Schubert ve Şevki Bey ile kesişen noktalar

Bu kadar mı rastlantı olabilir. Bu rastlantıyı keşfetmek ve bütünleştirmek ise başlı başına bir olay. Franz Schubert ve Şevki Bey günümüz de yan yana.

Öncelikle, Kudsi Ergüner’e teşekkür etmek gerekir. Bu birbirlerinden habersiz, iki ayrı insanı yan yana getirip sahneye taşıdığı için, onları buluşturduğu için.

Geçen hafta pazartesi akşamı. İstanbul’da Cemal Reşit Rey Sahnesi yine. Sahnede 8 sanatçı. “Kudsi Ergüner Ensemble”. Bu sekiz sanatçıyı, bir daha yan yana getirip bu konser tekrarlanır mı, bilemiyorum. Ama çok zor. Son söyliyeceğimi de hemen söyleyerek başlıyayım Bu konser, bu ekip ve bu programla, Viyana da sahne almalı. Schubert ve Şevki Bey’in İstanbul buluşmaları, Viyana’da da gerçekleşmeli. İki sanatçıya saygı için bu gerekli. Ve de çok güzel bir etkinlik olur. Bir Festival bünyesi için de veya başka türlü, Başbakanlık bu işi gerçekleştirmeli.

Neden?

Franz Schubert, 1828 de, 31 yaşında Viyana’da vefat ediyor.

Ve 31 yıl sonra, İstanbul’da Fatih’de dünyaya geliyor Şevki Bey. 31 yaşında o da vefat ediyor 1891 de. Bu kadar mı benzerlik olur. 31 yaş ve arada.

İki müzik insanı birbirleri bilmeden, ayrı ülke ve şehirler de, ayrı müzik türü için de eserler vererek ayrılıyorlar bu dünyadan. Onlardan kalan Lied’ler ve Şarkı’lar. Kendi iç dünyalarını yansıtmışlar müziklerinde, öncelikle aşklarını. Kırılganlar, sessizler, ama fırtınalar kopmuş içlerinde. Bir bahçede birlikteler sanki, çiçekleri birlikte derlemişler, acıyı ve sevinci birlikte yaşamışlar. Farklı ülke, kent ve kültür içinde, iki ayrı duygu seli, adeta bir yaşamış.

Piyano da genç bir sanatçı, Anastassiya Dranchuk. Aldığı müzik eğitimi ve yaşamı, Schubert’i ve müziğini tanıyor elbette. Ama Şevki Bey ile ilk kez bu program nedeniyle tanıştı mutlaka. Belki Şevki Bey’in ülkesi İstanbul’a da ilk kez geliyor. Şarkılarla bu programla tanışıyor. Lied’lerden Şarkı’lara geçerken, elleri piyanonun tuşlarından ayrılmıyor çoğu zaman. Kanun ve tanbura eşlik ediyor, neyin arkasından sessizce yürüyor. Şarkılar ve izleyiciler, bir rüyada gibi sahnede. Asırlar öncesinden, Viyana’dan Osmanlı Sarayı’na gelmiş, bir akşam faslında, martılara seslenir gibi.

Atilla Aldemir. Onu ilk kez bir tesadüf, iki yıl kadar önce, Düsseldorf’da özel bir etkinlikde, kemanı ile birlikte tanımıştım. İki aşık gibiydi kemanı ile. Klasik Müzik eğitimi almış, ismini Avrupa’da duyurmuş daha çok. Bir çok yarışma ve ödüller. Avrupa’da ve Türkiye’de değişik kentlerde, değişik orkestralarla konserler. İstanbul’dan Berlin’e uzanan bir çizgi. 2013 den bu yana da, Berlin Konzerthaus Orkestrası’nın, viyola grup şefi yardımcılığını sürdürüyor. Ama bu konserde konumu farklı. Schubert ve Şevki Bey arasında asıl gidip gelen o. Kentler, ülkeleri, dönemleri ve müzik türleri arasında bağlantı içinde. Doğduğu ve yaşadığı kentin tarihsel derinliğinde gelen tınılar ve Avrupa’da sürdürdüğü klasik müzik yaşamı içinde taşıdığı tınılar. Asıl aşkı biraz da o yaşıyor. Çocuksu bir çoşku içinde, heyecan dalgasını seyirciye iletiyor. Bazen Schubert oluyor, bazen de Şevki Bey. Gidip geliyor.

Gül Yazıcı. Türk Sanat Müziği ses sanatçısı. TRT de az da olsa izleyebiliyoruz. Geçenker de izlediğim bir konseri sonrası izlenimlerimi burada da paylaşmıştım. Farklı enstrümanlarla ve gruplarla konserleri ve CD çalışmaları sürüyor. Burada, Şevki Bey’in şarkılarını yorumluyor. Adeta tarihin derinliklerinden gelen sesini, duygusallığı içinde, bize ulaştırmaya çalışıyor.

Meral Azizoğlu, o da Türk Sanat Müziği ses sanatçısı. Konserler, programlar. Kudsi Ergüner ve Jordi Saval ile albüm çalışmalarının yanısıra dünyanın bir çok ülkesinde konserelere de katılarak, müziğimizi günümüze ve bir çok ülkeye taşıyan bir sanatçımız.

Şevki Bey’in, Rast makamından Uşşak Makamı’na, Hicaz’dan Hüseyni makamına eserlerine ses oluyorlar. “Kimseler Gelmez” diyorlar bazen ve de soruyorlar “Nedendir” diye de. “Dil Yaresinden”, “Reng-i Ruhsar”a, “Affeyle” de diyorlar, “Niçün” diye de soruyorlar. “Dağlar Dayanmaz” diye de yakarışlarını aktarıyorlar.

Şevki Bey yaşatılırken onlara bir erkek sesi de katılıyor. Genç bir sanatçı, Safa Korkmaz. İnsan şaşırıyor bu ses ondan mı çıkıyor diye. Makam ve usüle uygun şarkıları söylüyor, eşlik ediyor. Şaşırtan diğer yönü, klask müzk eğitimi almış, başta İtalya ve İspanya olmak üzere bir çok ülke sahnesinde de yer almış, genç bir opera sanatçısı. Schubert’in Lied’lerini de aktarıyor, Şevki Bey’in Şarkı’larını da. Bu isme dikkat edin. İleride dünya sahnelerinde bir çok opera da sahne alabilir. Ama şarkıları yorumlarken, opera adeta bir yana bıraklıyor ve makama uygun Türk Sanat Müziği sanatçısı kimliği ile söylüyor.

Programın sonunda, üç sanatçı Schubert’in sesine de ortak olarak katılıyorlar.

Hakan Güngör ve kanunu. Onu o kadar değişik projeler içinde dinledim ki, Televizyon programları ve programcılığı, sahnede değişik gruplar içinde yer alışı ve de Jordi Saval’ın CD ve konserlerinde yer alması. Kanun ile yatıp kalkıyor adeta.

Murat Aydemir’de tanburu ile bir başka virtüöz. Klasik Türk Müziği Korosu sanatçısı. Adına, ortak ve gruplar içinde CD çalışmaları. Programlar, konserler. Tanbur ve Murat Aydemir ayrılmaz bir ikili.

Ve Kudsi Ergüner. Ney’i aile geleneği dededen bu yana sürdürüyor. Fransa Paris merkez ama, Avrupa ülkeleri başta bir çok ülkede konserlerle, neyi ve değişik projeleri ile gezen sanatçı. Türkiye’de ki konserlerinini onbeş yıldır kaçırmamağa çalışıyorum. Bir çok konserinin izlenimlerimi burada ve Cumhuriyet’te de paylaştım. Ney üfleyen bir mimar. Zaten mimar. Ama bu gece, bu gecenin ve programın da mimarı. Kudsi Ergüner Ensemble’nin, Schubert ve Şevki Bey’i buluşturduğu, “İki Şehir Bir Aşk” projesi, İstanbul’da geçen haftaki sahnesi ile kalmamalı. Mutlaka bir CD’ye de dönüşmeli.

Ancak başta söylediğimi yinelemek istiyorum. Bu Konser, Viyana’da da gerçekleşmeli. İstanbul ile Viyana arasında tarhsel bir müzik köprüsü oluşmalı. Viyana kapılarına kadar Şevki Bey de gitmeli ve Schubert ile orada da buluşmalı.

İki saate yakın ara vermeden gerçekleşen konserde, zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamadık.

Sazler ve sesler, leid ve şarkılarla o kadar kaynaştı ki, seyircilerin alkışları da durmayınca, bir bis ile gece sona erdi.

Şimdi, Atilla Aldemi’in “Itamar Golan” CD’ni döndürmeğe başlıyacağım. Brahms, Frank ve Selman Ada’dan tınılar, “Ninni”.

Sonra biraz eskiye dönelim yeniden, Şevki Bey’e. Kemal Gürses’in ekibiyle Şevki Bey’in eserlerinden bir seçkisi, “Fasıl” dinliyelim.

Geceyi, Kudsi Ergüner’in neyi ile noktalamak gerekecek. Ve de bir başka konserini özleyerek.

__________________

* Ankara. 11 Nisan 2016. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + five =