Savaş inancı

PAYLAŞ

Yüzyıllar boyu insan türü kendini savaşlarda tüketti. İnsandan başka hiçbir hayvan kendi türüne bu kadar acımasız davranmamış bu kadar büyük zarar vermemiştir. Kedi savaşlarında on binlerce yüz binlerce kedinin öldüğünü söyleseler de inanmayız. Kurtlar şu ya da bu nedenle telef ettiler mi türdeşlerini? Ne yılanlar yılanlara böylesine zarar verdiler ne köpekler kendilerini kanlı kavgalarda yok ettiler. Hayvanların ne ölçüde yamyamlık ettiklerini bilemem, ama bugün bile dünyanın bir yerlerinde insan eti yemeye heveslenen insanlar var. İnsan bir takım bahanelerle türdeşlerini yok ederken anlaşılır anlaşılmaz bir takım nedenler öne sürse de bana kalırsa o yalnızca öldürmenin hazzını yaşıyor. Kılıçla mızrakla insan öldürmek eskiden yetiyordu şimdi yetmiyor. Şimdi toptan öldüren iğrenç ölüm makineleri işe koşuluyor.
Savaşmak ölmeyi göze almaktır. İnsanlar ne için ve kimin için ölmeyi göze aldıklarını sorgulamadan savaşa gittiler. Gerçi onlara yalan yanlış bir takım kutsal kavramlar çerçevesinde bir takım gerekçeler bildirilmişti ama onlar bu gerekçelerin de ne olduğunu pek düşünmediler. Rusya’nın soğuğunda kırılan askerlere doğru yolu gösteriyorlardı: kakanızı yapmak için pantolonunuzu çıkarırsanız poponuz donar, siz en iyisi pantolonunuza bir delik açın. Kaç savaşçı benim topraklarda ne işim var sorusunu sormak gereğini duymuştur? Umutları olan bir varlığı öldürmenin hiçbir gerekçesi yoktur. Ama insan savaşmadan duramıyordu. Düşünen adamlar bile çok zaman savaşı en azından olağan saymak yanlışına düştüler. Seneca “Savaş korkusu savaşın kendisinden daha kötüdür” diyordu. Korkmadan gitmeliydik savaşa. Şu alman atasözünü unutmuyorum: “Bir savaş bir ülkede üç ordu bırakır: bir sakatlar ordusu bir ağlayanlar ordusu bir de hırsızlar ordusu.” Geçen yüzyılda Avrupa’yı kana bulayan Almanlar ya bu sözü duymamışlardı ya da önemsemediler. Ataları bu sözü havaya söylemişti sanki. Kaldı ki Almanya’da bir de “Savaş savaşı besler” diyen bir Schiller yaşamıştı.
Aşkta da savaşta da her yaptığımız yasaldır anlayışı eski bir anlayıştır. Ama aşk öldürmeyen, acı verirken bile yücelten bir savaştır, bilene anlayana. Bizim erkek bozuntularının ikide bir seviyordum öldürdüm dediğine bakmayın, onlar sevmenin ne olduğunu tövbe bilmiyorlardı. Sevgi öldürmez yaşatır. Aşk evet acımasızdır, tepeden tırnağa sarsar adamı, zaman zaman ölümü düşündürür, gün olur sevgiliyi düşman gibi algılatır. Ancak aşk içten içe koruyucudur da. Hem kıymak istersiniz ona, hem de kılına zarar gelsin istemezsiniz. Savaş öyle mi ya! Hiç savaşa girmedim ama savaşta insan belli ki öldürdükçe açılıyor, öldürdükçe öldürmek istiyor. Al işte, bunu da başından vurup devirdim. Bu başından vurup devirdiğin adamı bekleyenler vardı. Seni de bekleyenler var ve belki de dönemeyeceksin. İnsanoğlu savaşa o kadar alışmış ki onu doğal saydığı için ikide bir barıştan sözediyor. Barışı savunmak en azsından savaşın kaçınılmazlığını onaylamaktır. Barış bir ara yerdir, bir dinlenme dönemidir, savaşta güç kazanmanın da bir koşuludur.
O genç insanlar on binlerle öldürürken on binlerle öldüler ama kimin uğruna öldüklerini bilemediler. Öldürdüklerine acımamayı öğrenmişlerdi: öldürmek gerekliydi ve öldüreceklerdi. Bir iki tumturaklı söz onların kendilerini ateşe atmaları için yeterli oldu. Dünyayı parmağında oynatanların canına can katmak için canlarından olduklarını düşünemediler. Doğruyu görebilmeleri için hiçbir donanımları yoktu. İkide bir yüzyüze geldikleri ölümün anlamsızlığı bile onları ayıltamadı. Yaşamdan en küçük bir pay almadan ölüm oyunu oynamaya sürülmüş genç adamlar bitmez tükenmez yoksunluklarla örülmüş dünyalarında bir şeyleri yeni baştan kurmakta olduklarını düşünüyorlardı belki de. Istakozlu havyarlı sofralarda tüttürülen puroların kokusu burunlarına kadar gelmiyordu ki. En çok acı tütünün tadını biliyorlardı. Belki yıllar sonra onların ardılları işin özünü anlayıp vay canına diyecekler. Demek ki dünyada büyüklerimizin kavrayamadığı bizim de doğru dürüst anlayamadığımız bir şeyler dönüyormuş diyecekler. Belki o bile olmayacak. Belki onlar da yeni ölmelere yeni öldürmelere hazır duyacaklar kendilerini. Bazı koşullarda ölmenin yaşamaktan daha doğru olduğu gerçeğini tepeden tırnağa yanlış kavramış olarak güzel yaşamlarını kutsal sandıkları boş şeylere adamaya hazır olacaklar. Sömürücüler ve adamları bu durumda her zaman görev başında kalacak.

CEVAP VER