Savaşlarda dul kalan kadınlar

Şimdiki gibi yaygın kitle imha silahları olmadığı zamanlarda, meydan muharebelerinde erkekler savaşınca binlerce erkek, ya kılıç, ya ok, ya da kurşunla ölürdü. Hanımları da doğal olarak dul kalırdı


Kurtuluş Savaşımızda da 6000 civarında şehit verdiğimiz için, (üç beş yıl önceki savaşlarda dullar daha çok da), ülkenin o yoksul ve kıtlık yıllarında pek çok kadın dul ve çaresiz kalmışlardı.


Dulların bu çaresizliğini bilen kimseler, birkaç dulla evlenirlerdi. Devlet de adeta bunu teşvik eden bir tavır içindedir. Böylece köyün sağ kalan erkekleri iki, üç, hatta dört dul kadınla evlenirler. (Yurdumuzun birçok köylerinde dul kadınlar bu durumda idi). Birbirlerine, durumu nispeten iyi olan evli erkeklere öğüt vererek, “şu dula bir nikâh atta garibin karnı doysun” diye teklifte bulunurlarmış. Kaç karısı olursa olsun, her yönden korunmaya muhtaç dul kadınlar, bir erkekle evlenmek için can atarlarmış.


Birinci Devre TBMM celse zabıtlarını incelerken, bekâr erkeklerin bir an önce evlenmelerini sağlamak veya teşvik etmek amacı ile 25 Eylül 1920 de “bekârlardan vergi alınması” için kanun teklifinde bulunulduğunu gördük. Peş peşe yapılan savaşlarda, hastalıklarda, kıtlık ve açlıktan binlerde, milyonlarca Türk telef olmuştu. Bu bağlamda, Kurtuluş Savaşının devam ettiği acılı günlerde, şehitler ve sonunda dul kadınlar arttıkça, 19 Şubat 1921 de TBMM sine, “evlenmenin zorunlu kılınması ve birden fazla kadınla evliliğe izin verilmesine” dair kanun teklifinde bulunulduğunu okuduk (sf: 664–665) 


Kurtuluş Savaşı günlerinde, birinci TBMM de Nahiye (bucak) ve köyler İdare yasası görüşülmekte iken, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, savaş nedeni ile birçok köyde kadınlar dul kaldığı için, “nahiye kurullarına artık kadınlarımız da üye olarak girebilmelidir” der, bunun için kanuna böyle madde konulması istenir.  Kısaca her savaşta, erkekler ölürken, kadınlar dul kalıp perişan oluyorlardı.


Osmanlı Devleti kuruluşunu tamamlayıp çevredeki kaleleri peş peşe alınca 731 (M 1330–1331) de, İznik’i de aldığı sıralarda savaşlarda pek çok Hıristiyan erkek ölünce, dul kalan Hıristiyan kadınları güç durumda kalmışlardı. Hoca Seddettin Efendinin tarihinden öğrendiğimize göre, bir gün bazı Hıristiyan kadınları padişahın yoluna çıktılar, yola sıra sıra
dizildiler. Kucaklarında çocuk, boyunları bükük, gözleri yaşlı kadınların mahzun halini gören Sultan Orhan,”dertlerinin ne olduğunu” sordu. Görüldü ki,  bunlar dul kalan kadınlar oldukları, kocalarının kuşatma sırasında salgın kıtlık ya da başka hastalıklardan veya Türk yiğitlerinin ok ve kılıçlarından helâk oldukları anlaşıldı. Bu durum karşısında padişah
merhamete gelerek buyruk verdi:”zaferleri gölge edinen askerlerimden bu kadınlara haz duyanlar varsa, onlarla evlenebilirler ve bunların evlerine yerleşebilirler.” Buna uyan askerler özel bir işleme tabii tutuldular; evlenmek isteyenler Hıristiyan kadınları ile evlendiler, kalanın korunması ile görevlendirildiler.


Aradan tam 675 yıl kat ederek günümüze 2006 ya gelelim. Bu yazıdan önce, Nihat genç’in Leman Dergisinde, Saraybosna gezi anılarını anlatan acıklı, destansı bir yazısında okumuştum. Saraybosna ve çevresinde Sırplar tarafından katledilen Müslüman Bosna Herek’te, Srebzenika’da binlerce Boşnağın karıları, dul kaldığı için, Türkiye’den giden yazarlara, bir Müslüman dul kadın, yazarları şok eden bir teklifte bulunur, “dul çaresiz
kaldık bizimle evlenin”… Binlerce dul kadın koca bulamadıkları için, kendileri gibi Müslüman bildikleri Türk yazarlarına, “bizimle evlenin” diye ricada bulunuyorlardı. Düşünebiliyor musunuz, boynu bükük çocukları ile dul kalan, kıtlık, yokluk yıllarındaki dul kadınların gözyaşlarını, ıstıraplarını…


Çağımızda ne acı ve ne barbar bir durum ki, Sırplar bu binlerce Müslüman kadınların silahsız kocalarını katletmişler, kadınlara da Sırplar tecavüz etmişlerdi. Bu cinayet ve tecavüzün baş sorumlusu generaller Sırp lider Karadziç ve komutanı Mladiç, aradan 10 yıl geçmesine karşın, NATO’NUN, AB’nin, BM gözü önünde Sırbistan’da bir türlü yakalanıp yargılanamıyorlardı. Acaba 675 yıl önce Müslüman Türkler de Hıristiyan kadınlara tecavüz etmişler midir ki.  Eğer Hoca Sadettin Efendinin 500 yıl önce yazmış olduğu Tac’ut
Tavarih adlı tarih kitabını okursanız, Rumeli fetihlerinde, orada yer yer, nice “Hıristiyan kadın, kız ve yakışıklı genç oğlanların esir edildiği, “Türk bahadırların halvete erdiğini” okursunuz.  Ne acı, ne garip bir tecelli ki, tıpkı yukarıdaki paragraftaki gibi,  675 yıl önce, Türklerle yaptıkları savaşta ölen binlerce Hıristiyan erkeğinin, dul kalan eşlerinin evlenme isteyişleri ve yaptıkları gibi, Bosna Hersek’te, Srepzenika da Müslüman kadınlar aynı akıbete uğruyorlardı. Tarih böylece 1993–1995 de Hıristiyan dul kadınların, 675 yıl önceki intikamını mı alıyordu acep…


Sonuç olarak, bu dehşetli anıları okuduktan sonra, dünyada, yurdumuzda ne savaş olsun, ne erkeklerimiz ölsün, ne de kadınlarımız dul kalsın…


{Kaynak: Tacu’t Tevarih (tarihlere taçtır bu kitap) Hoca Sadeddin Efendi (1536–1599) Cilt:1 Sf:72–73}


ckulaksizster@gmail.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here