Savaş kapımızı çalıyor…

Savaş kapımızı çalıyor…

0
PAYLAŞ

Kelimeler beynimin içinde fırtınalar estiriyor, dışarıda sükunet. Olaylar benim dışımda gelişiyor, ben ise sonbaharda düşen bir yaprak gibi kendimi rüzgara vermiş, bir sağa bir sola, bir yukarı bir aşağıya doğru gökte asılmış gibiyim. Rüzgar nereye isterse beni oraya sürükler diye düşünüyorum ama doğa yasası içinde rüzgarında bir gücü olduğunu ve zaman içinde yok olacağını biliyorum. Toprağa düşeceğim ve çürüyeceğim, tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi.

Toprağa düşen, toprağa kavuşur.

Savaş çığlıklarının gökyüzünü kuşattığı bu günlerde kuşlar bildik yollarına devam ediyorlar. Göç yolları binlerce yıl içlerine işlemiş ama insan o göç yollarını sürekli değiştiriyor, yok ediyor. Göç yolunun üzerine bir rüzgar gülü dikiyor. Donkişot gibi kuşlar saldırıyor ama teker teker ya yok oluyor ya da yaralı olarak toprak ile buluşuyor. Şanslı olanlar rüzgar gülünün yarattığı çekim gücünden uzakta bildikleri yollar içinde uçmaya devam ediyor.

Savaş çığlıklarının gökyüzünü kuşattığı bugünlerde, geceler daha da soğuk olmaya ve kendisini hissettirmeye başladı.

Soğuk, evsiz insanlar için ölüm demektir.

Savaş ise binlerce insanı evsiz bırakacak ve sığınacağı olmayan insanlar, olmayan sokaklarda ve caddelerde yıkıntılar içinde sonbahar havası içinde bir birlerine daha da düşman olacaklar, bir ekmek için bir birlerini öldürmekten geri durmayacaklar, açlık insanın biriktirdiği tüm değerleri yok eder, birikimleri siler ve toprak artık onlara daha yakındır…

Savaş, günlük yaşamımızı etkileyen doğa dışı olaydır. Savaş zenginleri etrafımızda cirit atarken, bizler kuyruklarda; yok olan geçmişimizi düşünemeyecek bir şekilde birbirimiz ile kavga ederken bulacağız. “Öne kaynamayın!”

Savaş, bizim için kurtuluş değildir, fakat ekonomik kriz yaşayan kapital sistem için bir çıkış kapısı olacağı kesindir, çünkü kan ile beslenecek sistem, kendisini yeniden yaratmak için zaman kazanacaktır ve her seferinde olduğu gibi yeniden krize düşecek ve her kriz bizi bir birimize kırdırmaya devam edecek.

Savaş, çıkar kavgasıdır, o çıkar kavgasında bizler birer tüketici ve tüketilen olacağız…

Kelimeler beynimin için fırtınalar çıkarıyor, zaman zaman kasırgaya dönüşüyor, dışarıda ise yaşam kavgasının telaşı var.

Sessiz ve haksızlıklar karşısında suskunum, çünkü çıkarlar suskun olmayı getiriyor… Korkutulmuşum, sindirilmişim, sessizleştirilmişim. Görüyorum, biliyorum ama…

Savaş çok yakınımda, evimin oturma odasında bir ekran içinde…

Evimin odasında savaşı izliyorum…

Oturma odamda savaş için bahane üretenleri görüyorum, sessizce ve izliyorum…

Bir bomba geliyor, sesli…

Oturma odam yok!

Ekran yok..

Ekran karşısında koltuk yok…

Bir zamanlar koltukta oturan ben, toprağa daha yakın ve sonbahar rüzgarını üzerime çekiyorum…

Üşüyorum…

Çürüyorum…

Toprağa karışıyorum…

Kelimeler beynimin içinde…

Tarihe bir dip notu dahi bırakamıyorum…

Rakam oluyorum, savaşta kayıplar listesi içinde…

Sessizce ve kimse fark etmeden, diğerleri gibi…

Savaş toplu cinayettir…

Her birimiz kurbanız…

Kanımız toprağı suluyor, toprak ölüyor!

Kelimeler, gökyüzüne asılı kaldı, çünkü artık beynim gökyüzüne savruldu…

Bir ses…

Bir bomba…

Son nefes…

Savaş çığlıkları gökyüzünü kuşattı, altında bizler ölüyoruz…

BİR CEVAP BIRAK

twenty − fourteen =