“Şehrin caz hali”, bir başka oluyor

İSMAİL BAYER – Pastırma yazı gibi bir sonbahar akşamı. Hafif bir serinlik var o kadar. Ay tam formunda, denizden de selamlıyor sizi. Emirgan Sakıp Sabancı Müzesi’nin The Seed salonu, birazdan caz tınıları ile yeniden buluşacak. 27. Akbank Caz Festivali başlıyor.
İstanbul’da cuma akşamı. “Şehrin caz hali” yeniden başladı. Çeyrek asrı geçen, her yıl değişik konuklarla yinelenen bir buluşma. İstanbul’a yeniden “Merhaba” dedi. Ayın 19’u akşamına kadar, bir çok değişik mekanda, caz tınıları müzikseverler tarafından paylaşılacak. Bazen bu akşam nereye yetişmeli, diyecek kadar da yoğunluk var.
Gençler, orta yaşlılar, genç ihtiyarlar, nostaljinin peşinde koşanlar, geçmişi anımsayarak gülümseyenler, yeni tınılarla buluşmak isteyenler. Öğrencilerden emeklilere değişik bir yelpaze, buluşturan ortak nokta ise, caz.
Biraz hüzün var elbette, ama başkaldırı da eksik değil. Afrika kıyılarından, Amerika’nın bodrum katlarına, sıcakdan soğuğa Baltık kıylarına, Japonya’dan Avustralya’ya, değişik ülkelerde, değişik salonlarda, değişik dinleyicilerle gitgide paylaşılarak çoğalan bir müzik, caz.
Emirgan, Sakıp Sabancı Müzesi. The Seed’in, geniş, güzel, ferah salonu. Kırmızı ışıklar hakim. Ve masalarda mum ışıkları, bir başka dünya. Ama salona girmeden, ay ışığı altında boğazı seyretmek, vapurlar, tekneler, martılar. Müzikden önce İstanbul sizi sarıyor öncelikle, karşı kıyıyı da yeşillikler arasından bakarak.
Burada konser izlemenin en büyük farkı, önce doğa ile baş başa şarabınızı yudumlayabiliyorsunuz. Salonu doldurmak değl amaç, salonda ki sandalye sayısı kadar biletle sınırlandırılmış ve günler öncesinden bitmiş. İzlemek bile bir ayrıcalık. Sahneyi, oturduğunuz yerden rahatlıkla izleyip, şarabınızı almak için dolaşabiliyorsunuz bile. Evde, dostlar arasında müzik dinler gibi diyeceğim nerdeyse.
Evet, saati geldi müzik başlıyacak. “Trio” yerini aldı. Piyano’da Danny Grissett, bas’da Luca Fattorini ve vurmalılar, davulda Mario Gonzi.
Önce hafif bir tedirginlik, davulun sesi çok yüksek. Değil bası, piyanoyu bile duymak zor gibi. Neyse bu giriş müziği gibi başlangıçdan sonra, bu tedirginliğimiz gidiyor. Tınılar arasında bileşke, uyum sağlandı. Piyano assolist enstrümanlar arasında doğal olarak.
Ve sahnede bir kadın. Vanessa RUBİN. Yumuşak, olgun, dolu dolu bir ses. Kulağınızı okşayarak içinizi ısıtıyor adeta. Işıltılı bir sahne değil. Işıltılı bir tını zenginliği. Ses ve entrümanlar. Sahne ile izleyiciler kısa süre içinde adeta birleşiyorlar. Şarkıları arasında kısa cümlelerle diyaloğu da sürdürüyor, Vanessa RUBİN.
Ohiolu, yıllar içinde sesinin yanı sıra olgunlaşmış tavrı ile de, öne çıkmadan, şarkılarını sohbeti ile birlikte sürdürüyor. Zaman zaman izleyiciler de, sınırlı da olsa şarkılara eşlik ediyor. Alkışlar ise hep birlikte, içten ve gülümseyerek.
Burada dinlerken, ne güzel sigara dumanıda yok. Müzik dumanlar arasında değil. Kaybolmuyor.
Yavaş yavaş romantik eserlerde yoğunlaşma başladı. Eski şarkılar. Herkes kendi anılarına yolculuk yapıyor adeta. Ve yılların eskitemediği, çoğunlukla tınıları hafızalardan silinmeyen, Bessame muço da kulakların pasını yeniden temizliyor.
Piyano ve bas, iyice yükünü aldılar sanırım, şimdi de karşılıklı bir düetteler adeta. Caz yolculuğu sürüyor. Vanessa RUBİN bir şarkıdan bir şarkıya geçiyor. Adeta nefes almadan geçen birbuçuk saatlik bir yolculuğun sonuna gelmiş gibiyiz. Ama alkışlar bitmiyor ki.
Danny Grissett yenden geldi sahneye ve piyanonon başına geçti. Vanessa RUBİN’de mikrofonu eline aldı, salonda adeta hafifden bir esinti başladı. Kadife gibi br ses, piyanonun tuşlarında gezen parmakların, tellere ulaşması ile ortaya çıkan tınılar. Ses ve tını bir yolculuğa baladılar, el ele, koşarak değil, adeta ağır ağır yürüyerek. Karşılıklı aşk sözcüklerini yineliyorlar.
“Şehrin caz hali”nin ilk akşamı sona eriyor. Ama insanlar, ortamın havasını biraz daha yaşamak istecesine ağırdan alıyorlar. Koşuşturma da yok. Adeta gece ve müzik hala devam ediyor.
Gece, gerçekten hala devam ediyor. Dışarı çıktığınız da, ay biraz bulutları arasına girmiş gibi ama, karşı kıyı ışıl ışıl, deniz de. Martılar da adeta konser izledikden sonra, biraz kendi dünyalarına daldılar diyesi geliyor insanın, pek sesleri yok, uçuşanda bir kaç martı sadece.
Ve yine terasda insanlar, müzik sonrasının sohbetini sürdürüyorlar manzarayı içlerine sindirmeye çalışırken, bardaklarında kalanları yudumlamayı sürdürüyorlar.
Vale peşine koşma, vapura yetişme, durak da son otobüsleri kaçırma telaşı yada koşuşturması da yok.
Sakıp Sanancı Müzesi’nden çıkınca, biraz yürümek istiyır insan. Emirgan sahili sakin ve sessiz sayılır, cuma akşamı olmasına rağmen. Çınaraltı biraz kalabalık doğal olarak.
Şimdi bu havada Aşiyan’a kadar yürümelimi diye de düşünmüyor değilim doğrusu.
Evet, 27.Akbank Caz Festivali başladı. Ayın 19’una kadar, “Şehrin caz hali” devam edecek. Belki bu süreçde başka mekanlarda, başka tınıların peşinde, yolculuğumuzu sürdürürken karşılaşırız. Ve de paylaşmaya çalışırız doğal olarak.
Ama 27 yıldır bu serüvene emek verenleri, bize “şehrin caz hali”ni hatırlatan ve yaşatankarı da unutmamak gerek. Çeyrek asrı aştılar nasıl olsa. Devam diyorlardır.
Biz de, DEVAM diyelim.
____________
İsmail Bayer. 6 Kasım 2017. İstanbul.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.