Seçim-sonrası Stres Bozukluğu: Galipler, Mağluplar, “Mesajlar”

Her seçimden sonra sıkça sorulan sorular şunlardır:

  • Kimler kazandı?
  • Kimler kaybetti?
  • Seçmen ne mesaj verdi?

Bu soruları yanıtlamayı ve yine seçim sonrası konuşulması adetten olan birkaç konuyu ele almayı amaçlayan notlar ve ilk izlenimler kısaca şöyle:

  1. Kazananlar:
    1. Ekrem İmamoğlu: Alttan güreştiği yarışı parlayan yıldız olarak bitirdi. CHP’li olmayan seçmene dikkatli dokunuşlarla açıldı. HDP’ye karşı yürütülen ötekileştirme kampanyasına hiç bulaşmadı ve karşılığını aldı. Sandıklara sahip çıkarak Muharrem İnce’den bekleneni o yaptı. Çok arzu ettiği mazbatayı alması kuvvetle muhtemel. Eğer başarılı bir başkanlık dönemi geçirirse bir dahaki başkanlık seçimlerinde Erdoğan’ın karşısına rakip olma ihtimalinden bile söz ediliyor.
    2. Kemal Kılıçdaroğlu: Doğru adaylar belirledi. İzmir’de Tuncay Özkan’ın önünü kesmek akılcı bir hamleydi; Ankara ve İstanbul adayları gibi Antalya ve diğer büyük kent adaylarının da CHP çizgisine tam uyumlu olmamakla birlikte ve tam da bu nedenle isabetli olduğu görüldü. Kılıçdaroğlu böylelikle güven tazeledi ve parti başkanlığı koltuğunu garantiledi.
    3. HDP ve Selahattin Demirtaş: HDP, baş düşman ilan edilmesine rağmen ve bütün “güvenlik önlemleri” karşısında inatla mücadele ederek kayyumculuğu Kürdistan’daki sandıklarda büyük ölçüde yenilgiye uğrattı. Öte yandan, özellikle İstanbul ve Ankara’daki seçim sonuçlarını HDP oyları tayin etmiştir. Selahattin Demirtaş yine hapishane hücresinden seçim sonuçlarını belirlemeyi başardı. Artık CHP, Kürtlere ve HDP’ye borçludur. Bu borç, iktidarın iddia ettiği gibi HDP’ye kent yönetimi makamları verilerek tahsil edilmeyecektir. Ödemeler, vakit geçmeden tutuklu ve hükümlü milletvekillerinin ve kent yöneticilerinin tahliyesi ve beraati talebine sahip çıkılması ile yapılacaktır. CHP artık Kürt düşmanlığı yapamaz; bir daha dokunulmazlıkları kaldıracak kararlara katılamaz ve katılmış olduğu anti-demokratik kararı da düzeltme vebali ile karşı karşıyadır.
  1. Kaybeden: Recep Tayyip Erdoğan

Bu seçimin başlıca mağlubudur. Yalnızca belediye başkan adaylarını ve seçim stratejisini belirleyen AKP başkanı olduğu için değil, kendi empoze ettiği sistem uyarınca yerel seçimlerin bile başkan hakkında bir güven oylaması niteliği kazanmış olması nedeniyle başlıca mağlup odur. Yerel seçim sonuçları, Erdoğan için dört yıldır devam etmekte olan iniş grafiğinde önemli bir kilometre taşı olarak kayıtlarda duracak. Tek adam partisi haline gelmiş olan AKP bir dağılma sürecine girebilir. AKP’nin orijinal çizgisinde yeni parti girişimlerinin ivme kazanarak milletvekili transferlerine yol açması beklenmelidir.

En önemlisi, İstanbul kaybedildi. Erdoğan’ın İslamcı bir militan olarak başlayan “aşk hikayesi”nin bütün aşamaları İstanbul ile yakından ilgilidir. Yükseliş grafiği, 1994’te belediye başkanı seçilişi ile başlamıştı. Bugüne kadar biriktirdiği servet, inşa ettiği siyasal hareket ve kurduğu düzen, yirmi beş yıldır İstanbul’un rantı üzerinde var oldu. Ekonomik anlamda büyük kayıptır; Erdoğan en büyük servet kaynağını, hazinesini kaybetmiş oldu.

Bundan öte, siyasal ve psikolojik kaybı büyüktür. İstanbul, Erdoğan ve AKP için hayati bir psikolojik direnç noktasıydı. Hikaye, başladığı yerde noktalanma tehlikesi ile karşı karşıya. Erdoğan için siyasal hezimet hatta “kıyamet” algısı uyandırması muhtemel bir sarsıntı.

Bu konu daha açılabilir. Ama söylenecek şey şudur: Bu seçimin tek bir kaybedeni vardır ve o da Erdoğan’dır. Aldığı bu yara sonucu, artık ne yapsa grafiği yeniden yukarıya çevirmesinin mümkün olmayacağı bir sürece girmiş olabilir. İşleri düzeltmek adına yapacağı her hamlenin işleri daha da kötüleştirdiğine ve çöküşü hızlandırdığına tanık olabiliriz. Kurtulmak içinde debelendikçe daha da batarak boğulma riskini artıracak bir bataklık rotasına girmiş olması kuvvetle muhtemel. Göreceğiz.

  1. Seçmen ne mesaj verdi?

Her seçimde seçmenin bir mesaj verdiği ve bu mesajın adresinin de genellikle siyasal iktidar olduğu varsayılır. Oysa seçmen mesaj değil, demokratik kurallar içinde siyasal mücadele vermektedir. Elindeki silah oy pusulasıdır ve o silahı kullanarak mücadele verir. İktidardakilere onay veriyor olabilir. Ya da muhalefete, “siyasal temsilcimiz olarak gidiniz ve iktidarı alınız” demiştir. Türkiyeli seçmen, aslında Haziran 2015 genel seçimlerinden beri her seçim ve referandumda bu mesajı tekrarladı. Ama kazananlar, galibiyetin gereğini yapmamışlardır. Seçim hileleriyle mücadele etmediler; haklarını aramadılar. Aramış olsalardı, 2015 Kasım’ında seçimler tekrarlanmaz, olmadı referandumda verilmiş olan “hayır” oyu siyasal karşılığını bulur; HDP’li milletvekilleri ve yerel yöneticiler hapsedilemez; en azından başkanlık seçimleri ikinci tura kalırdı. Kısacası CHP, seçmenlerce kendisine verilen mücadele vekaletinin gereğini yapsaydı yakın tarihin seyri değişirdi. İlk kez bu yolda adım atıldığı görülüyor. İmamoğlu’nun İstanbul’u teslim etmeme ihtimali yüksek.

Özetle AKP-MHP koalisyonunu sandıkta reddeden yüzde 49 oranındaki seçmen kitlesinin çoğunluğu, artık bariz olanı ifade etmekte, iktidarın miadını doldurduğu mesajını vermektedir. Bu kadar otoriter anti-demokratik koşullar ve monolitik propaganda bombardımanı altında muhalefet bu orana ulaşabiliyorsa, gerçek muhalif potansiyelin seçmen kitlesinin çoğunluğunu çoktan aşmış olduğu sonucu çıkarılmalıdır.

  1. Kutuplaştırıcı üslup ne zaman bitip normalleşme başlar?

Seçim sürecinde yükselen tansiyonun seçimlerden sonra inerek yerini “normalleşmeye” bırakması beklenir genellikle. “Akil” medya figürleri tarafından itidal çağrıları yapılır.  Ortada savaş değil bir seçim olduğu, siyasal rakibin düşman olarak görülmesine bir son verilmesi vb. gereği vurgulanır. Oysa Erdoğan ve AKP hareketi, kendisini yüksek tansiyon üzerine kurmuştur. Gerginliği ve kutuplaşmayı körükleyen, her dönemde bir düşman ihtiyacı ile hareket eden, ötekileştirmeden beslenen her zaman Erdoğan olmuştur. İktidarın üslup ve retorik seçiminden, siyaseti sürekli bir savaş olarak algıladığı sonucunu çıkarabiliriz. “Beka tehlikesi” ve “teröristlerle işbirliği” gibi sloganları, siyasal rakipleri sandıkta mağlup etme ötesinde muhalefeti “imha etme” arzusunun tezahürleri olarak okumak daha doğrudur. Bu durumda tansiyonu düşürme, itidal gibi çağrıların muhalefetten gelmesi “öğrenilmiş çaresizlik” denilen ruh halinin ifadesi olacaktır. Siyasal eleştiriyi, dolayısıyla da “tansiyonu” yükseltmek iktidardan çok muhalefetten beklenmektedir.

  1. Tebrikler nereye?

Demirtaş ve HDP’nin yanında Maçoğlu’nun Dersim’de kazandığı başarı da takdire şayandır. HDP, yine en çok kadın adayı kentlerin yönetimine taşıması nedeniyle ayrıca tebrik edilmelidir. İlk kez bir engelli bireyi (Turan Hançerli) İstanbul’un Avcular ilçesi gibi önemli bir belediye başkanlığı makamına taşımış olduğu için CHP’yi gönülden kutlamayı da unutmayalım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.