin ABD ve AB tarafından desetklenen bazı gruplar dahi ‘Annan Planını bundan böyle desteklemeyeçeklerini ve silahlı çatışmaları yoğunlaştıracaklarını’ ilan ettiler. Annan da mevcut gerçeğin farkında ve planın işlevli kılınması için yeni önerilerle güçlerdirmek istiyor.

Annan planının başarısızlığı durumunda yeni alternatif modellerin ortaya konulması konusunda bir kısım tartışmalar gündeme gelmeye başladı. Bunlardan biri, ‘Suriye’de uçuşa kapalı bölge ya da tampon bölge oluşturulması’ önerisidir. İkincisi ise doğrudan BM destekli Batı müdahalesine yönelik bir planlamanın yapılmasıdır.
Eski Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Anne-Marie Slaughter, “Suriye’nin Dostları Grubu’nun Türk, Lübnan ve Ürdün sınırları yakınlarında güvenli bölgeler oluşturulması ve muhalif güçlere tanksavar ve uçaksavar silahlarının verilmesini öneriyor. Suriye’ye acilen sınırlı müdahalede bulunulmalı. Bu rejim değişikliğini değil, Suriyelilerin korunmasını amaçlamalı.” Bu bir bakıma Suriye’ye yönelik yeni bir askeri stratejinin belirlenmesi olarak önerilmektedir. Bu süreç Suriye’de askeri bir müdahale için zemin oluştururken aynı zamanda ‘rejim değiştirilmemesi’ vurgusu da özellikle Rusya’ya yönelik bir mesaj olarak görülmektedir.

Ancak her iki öneriye Rusya ve Çin kesinlikle karşı çıkmaktadır ve böylesi bir kararın Güvenlik Konseyine gelmesi halinde veto edeleceğini çok açık olarak ifade ettiler. Bu nedenle uluslararası küresel güçlerin hiç biri kendi başına veya blok olarak Suriye’ye müdahale etme koşullarına sahip değillerdir. Bölgelesel politik dengeler ve çıkarlar buna izin vermez.

ABD ve AB ülkeleri, Çin ve Rusya’nın bakış açısını bildikleri için Suriye konusunda orta yol bulmaya çalışmaktadırlar. “Esad rejiminin devam etmesi, Esad’ın yetkilerini güvendiği bir yardımcısına devretmesi ve bir geciş süreci ile sorunun çözümlenmesi” hedefleniyor. Böylelikle hem Rusya’nın çıkarları korunmuş olunacak hem de Esad’ın gitmesiyle yeni tarihsel/politik bir süreç başlamış olaçak. ABD’nin geçiş sürecinin ön şartı Esad’ın gitmesi olduğunu belirtmesi ve Clinton, “Esad gitmediği sürece Suriye barış ve istikrara kavuşmayacak, kavuşamaz.” Sözleriyle tutumunu belirginleştirmiş oldu.

The Washington Post gazetesi yazarın David İgnatus’un belirttiği “Rusya, Çin ve İran’ın içerisinde yer aldığı yeni bir temas gurubunun kurulması” önerisi Birleşmiş Milletler tarafından gündeme gelmesi olasıdır. Her ne kadar ABD, İran’ın nükleer politikası nedeniyle çok temkinli olsa da, Suriye’ye doğrudan etkiden bulunabilecek ülkelerin aktif rol alması bir bakıma kaçınılmazdır. Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi için Pekinde bulunan Rusya Dişişleri bakanı’nın da ‘İran ve Türkiye’nin içinde yer alacağı uluslararası bir toplantı’ önerisinde bulunması, bu olasılığı güçlendirmektedir.

Sonuç: Suriye satranç tahtasında bulunuyor. Herkes politik pozisyonuna göre hamle yaparak etkinlik kurmak istiyor. Oyuncular, aktörler, piyonlar oldukça fazla görünüyor. Küresel sistem güçleri masada zafer kazanmanın yollarını arıyor. Ancak bu şansları pek bulunmuyor. Sorun Esad’ın gitmesi değil. Süriye’nin iç politik dengelerinin yerine oturtulmasıdır. Etnik, dinsel ve toplumsal dengeler dikkate alındığında bunun hiçde kolay olmadığı ortadır.
Kurtlar sofrasında satranç oynamak sanırım tahmin edilender zor görünüyor. Çünkü görülmek istemeyen başka oyuncular var. Ezilenlerin yapacağı hamle bütün politik dengeleri yerle bir edecektir. Kürtlerin ve bir çok azınlık grubun ve politik partinin içerisinde yer aldığı blok, bilinçli politik bir çıkış yaparsa, tahmin edilenden çok daha fazla etkili olur ve toplumsal değişimde rol alır.
Oyunu izlemek yetmiyor, önemli olan karşı hamlelerle küresel ve bölgesel güçlere alternatif projeler geliştirmektir. Bunun sorumluluğu öncelikli olarak örgütlü olan Kürtlere düşüyor. Kürtler en azında Kürt bölgesinde kendi sistemlerini kurmayı geciktirmemelidirler.

BİR CEVAP BIRAK