Sazın tellerinden, senfoniye yolculuk

İSMAİL BAYER – O bir halk ozanı. Elinde sazı, dost sohbetlerinden, dügünlerden, konser salonlarına, açık hava konserlerine uzanan bir yaşam çizgisi. Anadolu’dan çıkıp, Anadolu’yu dolaşan, ayrıca yurt dışında da değişik ülkelerde, tınıları, duyguları, düşünceleri ve sesi ile dolaşan bir aşık.
Kendi halinde, iddiasız, ama sazı eline alınca, tellerden tınılar yükselmeye başlayınca, düşünceleri, yaşama bakış açısı ve yorumlaması, dilinden dökülmeğe başlayınca devleşen çağfdaş bir ozan.
Anadolu bozkırının, acı çeken, üzülen, gülen, seven, sevilen, direnen, bazen de isyan etmekten de kendini alamayan bir halk şairi. Aynayı kendine tutup, “Kendim ettim, kendim buldum” diyecek kadar da içten ve samimi. O, Neşet Ertaş.
Sonsuzluğa gönderdik onu, ama aramızdaki yolculuğu, tınıları, sesi, sürüyor. Hiç unutulacağı, eksileceğide yok. Onu tanımayan yeni nesil bile, onu dinliyor, anlıyor ve de yorumluyor.
Bir çok sanatçı değişik yorıumlamalarla, onun sazınının tellerinden çıkan tınıları zenginleştirerek, sözlerini aktarmayı sürdürüyorlar.
Ancak sağlığında, bir gün benim bu deyişlerim, adeta bir senfoniye dönüşür ve opera sanatçıları tarafından da yorumlanır mı diye, hiç düşünmüşmüdür acaba. Sanmıyorum. O gününü, geleceği yorumlayarak, kendi dünyasından aktarma dışında, kendisi için büyük hayalleri olan bir sanatçı değildi. Reklam, promosyon gibi konular, onun gündeminde hiç bir zaman olmadı. O sadece, sazını çaldı ve söyledi. Dünyayı nasıl gördüğünü anlattı. Sevgiyle bakarak, bazen acı ile bazende neşeyle, adeta oynayarak.
Sazı onun herşeyiydi. Bir parçası adeta. Onsuz yaşamı yok gibiydi. Sazı ile bütünleşen bir sanatçı. Onu sahnede sazı ile gördüğünüzde, sanki ikisi bir bütün ve başka kimse yok çevrede, onunla konuşarak anlatan, onunla bütünleşen bir halk ozanı.
Değişik bir anma veya saygı gecesi düzenlemişler. İstanbul’da İş Sanat’ın geniş sahnesinin iki tarafında, onun sazı ile bütünleşen, iki büyük resmi yer alıyor. Neşet Ertaş ve sazı.
Sahneye önce, İstanbul Opera Korosu ve Orkestrası geliyor. Şef Serdar Yalçın ve dört opera sanatçısı, soprano Gülbin Günay, alto Zeynep Halvaşi, tenor Bülent Bezdüz ve bas bariton Zafer Erdaş da, sahnede yerlerini aldılar.
“Neşet Ertaş’a Senfonik Saygı Duruşu” konserine, onun dizlerinden isim vermişler. “GÖNLÜM HEP SENİ ARIYOR”. Bir gerçek, gönlümüz onu, hep arıyor zaten.
Neşet Ertaş’ın eserleri, senfonik bir orkestra tarafından seslendirilmek üzere, yeniden notalara dökülerek düzenlenmiş.
Koro ve dört değişik ses, Neşet Ertaş’ın dizlerini, kendi ses özelliklerine göre, yeniden yorumluyorlar. Onun coşkusunu, izleyicilerle paylaşamak istiyorlar.
“Ahirim sensin” dizeleri ile başladı konser. “Gönlüm hep seni arıyor” ile de sürdü. Neşet Ertaş’ın 14 türküsü, opera sanatçıları tarafından, yeniden yaşam buldu.
Sende bir insansın dediler, yalan dünyayı dile getirdiler, mühür gözlümü unutmadılar tabi. Buna can dayanırmı diye sitem edip, bana yardan vazgeç diyorlar diye de seslendiler, tatlı dile güler yüze selam gönderdiler.
Konserin en ilginç düzenlemelerinden biri de, “Zahidem” oldu diyebiliriz. Bu uzunhavayı, soprano, alto, tenor ve bas bariton seslerden, aynı anda ayrı ayrı yorumlamaları, adeta Neşet Ertaş’un ruh zenginliği ve renklerini yansıtır gibiydi diye de yorumlayabiliriz.
Aynı şekilde dört ses, “Yanıyorum”u seslendirirken, seyircilerinde yoğun katılımı ile konser, bir şölene dönüşerek sona erdi. Bir buçuk saati aşan, ara vermeden konserin adeta soluksuz bir şekilde izlendiğini belirtebiliriz.
Koro sanatçılarıda tüm eserlerde, kendilerine ayrılan bölümlerde, orkestra ve sanatçılara eşlik ettiler. Koro Şefi Sema Subaşı’yı da belirtmeden geçmeyelim.
Bir ekip çalışması gerçekleştirilmiş. Neşet Ertaş’ı bu şekilde anma düşüncesi, güzel bir düşünce ve düşüncenin yaşama geçirilmesine olanak sağlanması da, övgüye değer. Düşünce ve emekler boşa gitmemiş.
Ancak yine de belirtmeden geçmek istemiyorum. Neşet Ertaş ve sazı. İster saz diyelim, ister bağlama. Neşet Ertaş yalnız değil, hep onunla. Hiç ayrılmamışlar.
Senfonik bir konser olmakla birlikte, onun türkülerini, tınıları ile zenginleştirip çoğaltan seslerede yer verilmesi uygun olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Sahnenin iki yanında, Neşet Ertaş ve sazı bir bütün olarak yer aldığına göre, sazın tellirinden de ses gelmesi, Neşet Ertaş’ı memnun ederdi.
Bu konser bir daha yenilenir mi, yahut kaydı alındı mı bilmiyorum. Keşke, daha geniş kitlelere ulaşma olanağı olsaydı.
Konserden çıkınca bir başka düşünce aldı ve düşündürdü.
Biliyorsunuz Neşet Ertaş’a, “Devlet Sanatçısı” ünvanı verilmesi konusu, kendisine iletildiğinde yanıtı, açık ve kesin olmuştu. Ben halkın sanatçısıyım, benim için yeterli dye. Hiç bir zamanda şan, şöhret, ikbal, sıfat, para, pul, program peşinde koşturmadı. Söyleyeceklerini de sazı ile birlikte söyledi.
Şimdilerde, bazı program yapan “sanatçılar”, programlarında o kadar çok konuşuyorlar ve ağdalı sözcüklerle öylesine uzatıyorlar ki. Ne oluyor demekten insan kendini alamıyor.
Ya siyaset peşinde koşturanlar, geçmişleri ile gelecek beklentisi içinde, günümüzde aldıkları yeni roller, beklentiler düşünülünce, Neşet Ertaş’ın büyüklüğü, güçlülüğü ve aramızda hep yaşıyor olması, daha iyi anlaşılıyor.
Onun türkülerini söyleyen bazılarının, Neşet Ertaş’dan okurken bile onu anlamadıkları ortaya çıkıyor ve gülünç duruma düşmekten kurtulamıyorlar.
Türkülerin sevdalısı, halkın sanatçısı, ozan Neşet Ertaş’ı yeniden saygı ile anarak, onun dizeleri ve tınıları yaşamımızdan hiç eksik olmasın diyerek; yazımızı noktalayalım.
_______________
İsmail Bayer.  21 Mayıs 2018. İstanbul.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 − eight =