Savaşa doğru…

“Kafirleri öldürmek cinayet değildir, cennete giden yoldur!” tapınak şövalyeleri bu sözü söylemiş, size yabancı gelmiyor değil mi bu söylem, bugünde başkaları diyor…
Binlerce yıldır İbrahim dininden olanlar (Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık) milyonlarca insan öldürdü, öldürmeye de devam ediyorlar…
Üç din aslında din mi yoksa mezhep mi tartışması dahi yapılmadı, sadece bize din dediler ve bizde din olarak algıladık ve öyle kabul ettik. Bugünkü bilgi birikimim içinde ben bu üç dinin aslında İbrahim dinin mezhebi olduğunu düşünüyorum. Birbirlerinden bağımsız değiller, kök ve düşünce olarak aynı zemin üzerinde ve söylemleri büyük fark gözetmeyen benzerlikler taşımaktadır, sadece ritüellerinde değişiklikler bulunmaktadır. O halde bunları ayrı ayrı bir din değil de mezhep olarak görmek bana daha mantıklı geliyor.
İtaat etmek, bütün dinlerin olmazsa olmazıdır. İtaat etmek ve soru sormamak dinlerin en önemeli temel taşlarıdır. Bunları yok sayan biri, her hangi bir dinden olamaz, cemaat dışına düşer. Toplum mühendisliği de itaat etmek ve emirlerin yerine getirilmesi yönünde var olan toplumu düzenlemek ile sorumludur. Bugün toplumu düzenleyenler; dinlerin birikiminden yararlanarak onların söylemlerini “maddi çıkarlar” üzerine yeniden biçimlendirmekteler. Toplumların yeniden düzenlenmesinin temelinde hangi dinden geldiğine göre değil, hangi ürünün ne kadar boyutta tüketileceği üzerine kurgulanmıştır.
Bugün dünyanın her hangi bir ülkesinde, dinler yükselen değer gözüktürtmesine karşın, aslında din sadece cephelerin kurulaması için araçtır. Yeni tüketim alışkanlıkların kazandırılması için bir reklam aracı olarak kullanılmaktadır.
Kriz içinde olan sanayi ülkelerin krizden kurtulması için yeni pazar alanlarının yaratılması ve tüketici alışkanlıklarının değiştirildiği bir global dünya yaratılma sürecini uzun süredir yaşamaktayız. Geri bıraktırılmış ülkeler yeni “tüketici” pazar yerleridir, orada yaşayanların dini duyguları beslenirken, global dünyanın tüketim alışkanlıkları da empoze edilmeye devam ediliyor. Kahire’de, İstanbul’da Starbucks Cafe’de kahvesini yudumlarken, GAP marka bir elbise ile Marlboro paketini masa üzerine dururken ülkenin siyasi gelişmeleri konusunda o ülkenin münevver ya da aydınları arasında ateşli bir tartışmaya şahitlik yapabilirsiniz.
Pazarlama yöntemi olarak dini söylemler; geleneksel olarak var olduğundan ötekileştirilerek (başkalaştırılarak) yeni pazara uygun tüketici tipin yaratılmasıdır. Yeni tüketici tip; global ürünlerin tüketmesi ve bu ürünlerinin kazandırmış olduğu alışkanlıkları sağlıklı görme eğilimindedir. (türban, eşarp üretici global firmaların yeni pazar alanıdır, eskiden beri ürettiklerini yeni tüketici kesme uygun pazarlama araçları ile kendi ürünlerini temsilci yandaş firmalar aracılığı ile pazarlamaya ve sermaye biriktirmeye devam ediyorlar.)
Yeni tüketici toplumun bir bölümünde silah ve türevlerini tüketmek daha önem kazanmıştır, çünkü savaş var olan krizin çıkış kapısı olarak durmaktadır. Son yüzyıl içinde yaşanan iki büyük dünya savaşı temelinde yaşanan krizler ve o krizlerden çıkış yolu olarak global savaşlar çözüm olarak uygulanmıştır. Her iki savaşta; krizin bir anlamda çıkış kapısı olmuş, kapitalist ilişkilerin yeniden biçimlendiği süreçlerin başlangıcı olarak miladi öneme sahiptir. Üçüncü bir dünya savaşı için ise bugün her iki savaşta olduğu gibi güç dengeleri ve cepheleri henüz yoktur. O yüzden üçüncü dünya ülkesinin en zayıf halkası olan Müslüman ülkelerden bir cephe yaratılma sürecini yaşamaktayız. Bu üçüncü cephe savaş alanını ve boyutunu savaş başlamadan sonucunu ortaya çıkarmıştır. Elbette toplum mühendisliliğinin öngörüleri her zaman beklendiği gibi sonuçlanmaz.
Bugün piyasaların belirlenmesi ve cephelerin oluşturulması bu üç mezhebin içinde cereyan etmektedir. Dünyaya hükmetmeye çalışan İbrahim dini mezhepleri kendi içlerinde rekabet varmış gibi bir algı oluşturmuşlardır ve mezhepler birbirine güvensiz ve düşmanca duyguları gün geçtikçe büyütmekteler. Yeni ırkçı örgütlenmeler mezhepler üzerinden düşmanlığı körüklemekte ve hınç beslemekteler. Hınç biriktirenler geçmişi asla unutmazlar ve öç alacakları günü sabır ile beklerler. Hıristiyanlık Yahudilikten hıncını 2. dünya savaşı sırasında aldı. Bugün iki mezhep birbirlerine karşı hınç büyütmekte ve değişik zamanlar içinde birbirlerine karşı açıkça saldırmaktalar.
‎”Kafirleri öldürmek cinayet değildir, cennete giden yoldur!” anlayışı biçim ve zaman değiştirerek varlığını korumaktadır ve bugün kafirleri öldürdüğünü düşünen yeni kahramanların destanları yazılmaktadır. Bütün bu hınç ve birikimler; var olan kapitalist krizin çıkış kapısı olarak görülmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × four =